<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443</id><updated>2012-01-31T01:44:29.592+02:00</updated><category term='Red Hood Riding'/><category term='Dark Angel'/><category term='Samsung Galaxy S2'/><category term='Stargate: Universe'/><category term='The Vampire Diaries'/><category term='Siyaset'/><category term='TV Show'/><category term='Resident Evil'/><category term='Age Of Empires: Online'/><category term='Videogames'/><category term='True Blood'/><category term='Amerikan Otomobil'/><category term='James Cameron&apos;s Avatar'/><category term='Photoshop'/><category term='2012'/><category term='Hanna'/><category term='Battle: Los Angeles'/><category term='Supernatural'/><category term='Steven Spielberg'/><category term='Müzik'/><category term='The Cape'/><category term='Skynet'/><category term='Processing'/><category term='Terminator'/><category term='Emma Stone'/><category term='Vlog'/><category term='Kitap Önerisi'/><category term='Komik'/><category term='Terminator The Sarah Connor Chronicles'/><category term='Project Gondvana'/><category term='Android'/><category term='James Cameron'/><category term='News'/><category term='Softimage'/><category term='Covert Affairs'/><category term='K-Pop'/><category term='XSI'/><category term='Internet'/><category term='Site Önerisi'/><category term='Caprica'/><category term='Arnold Schwarzenegger'/><category term='Summer Glau'/><category term='Battlestar Galactica'/><category term='Photography'/><category term='Terra Nova'/><category term='Art'/><category term='Science'/><category term='Muhteşem Yüzyıl'/><category term='Persons Unknown'/><category term='Röportaj'/><category term='Chemical Brothers'/><category term='Jonah Hex'/><category term='Starship Troopers'/><category term='Life'/><category term='Fallout'/><category term='3D'/><category term='The Matrix'/><category term='Alias'/><category term='Fashion'/><category term='Barış Manço'/><category term='Alphas'/><category term='Literature'/><category term='Dollhouse'/><category term='Smoke'/><category term='Movies'/><category term='Hollywood'/><category term='Terminator Salvation'/><title type='text'>The Sci-Fi Chronicles</title><subtitle type='html'>The Shape Of The Things To Come</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>360</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1119265995647479763</id><published>2012-01-04T01:04:00.001+02:00</published><updated>2012-01-04T21:56:54.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2012'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>2012'de İzleyecek Başka Neler Var?</title><content type='html'>Madem artık kendime ayıracak bol bol vaktim var, 2012'de neler izleyeceğiz daha da derinlemesine bakmaya karar verdim. Zaten bundan sonra mega Supernatural yazıma girişip, bir takım teolojik virajları hızla aldıktan sonra, Fallout projeme yoğunlaşacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Upside Down&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melancholia ile hatırladığım ve yalnızca Elizabethtown ile sevdiğim Kirsten Dunst denince aklıma sadece What Would Tyler Durden Do'daki sürekli dişleriyle dalga geçilen post'lar geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-hzaAQYukArc/TwN0fRFezxI/AAAAAAAAB40/K0l2yZwYrRk/s1600/kirsten_dunst_teeth.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-hzaAQYukArc/TwN0fRFezxI/AAAAAAAAB40/K0l2yZwYrRk/s1600/kirsten_dunst_teeth.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;O yüzden bu kızın oynadığı filmlerde önemli bir odaklanma problemi yaşıyorum. Ama Upside Down'ın Trailer'ı çok hoşuma gitti. Bence görsel algı sınırlarını zorlayacak bir film olacak, çünkü yapılan bir deneyde, insanların ters yüz edilmiş imajları yalnızca bir süre boyunca olumlu değerlendirdikleri, bu süre aşıldığında ise negatif hislerin yoğunlaştığı ortaya çıkmıştı. Bilinçaltımız, öyle Upside Down falan sevmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de bu kızımız baş aşağı duranlarla öpüşmek konusunda Spider Man'de tecrübe sahibi olduğu için kadroya alınmış diyorlar :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/zrQX_lccunI" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Underworld: Awakening (Şubat 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu filmin ilki gibisi gelmedi ne yazık ki... Kanaatimce Troika oyunlarına en çok benzeyen atmosfer yalnızca ilk filmde vardı ve bütçe büyüdükçe iş Selene karakterini canlandıran Kate Beckinsale'in lenslerine ve görsel efektlere doğru odaklanmaya başladı. Tıpkı Resident Evil serisinin de Milla Jovovich'e odaklanmak için piç edilmesi gibi. Evet Bu hatunlar gerçekten çok güzeller ve ben dövüş provalarını bile saatlerce izleyebilirim ama lütfen. Yani lütfen şunu yapmayın. Kızlar için filmleri heba etmeyin. Pls. Tşk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/rzRQwjlecFE" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen İnternet'te benim gibi mızmızlanan ve &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Hollywood arttık bitti yaeee"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; çeken kitlenin devasa iki yüze sahip kıpkırmızı götlerden oluştuğunu olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunca şikayete rağmen, bu işin alternatifi olarak, hâlâ bir avuç sıkıcı Avrupa ve Asya filmine muhtaç bırakılıyorsak, hem Blockbuster olup, hem kaliteli olan bir iş -neredeyse- üretilemiyorsa ve biz bunu sağlayacak gücü ve örgütlenmeyi hâlâ oluşturamıyorsak, biz maalesef artık koca bir göt olmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;John Carter (Mart 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok bilinmeyen Barsoom serisinin ana karakteri John Carter'ın, 2007'de yayın haklarını satın alan Disney tarafından beyaz perdeye aktarılan uzun metraj projesi. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Trailer'ı 0:40'dan itibaren izleyebilirsiniz.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/WR6HUkzxjR0" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorumcuların da sıkça belirttiği gibi 80'lerin başında son derece popüler olan "Asil ve yerli, vahşi ve medeniyetten uzak ama cesur bir kahraman!" konseptinin en az itibar görmüş üyelerinden biri kendisi. Hatta biz buna Tarzan'a öncülük eden ve onun daha bilim kurgu bir versiyonu diyelim. Çünkü kökeni 1900'lerin başlarına kadar dayanıyor hikayenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarzan'ın hikayesinde ana karakter, ormanın kralı olmak için, yaşadığı çevredeki tüm türlere bir sevgi / güç ilişkisiyle hükmeden, kendi ırkından koparılmış, tekil ve vahşi bir adamdı. Ayrıca tamamen hayvanlarla büyümüş olmasına rağmen, son derece naif, adaletli ve muzip bir taraf barındırıyordu. John Carter'ın ki de, ana hatlarıyla, aynı hikayenin Mars'ta geçeni diyebiliriz. O zamanlar Mars, gidilmesi imkansız bir gezegen olarak algılanıyordu. Yine kendi ırkından ayrı, yine tek başına, yine kahraman ve yine dominant türlere sevgi / güç gösterisi ile liderlik ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trailer'ı bana pek ümit vermedi ve bir şekilde nedense, Star Wars'ı hatırlattı. Ama yine de 2012'nin izlenecekler listesine koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ghost Rider: Spirit of Vengeance (Şubat 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/VGnpILhyb2s" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl oldu bilmiyorum, ama adamlar 10 yılda Nicholas Cage'den bir Action Hero yaratmayı başardılar. Bu durum bile başlı başına öyle büyük bir fenomen ki, Kristin Stewart'ın o bönlükle, tiklerle ve ruhsuzlukla oyunculuk yapabilmesini ya da Robert Pattinson'ın bildiğin abomination sınıfına giren kemik yapısına rağmen yakışıklı sayılmasını bu sayede yadırgamıyorum. Hollywood bu, ne isterse onu yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada videonun başında, yönetmenlerin komik olma çabasından nefret ettim. O ne lan öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Snow White and the Huntsman (Haziran 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kristen Stewart'tan bahsettik, filminden bahsetmemek olmaz. Şaka gibi ya :) Kız Chris Hemsworth ve Charlize Theron'la aynı filmde "GÜZEL İNSAN" rolünde oynuyor. Eheheh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler hikayesinden yola çıkılarak yapılan bu filmde, nasıl oluyor da Stewart Charlize Theron'dan daha güzel ya da önemli ya da herhangi birşey olabiliyor anlamadım ama sırf Theron ve Chris'in hatrına bu filmi de izlerim. Bir de aslında, yaratık tasarımları oldukça güzel :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/2-UMNSVX7_I" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Jack the Giant Killer (Haziran 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/PPBFv8HJ_bo" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken Jack and the Beanstalk mı yoksa Jack the Giant Killer adıyla mı izlemiştim bilmiyorum ama, adı bilinmeyen filmler listemde güzel bir anı olarak dururdu kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bryan Singer'ın çekecek başka hikaye bulamadığına inanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Chronicle (Şubat 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/nGcwSDNFcsU" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da enteresan filmlerden biri. Aslında konusu pek klişe ama detaylarda hoşuma giden şeyler var. 80'lerin gençlik filmleriyle D9'dan sonra yaygınlaşan uzun metrajda reklam filmi etkisinin güzel kombolarını görüyorum. Umarım beni yanıltmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenini hiç tanımıyorum ve bütçesi de oldukça düşük. Muhtemelen dağıtımcısı Türkiye'ye göndermeyecektir bile. Konusu liseli ergenlerin süper güçler kazanması ve bunlardan birinin, aslında aynen olması gerektiği gibi, giderek azan güçleriyle etrafın a. koyması. Sırf bu yüzden Prototype oyununu ve Alex Mercer'ı çok sevmiştim. Eğer insanlar Tanrısal güçlere sahip olabilseydi, bunları kesinlikle kötü yönde kullanırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Devil Inside (Ocak 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Supernatural sağolsun, e bir de son derece underrated Constantine filmi var, korku filmi kapsamında heyecanla beklediğim tek film&amp;nbsp;The Devil Inside.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/OyT7xMPurgw" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen cheesy, tamamen tahmin edilebilir ve tamamen Exorcist kafası ama izlemek istiyorum kardeşim :) Seviyorum Demon'ları, Angel'ları :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Let's give them hell! Multiple demonic possession!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Rock of Ages (Haziran 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/_oMA2u_OPzY" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lanet olası bitmek bilmeyen müzikal trendi. İnanılmaz bir casting serüveni. Tom Cruise? Catherine Zeta Jones? Sırf styling ve 1987 Hollywood'unu görmek için izleyeceğim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Dark Knight Rises (Temmuz 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz ayında karşısına rakip bile koymamışlar :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/GokKUqLcvD8" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nolan fanı olmadığımı hepiniz biliyorsunuz. Batman Begins en sevdiğim Batman filmi. Eğer hislerim beni yanıltmazsa, bu filmin son favorim olacağını öngörüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1119265995647479763?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1119265995647479763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2012/01/2012de-izleyecek-baska-neler-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1119265995647479763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1119265995647479763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2012/01/2012de-izleyecek-baska-neler-var.html' title='2012&apos;de İzleyecek Başka Neler Var?'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-hzaAQYukArc/TwN0fRFezxI/AAAAAAAAB40/K0l2yZwYrRk/s72-c/kirsten_dunst_teeth.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8711659931444787911</id><published>2012-01-03T00:34:00.002+02:00</published><updated>2012-01-03T00:34:26.675+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Videogames'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fallout'/><title type='text'>You'll Shit Bricks</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/afq78eHYnUI" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lol :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-8711659931444787911?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/8711659931444787911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2012/01/youll-shit-bricks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8711659931444787911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8711659931444787911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2012/01/youll-shit-bricks.html' title='You&apos;ll Shit Bricks'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/afq78eHYnUI/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-663473389456494262</id><published>2012-01-02T00:18:00.000+02:00</published><updated>2012-01-04T01:10:33.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fashion'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Supernatural'/><title type='text'>2012</title><content type='html'>Neredeyse kapatıyordum The Sci-Fi Chronicles'ı, çünkü uzun tırnaklarla yazmak çok zor ehehe :) Şükür ki Short French'i de keşfettik de klavye kullanabilmek tekrar nasip oldu. Gelelim neler var, neler yok bunlardan bahsetmeye. Of bir sürü şey birikti yazacak! Nereden başlasam ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#20 Alice in Chains&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu grubu zaten severdim de, son birkaç aydır fıldır fıldır dönen müzik zevkim yüzünden ne dinleyeceğimi şaşırmış durumdaydım. K-Pop mevzusundan tutun, Alaturka'ya kadar binbir çeşit müzik içersinde dinlemekten vazgeçmediğim tek şey Alice in Chains oldu. Bu durumun; grubun müzikal başarıları ve Layne Staley'in eşsiz sesi bir yana, Alice in Chains'in dünyanın geri kalanı ile tanıştırdığı o enteresan hislerden kaynaklandığını düşünüyorum. Yoksa depresyon hırkası giyen Seattle doğumlu bir Grunge grubunun böyle çılgın bir hastalık haline gelmiş olmasının hiçbir açıklaması yok. Hem de kaç sene sonra... Nirvana ya da Pearl Jam sevmem. Ama Rooster, Check My Brain ve Whale and Wasp dinlemeden güne başlayamıyorum desem yeridir. İşin daha da fenası, bu adamların bizdeki komalara benzer geçişler kullanması, beni Grup 84 dinlemeye doğru itecek ya, işte ondan korkuyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#19 Nail Art&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mevzuya takmış durumdayım. Şimdiye kadar kendi üzerimde bir uygulama yapmadım ama Sally Hansen'ın da Türkiye'ye gelmesiyle, bu işe girişebileceğimi düşünüyorum. Size en beğendiğim Nail Art uygulamalarından birkaç örnek göstereyim o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-AU5JoMtGXpM/TwCwewrm_WI/AAAAAAAAB1w/S6SBRfYkVyU/s1600/1image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-AU5JoMtGXpM/TwCwewrm_WI/AAAAAAAAB1w/S6SBRfYkVyU/s1600/1image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#18 Moda ve Makyaj Blogları&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moda ve mekanları birleştiren bir web projesi için tasarım yaparken araştırdığım moda ve makyaj bloglarının bir bakıma bağımlısı oldum denebilir. Böyle "kız şeylerine" bu derece ilgi duyacağım aklıma gelmezdi :) Hatta madem bunlara bu kadar ilgi duydum, sizin için en beğendiğim makyaj blogunu söyleyeyim. Daha önce bu blogtan bahsetmiştim, belki kaçıranlar olmuştur: &lt;a href="http://boyakupuyum.com/"&gt;Boya Küpüyüm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu blogu bu kadar beğendiğimi soracak olursanız, birincisi blogun yazarı Siren bu işi uzmanlık seviyesine taşımak için kozmetik dalı üzerinde yüksek lisans yapıyor. İkincisi, yazdığı yazılar "Ay bugün bunu bunu sürdüm" tribinden ziyade bilimsel nitelik taşıyan, eğitici, öğretici şeyler. Ama benim için asıl nedeni makyaj zevki husunda Türk kızlarının genelinde gördüğümüz lümpenlikten eser taşımaması. Son derece sade ve etkileyici bir tarzı var. Blog'un adının Boya küpüyüm olduğuna bakmayın :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#17 Kitaplar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son iki ay, uzun süredir okumadığım kadar çok ve sık kitap okudum. Shibumi'nin sansürsüz ilk baskısını arıyorum bu arada, elinizde varsa ve satmak istiyorsanız, lütfen benimle irtibat kurun :) Hui Ying'in 2 liralık Youtube kitabından, Osho'nun Farkındalık'ına, Alfonso Signorini'nin Marilyn'inden, Ned Beauman'ın Boksör Böcek'ine 10'un üzerinde kitap okudum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JDQMEBlD3Ro/TwC05Xd5PTI/AAAAAAAAB2I/5JznL4kli0A/s1600/2image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-JDQMEBlD3Ro/TwC05Xd5PTI/AAAAAAAAB2I/5JznL4kli0A/s1600/2image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bunlardan çevirisini ve hikayesini en beğendiğim Alfonso Signorini'nin Marilyn'i olurken (Leyla tonguç Basmacı'nın çevirisi de muhteşem olmuş), en nefret ettiğim ve hâlâ bitiremediğim kitap Ned Beauman'ın Boksör Böcek'i oldu. Aslında kitap olarak "MUHTEMELEN" iyi bir kitap ama Sabri Gürses'in çevirisi, zaten kurgu olarak bölük pörçük durumda olan hikayeyi okunmaz kılıyor. Ayrıca ne diyeyim, The Times "Olağanüstü" demiş, Daily Express "dahice" falan demiş ama, güldüren uzun tamlamalar dışında, ibne bir Yahudi boksörün kabalıklarını okumak bana öyle çok da sürükleyici gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#16 Marilyn Monroe&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Ben tüm insanlığa ve dünyaya aitim, yetenekli ya da güzel olduğumdan değil, hayatım boyunca hiçbir şeye ya da hiç kimseye ait olmadığımdan."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar hikayenin bir çok kısmı kurgu olsa da Alfonso Signorini "Marilyn Vivere e morire d'amore" kitabında öyle muazzam bir karakter yaratmış ki, meraklanıp daha da derinlere indiğinizde, Marilyn Monroe'nun gerçekten ne kadar eşsiz, ne kadar özel ve ne kadar yanlış anlaşılmış bir kadın olduğunu öğreniyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela hâlâ birçok gerizekalı Marilyn Monroe'nun gerçekten aptal olduğunu sanıyor. Hatta &lt;i&gt;"Aslında Banu Alkan o kadar salak değil oğlum, rol yapıyor"&lt;/i&gt; adamları Marilyn Monroe'nun &lt;b&gt;"aptal sarışınlık"&lt;/b&gt; ünvanını kendi kariyer planının bir parçası gibi yorumluyor. Hayır bilmemek ayıp değil de, peşin hükümlü olmak, akham kesmek, zırvalamak ayıp. Şimdi Marilyn döneminde Hollywood ve muhafazakar Amerika'daki erkek egemenliğinden, akıl hastası annesinden, baba figürü eksikliğinden ya da Pulitzer ödüllü Arthur Miller'ın Marilyn'e aşık olarak, O'nu nasıl değerlendirdiğinden bahsetmeyeceğim. Ama merak ediyorsanız alın bu kitabı ve okuyun. Marilyn'in hayat hikayesini öğrenmeye başlamak için güzel bir referans.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#&lt;/b&gt;&lt;b&gt;15 Ara Sokaklar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara sokakları gezip, hiç girmediğim yerlere girip, cep telefonuyla o an ne yakaladıysam çekmeye bayılıyorum. Böyle sümüklü Balat çocukları ya da yaşlı amcalar yerine kedileri, otomobilleri, yerleri, duvarları çekmek hoşuma gidiyor :) Eğer Lumix'im için iyi bir Converter ve Lens alabilirsem belki boynumda 1,5 kilo taşımaya da başlayabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BwCY6run7Mc/TwC514-EfjI/AAAAAAAAB2U/FKEXfxInqQU/s1600/3image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-BwCY6run7Mc/TwC514-EfjI/AAAAAAAAB2U/FKEXfxInqQU/s1600/3image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#14 Pendulum&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar Supernatural'ın da etkisiyle iyice klasik Rock ve Metal müziğe doğru yönlenen kulağıma farklı yönlerden esen tek rüzgar Industrial ve Dub Step karışımı bir işler çeviren Pendulum. Kendilerini Rusların Broadcast Design showreel'lerine bakarken olağanüstü &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=bEiplML1Bn0&amp;amp;ob=av2n"&gt;Comprachicos&lt;/a&gt; parçası sayesinde keşfettim. Bunun dışında &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=z0AMT8VU5y0&amp;amp;ob=av2n"&gt;The Island Part 2&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=X1x4aQ_BVEE&amp;amp;ob=av2n"&gt;Set Me On Fire&lt;/a&gt;'da beni çok eğlendiriyor. Ama asıl bomba aşağıda. Ben böyle güzel Remix dinlemedim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/HUvQtpbzRgc" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#13 Metallica&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pendulum'ın &lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;Master of Puppets&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Remix'i ve Supernatural'ın ilk sezonunda soundtrack olarak dinlediğimiz &lt;b&gt;&lt;i&gt;Enter Sandman&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'den sonra lisede sönen Metallica aşkım tekrar kabardı. Metallica'ya geçen yıllar içinde çok haksızlık yaptığımı düşünüyorum. 2012'de kısmetse, onları yeniden keşfedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#12 Emre'nin Kedileri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla birşey söylemeye gerek yok :) Fotoğraflardaki pisicikler hayatımıza gireli birkaç ay oluyor, &lt;b&gt;&lt;u&gt;ve hâla dünyanın en güzel kedisi benim kedim&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;, ama bu minnoşlar da fena değiller ha?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tD-GSx0-9Vg/TwC99iExsYI/AAAAAAAAB2g/rOWNzcQxIm8/s1600/4image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-tD-GSx0-9Vg/TwC99iExsYI/AAAAAAAAB2g/rOWNzcQxIm8/s1600/4image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#11 Katie Cassidy / Ruby&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Supernatural'da en sevdiğim hatun karakter olan Ruby, kendisine olan sevgimi boşa çıkarmadı ve manipülatif kaltaklık dalında Lost'taki Benjamin'in tacını devraldı. Ama asıl mesele kendisini 5. sezona kadar canlandıran Katie Cassidy'nin aşmışlığı. Ben bu kızı daha önce Gossip Girl'de izlediğimde neyi kaçırdığımı anlayamamışım. Muhtemelen Gossip Girl'ün entrika seviyesindeki gerizekalılıktandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bence, Supernatural'da olup olabilecek en başarılı Neutral Evil karakterlerden biri olmuş Ruby.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii birçok TV eleştirmeni böyle düşünmüyor, onu da eklemem lazım. Çoğu eleştirmen Katie'nin Buffy'de Faith rolünü oynayan Eliza Dushku ya da Battlestar Galactica'da Six'i canlandıran Tricia Helfer'ın yarısı kadar bile sert ve kaliteli bir anti-kahraman olmayı başaramadığını, Winchester'ları "aptal" gösterdiğini ve Jensen'ın müthiş rol kabiliyetinden bile etkilenmeyecek kadar standart bir oyunculuğu olduğunu söylemiş. Zevk meselesi tabii, ben Cassidy'e hasta oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Ic2YoeYBh08/TwDAekh1yMI/AAAAAAAAB2s/Mft_tsIJ9RM/s1600/5image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-Ic2YoeYBh08/TwDAekh1yMI/AAAAAAAAB2s/Mft_tsIJ9RM/s1600/5image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Madem konusu açıldı, o zaman biraz Ruby özelinde Supernatural'ın en çok konuşulan oyuncu değişikliğinden bahsedelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden Katie'nin yerine Genevieve Cortese'in geldiğini merak ediyorsanız söyleyeyim, bütçe yüzündenmiş. İlk başlarda yeni Ruby'nin bu kadar ucuz gelmesinin bir nedeni varmış demek ki :) Ama hakkını vermeliyim, &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=YhlMiTqFcJU&amp;amp;feature=related"&gt;kendisinin de dediği gibi&lt;/a&gt;, sezon finalinde Cortese'de Ruby olarak AWESOME bir performans sergiledi. Velhasıl yine de Cassidy olsaydı nasıl oynardı diye merak etmeden duramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyrun burada da Cassidy'i neden bu kadar sevdiğimi gösteren detaylar var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://29.media.tumblr.com/tumblr_lfs7mc8Bu71qfhh9vo1_500.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://29.media.tumblr.com/tumblr_lfs7mc8Bu71qfhh9vo1_500.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"When Katie Cassidy, who originally auditioned for the role of Bela Talbot, joined the series, she had to train in kickboxing to be able to perform Ruby's martial arts skills. This prompted her to attempt as many of the fight scenes as she could, rather than rely on her stunt double. She also prepared by looking to Sharon Stone's performance in the film Basic Instinct for inspiration due to Ruby's manipulative ways. Because of her height difference with the lead actors, -Cassidy is 5'7" while Jared Padalecki is 6'4- she had to wear tall, spiky high heels that at times made her lose balance."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu da Genevieve Cortese'in tarafından bir hikaye:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://26.media.tumblr.com/tumblr_ljeao5Otoo1qay34co1_500.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://26.media.tumblr.com/tumblr_ljeao5Otoo1qay34co1_500.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Due solely to budgetary reasons, Cassidy was let go after the third season. To "make the best out of a bad situation", Kripke and the writers planned for Ruby to take on a new host every few episodes for the fourth season. This "creatively innovative" quality would "keep [viewers] guessing", and provide a "cool character that most shows don't have the ability to do". Genevieve Cortese played the first of what was expected to be many incarnations. To prepare for the role, she viewed DVD's of Katie Cassidy's portrayal. Cortese found it at first strange stepping into Cassidy's shoes, stating, "I was conflicted over where Ruby is now versus where she's come from." Taking from the third season finale in which Dean is sent to Hell, Cortese portrayed the character as having some guilt over his death. She also wanted the character to seem "as innocent as possible" to make viewers question her true allegiance. Impressed by the actress, Kripke chose to keep her in the role because she "brought a lot of the different colors and vulnerabilities to Ruby that Kripke was really looking for"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#11 Neutrogena Radiance Boost Eye Cream&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli ekrana bakmaktan ve az uyumaktan gözlerimin altı o kadar morarıyor ki, bazen ben bile kendime bakıp bakıp korkuyorum. Yani böyle gözaltı olmaz olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sVNfg_4x994/TwDJDfCjh5I/AAAAAAAAB24/0Q-eWRb0BUk/s1600/6image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-sVNfg_4x994/TwDJDfCjh5I/AAAAAAAAB24/0Q-eWRb0BUk/s1600/6image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Buna kısmen çare olarak Neutrogena'nın&amp;nbsp;Radiance Boost Eye Cream'ini buldum. Öyle mucizeler falan yaratmıyor ama gözle görülür bir etki de yok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#10 Su&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EDCsmagiNr8/TwDJfqWElsI/AAAAAAAAB3E/WS4Yn8mxfWk/s1600/7image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-EDCsmagiNr8/TwDJfqWElsI/AAAAAAAAB3E/WS4Yn8mxfWk/s1600/7image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin görmezden geldiği bir gereklilik. Günde 2 litreden aşağı su içmemeye çalışıyorum. Resmen 2 günde yaşam kalitem arttı diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#9 Diyet&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yediklerime de dikkat ediyorum. Baya bir kilo vermem lazım :/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#8 Spor&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5'inde spor salonuna tekrar başlamayı düşünüyorum. Geçen sene Hillside'a 2000 küsür lira ödedim ve 10 kere gitmişimdir herhalde. Bu sefer aynı boku tekrar yemeyeceğim. Eve yakın ve arabayla gitme zorunluluğu olmayan bir yer olacak :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#7 El-İşi Aksesuar ve Objeler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işe de son zamanlarda merak sardım. Etsy'de, Pulse'da, Fancy'de ve Another'daki birbirinden güzel el işi, özel tasarımları gördükçe çıldırıyorum. Şu aralar analiz aşamasındayım, çok yakında uygulamaya geçeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CT1H48T3Nvc/TwDPRBYWV3I/AAAAAAAAB3Q/qghOChlLOIU/s1600/8image.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-CT1H48T3Nvc/TwDPRBYWV3I/AAAAAAAAB3Q/qghOChlLOIU/s1600/8image.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de &lt;a href="http://psimadethis.com/"&gt;şu bloga&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.refinery29.com/"&gt;bu siteye&lt;/a&gt; hasta oldum. Elime fırsat geçer geçmez yukarıdakileri yapmayı düşünüyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#6 Maya, Smoke, After Effects&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın vazgeçilmezleri :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#5 Bilimkurgu Kuruması&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Prometheus&lt;/b&gt; dışında adam gibi bir bilim-kurgu haberi var mı? Artık o kadar umudumu kestim ki, hiçbirşey beklemiyorum bile. Prometheus'un da feci şekilde Alien'a benzemesi, beni umutsuzluğa sürüklüyor. Fringe'in iyice fantastikleşmesi ve verdiği araların bokunu çıkarması, Terra Nova'nın patlaklığı, Alphas'ın sıkıcılığı derken yıllardır "Fantastik lan bu!" diye sırt çevirdiğim Supernatural'a başladım. Ve size birşey diyeyim mi, iyi ki de başlamışım ulan! İzlediğim en iyi 10 dizi listesine üst sıralardan girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011'de Melancholia, Hanna, Thor, Limitless, X-Men First Class, TrollHunter gibi sevdiğim filmler oldu. Ama İŞTE BU! dedirtecek birşey izlememiş gibi hissediyorum kendimi. Attack the Block mu dediniz? Hepimiz kasetleri ve mahalleleri seviyoruz OK, ama çok İngilizvari Absürd be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#4 Beklenen Şarkı ve Bir Çocuk Sevdim + Bir Kadın Tanıdım&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollywood artık kıvranıyor. 100.000 kere dünyanın sonunu getirdiler şu son 30 filmde, ama hala bir Terminator'ün 6 milyon dolarlık bütçeyle yaşattığı dünyanın sonu hissi yok. 2012'de gelmesini beklediğim ve muhtemelen izleyeceğim Thriller ve Blockbuster filmler aşağıdaki şekilde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Battleship (Nisan 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiden bok gibi bir film olacağını ön görebiliyoruz. Ama Allah'ın emri izleyeceğiz. Gerçi belki izlemesek, hepimiz izlemesek, böyle boktan filmler yapmayı bırakırlar. Belki de izlememeliyiz. Belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/qDMXkPfxjOc" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Darkest Hour (Nisan 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aslında 2011 filmi, ama eğer başka şekilde izlemezsem, sinemada izleyebilirim. IMBD puanının düşük olmasını, hatta bok gibi olduğuna bahse girecek olmamı bile önemsemiyorum. Çünkü kötülük içimizde! Bu film resmen kapitalizmin Sovyet kültürü üzerinden pazarladığı bir propaganda. Sırf cürretlerini değrlendirmek için gideceğim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/Yc-AGw1ecDk" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;G.I. Joe 2: Retaliation (Haziran 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkini sevdim, G.I. Joe severim, Rock oynuyor, Bruce Willis oynuyor. Giderim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/V2YMu52MfqA" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Man in Black III (Mayıs 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90'lar için vapur aksesuarı mizah dergilerine bile tahammül edebilirken, MIB için bileklerimizi kesmez miyiz? Keseriz :) Hem de ZAMAN YOLCULUĞU bile var. YAY!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/IyaFEBI_L24" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Expendables 2 (Ağustos 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu izlemem, ilki kötüydü, aman ot bok diyen lütfen defolsun gitsin :) Evet ilk film çok daha iyi olabilirdi, bu da muhtemelen çok iyi olmayacak. Ama dostum, senin sorunun ne ha? Çıldırdın mı sen ha! Lanet olsun dostum, şimdi, hemen kendine gel! Hiçbirşey umrumda değil. Bu film, deliler gibi beklediğim tek film :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/7rkdTcQLwZ4" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Marvel's The Avengers (Mayıs 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Expendables'ı bekleyip de Avangers'ı beklememek olmaz. Eğer Captain Amerika o kadar boktan olmasaydı, bu filmle ilgili beklentilerim çok daha yüksek olabilirdi ama Iron Man'in yanına bile yaklaşamayan, Thor'la aynı kefeye bile konulamayacak Captain Amerika'dan sonra Hulk Cameo'su bile beni pek heyecanlandırmıyor. Yine de, bakalım diyoruz. Belli olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/zatgnqdIefs" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Hunger Games (Mart 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk fırsatta kitaplarını okuyacağım çünkü çok iyi olduklarını birkaç yerden duydum. Trailer bana Arnie'nin The Running Man filmini anımsattı, ama medya eleştirisinden ziyade daha politik bir alt metin ve daha karanlık bir son bekliyorum. Bunlar trailer doğrultusundaki yorumlarım. Heyecan verici görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/SMGRhAEn6K0" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Hobbit : An Unexpected Journey (Aralık 2012)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın sonu gelmeden önce izleyeceğimiz son film için en uygun aday. Tanrım! Tüylerim diken diken oldu ve bir anda 10 sene öncesine, 2001'e döndüm. Sözler fazlalık, Trailer'ı izleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/T90Holdcrps" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#3 Sam Winchester&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://28.media.tumblr.com/tumblr_louhc9QM101qll1npo1_500.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://28.media.tumblr.com/tumblr_louhc9QM101qll1npo1_500.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#2 Castiel&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://media.tumblr.com/tumblr_lwwl9iolfA1qaaun5.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://media.tumblr.com/tumblr_lwwl9iolfA1qaaun5.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i405.photobucket.com/albums/pp139/lisa_lion_heart/movingicons/tumblr_lm8jhwFu8u1qdzg8t.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;#1 Dean Winchester&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://27.media.tumblr.com/tumblr_loihx7hgZ11qbrytlo1_500.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://27.media.tumblr.com/tumblr_loihx7hgZ11qbrytlo1_500.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de anlayacağınız üzere bir sonraki yazı SUPERNATURAL hakkında olacak :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Winchesters.&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-663473389456494262?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/663473389456494262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2012/01/2012.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/663473389456494262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/663473389456494262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2012/01/2012.html' title='2012'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-AU5JoMtGXpM/TwCwewrm_WI/AAAAAAAAB1w/S6SBRfYkVyU/s72-c/1image.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-7192994250679832552</id><published>2011-11-13T18:34:00.001+02:00</published><updated>2011-11-13T20:44:17.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='K-Pop'/><title type='text'>Bir Kültür Olarak K-Pop Meselesi</title><content type='html'>Bu aralar eski bağnazlığımı bir kenara bıraktım ve hayatta yapmam dediğim şeyleri yapmaya başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden yalnızca Soundtrack dinleyerek &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Demin müzik dinledim ben!"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; hissine kapılırken, şimdi Justin Bieber'dan Baby dinlemeye bile kalkışabiliyorum. Bu arada söz Bieber'dan açılmışken; veledin kendisine karşı milyonların duyduğu gibi bir nefret beslemediğimi belirteyim. Yani Bieber'in kaşlarını bondage yaparak almak isteyenler kadar ya da Youtube'ta çok sevilen videoların Like / Dislike oranına bu cancişin pipipisiyle açıklama getirenler gibi delicesine bir nefret hissiyle dolu değilim. Sadece ünlü olmayı zerre kadar hak etmediğini düşünüyorum. Youtube'da bu tesbih tanesinden çok daha yetenekli kiddolar varken neden ve nasıl bu ibiş ünlü oldu, bilemiyorum. Teorim; son yıllarda&lt;i&gt; 'öyle çok da yetenekli olmayan' &lt;/i&gt;insanların birer birer ünlü yapılmasının yeni bir pazarlama stratejisi olması. Dünyadaki çok büyük bir çoğunluk; olağanüstü yetenekli olmayan, sıradan ve vasat bir alım gücünü temsil ettiği için onların idolleri de kendileri arasından seçiliyor. Herneyse. Konumuz bu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Konumuz Kore Popu.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fringe dahil hiçbir dizi hakkında yazacak kadar heyecanlanmadığım için, Terra Nova'yı, Alphas'ı izlemeyi bıraktığım için ve&lt;i&gt; -muhtemelen- &lt;/i&gt;gündemi oldukça geriden takip ettiğim için yine kendi çapımdaki keşiflerden bahsetmek istiyorum. Bu aralar Youtube'un tuhaf bölümlerinde gezerken Türkiye'de pek bilinmediklerine kanaat getirdiğim bazı fenomenlere rastladım. Çıbanın başı şöyle oluştu: Bana oldukça enteresan gelen Yaoi meselesini araştırırken çeşitli forumlardan bazı Youtube videolarına, o videolardan da dünya kültürünün dipsiz kuyularına sürüklendim. Bu kuyuların karanlık duvarlarına tutunmuş kaygan yosunların başlıcası da; K-Pop (Korean Pop) tanımı altında toplanan genç androjenler sürüsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vlf9YMDaj9o/TsAKeu900UI/AAAAAAAABlQ/t3pWTxxKRdg/s1600/super_junior.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="422" src="http://3.bp.blogspot.com/-vlf9YMDaj9o/TsAKeu900UI/AAAAAAAABlQ/t3pWTxxKRdg/s640/super_junior.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Rastladığım ilk grup 2005 yılında kurulan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Super Junior&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'dı. Bizdeki yabancı müzik medyası, maalesef yalnızca Amerikan / İngiliz &lt;i&gt;-mainstream-&lt;/i&gt; kuyusundan beslendiği için &lt;i&gt;Super Junior&lt;/i&gt; fenomeniyle tesafüden 2011'de karşılaşabildim. Muhtemelen benden önce keşfeden birçok kişi olmuştur. Ama gerek sözlüklerde, gerekse Türkçe içerikli müzik sitelerinde gördüğüm manzara, bu gençlerin pek de bilinmediğine işaret ediyordu. O yüzden müthiş bir görev bilinciyle bu pisicikleri size tanıtmak istiyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K-Pop gruplarının genelinde olduğu gibi Super Junior'da çil yavrusu gibi bir kadroyla sahneye çıkıyor. Çıkışlarını 12 kişiyle yapan gruba &lt;i&gt;(Leeteuk, Heechul, Yesung, Kangin, Kibum, Han Geng, Shindong, Sungmin, Eunhyuk, Donghae, Siwon, Ryeowook)&lt;/i&gt; tüm bunlar yetmezmiş gibi 13. kişi olan &lt;i&gt;Kyuhyun&lt;/i&gt;'u da almışlar. İlerleyen yıllar içinde grup çeşitli alt gruplara bölünmüş. Bu veled-i zinaların bir kısmı oyunculuk, bir kısmı sunuculuk kariyerine başlamış. Efendime söyleyeyim, bazıları gerek askerlik olsun, gerek bir takım yasal sorunlar; çeşitli sebeplerden ötürü zaman zaman &lt;i&gt;Super Junior&lt;/i&gt; aktivitelerine ara vermiş. Hatta &lt;i&gt;Han Geng&lt;/i&gt; isimli gangbang esintili kardeşimiz &lt;i&gt;'Mandarin Pop'u ve Eğlence Kültürü'&lt;/i&gt; faaliyetlerini tek başına sürdürmek için gruptan ayrılmış. Ama ne olursa olsun varlıklarını sürdürmeyi başarmışlar ve kariyerlerine 2011 itibarı ile, Aktif Üye Sayısı = 8 kişi olarak devam ediyorlar. (Tıpkı İnternet'te hergün karşılaştığımız binlerce PHP Forum modülü gibi!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim keşif sürecim son stüdyo albümlerinde patlama yaratan ve Japonya'yı altüst eden single'ları Mr.Simple ile oldu. Lafı fazla uzatmadan direk klibi paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/r6TwzSGYycM" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şarkıyı duyduğum andan beri Mr. Simpul Simpul diye ortamlarda dolaşmam lanetin ilk göstergesi olacak ki, resmen bütün müzik geçmişimi çöpe attım ve iki günde K-Pop deryasının dibine vurdum. İlk fark ettiğim şey Kore'deki müzik piyasasının &lt;i&gt;-Tabii ki yalnızca Güney Kore'den bahsediyorum, Kuzey Kore'de muhtemelen yalnızca sözleri küfürle değiştirilmiş Amerikan Milli Marşı dinleniyor- &lt;/i&gt;Amerika'dan bile acımasız oluşuydu. Aynı albümü 15 farklı kapakla basarak dinleyiciye sunmak, bir grubun bölünerek 27 farklı alt grup oluşturması, K-Pop gruplarının birbirlerinin şarkılarını Cover'layarak TV'lere çıkması ve sevilen bir şarkının 996 versiyonunun 1 ay içinde piyasaya sürülmesi gibi örnekler; bu acımasızlığın boyutunu yeterince vurguluyordur diye düşünüyorum. Fakat buna rağmen, grupların belli bir yaratıcılık seviyesinin üzerinde kaldığını gördüm. Şimdi yaratıcılık ne diye soracak olursanız; herşeyden önce önyargılardan arınarak değerlendirilmesi gereken şey derim. Bu şeyin içeriği, adı üzerinde herşey olabilir. Bazılarınız; bu Batı tarzıyla seyreltilmiş Uzakdoğu kültürünün yeni elçileri için amiyane tabirle "piyasa" sıfatını uygun görebilir. Zaten burada dikkat etmemiz gereken şey, ırklardan, devletlerden, kültürlerden ve türleri birbirlerinden ayıran sınırlardan uzak bir pop kültürüne Koreli gençlerin ne kattığını görebilmek. Yani bu K-Pop meselesi, bütün dünyada "Pop" olarak adlandırılabilecek devasa bir yumağın o perspektiften örüleni. Ve bence en az bir Lady Gaga ya da Justin Bieber kadar, kültürel anlamda irdelenmeyi hak ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/x6QA3m58DQw" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O linkten bu linke giderek K-Pop'u olabildiğince farklı kaynaktan, yeterince çeşitli örnekle incelemeye çalıştım. K-Pop gruplarının müziklerini imajlarından, danslarından ve yarattıkları moda kültüründen bağımsız olarak değerlendirmek çok zor. Ama yine de ayırtedici bir özellikleri olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Super Junior bazında konuşacak olursak; müzikal mentor'larının Yoo Young-jin isimli bir amca olduğunu ve bu amcanın da "SMP Style" şeklinde özetlenen bir türe öncülük ettiğini görürüz. K-Pop'un bu kadar sevilmesinin nedenini de, SMP'nin bileşenlerine bakınca anlıyoruz: Rock, R&amp;amp;B ve Rap vokallerin elektro gitar, ritmik bass riff'leri ve yapay perküsyonlarla melodikleştirilmesi. Avrupa müzik piyasası Batı'da deneysel dans müziğine, Doğu'daysa daha etnik bir EuroPop türüne doğru evrilirken, Amerikan piyasası popüler müzikteki dominant baharatı Dubstep'in şevkatsiz elleriyle serpiştiriyor. K-Pop bunlardan kesinlikle daha farklı. Özellikle Avrupalı DJ'lerden daha basit, ama kesinlikle daha etkili bir yöntem benimsiyorlar. Özellikle şarkıların intro'larına baktığımızda "İstersek çok kaliteli müzik yapabilirdik, ama biz albüm satmak istiyoruz!" mesajını alabilirsiniz. Ayrıca Kore dilinin İngilizce'yle uyumu da gerçekten müthiş olmuş. Muhtemelen Korece konuşulmayan ülkelerde bu derece sevilmelerine neden olan gizli tarif de bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Diğer K-Pop gruplarına ve sololarına bakalım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;TVXQ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/djJb5iSL0Do" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Girls Generation&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/13N5oBdXUHg" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2NE1&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/j7_lSP8Vc3o" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sistar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Pj3q0ZChgFE" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Shinee&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/sXmL-024UoA" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;G.&lt;/b&gt;&lt;b&gt;NA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/tXXD7yUaPA4" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hyuna&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/bw9CALKOvAI" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kara&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/zYoYoBtLqOY" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;JYJ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/CcecmEa0NEg" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;DBSK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/sP4A468sNTU" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En öne çıkan örnekleri ve birbirine yakın şarkı türlerini toparladım. Bunlara baktığınızda ne görüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K-Pop'u incelediğimde, Uzakdoğu kültüründe beni oldukça etkileyen ve merakların en habis olanına sevkeden şeylerden başlıcasını görüyorum: Ataerkil Uzakdoğu kültürüne karşı ortaya çıkan bir başkaldırı. &lt;i&gt;(Gerçi Güney Kore kültürü özelinde pek fazla birşey bilmediğimi söylemeliyim. Ama bundan sonra kesinlikle devamı gelir bende bu işin...)&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle erkek gruplarına baktığınız zaman, erkek göremiyorsanız ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Gerçi Uzakdoğu erkekleri, hiçbir zaman Doğu ya da Akdeniz kültüründe betimlenen testosteron bombası erkeklerden olmadı. Ya da Amerikan porno sektöründe, Asyalı erkeklere yönelik ırkçılığın geldiği noktayı, neredeyse hiçbir pornoda Asyalı erkek göremeyerek fark edebilirsiniz. Fakat burada söylemek istediğim şey bambaşka. Bütün K-Pop gruplarındaki erkekler androjen, kızlar ise lolita imajına büründürülmüş. Tüysüzlük, pürüssüzlük, yaşsızlık ve cinsiyetsizlik her birinin ortak noktası. "Çekik pornosundan" fırlamış gibi görünen kızlar bile, aslına bakarsanız hiçbir olgunluk içermiyor. Kadınsılıktan ziyade, bir çocuksuluk söz konusu. Asyalı erkeklerin "underage" tutkusu, bu grupların damarına işlemiş. Ayrıca K-Pop gruplarının yerel fanları, grup üyeleri arasındaki cinselliği oldukça doğal karşılıyor. Örneğin aşağıdaki videoda, Super Junior üyelerinin arasındaki ilişki biz beyazların çoğunluğu için inkar edilemez biçimde eşcinsellik barındırırken, bu videonun Kore'deki tanımı "Kardeş Sevgisi" gibi birşey:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/ffIcUn-TgWg" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba diyorum, Koreli gençlere benimsetilen bu kültür özellikle kadın fanlar arasında devasa bir inkar dinamiği mi yarattı, yoksa gerçekten, Kore kültüründe eşcinsellik bildiğiniz Bro-Love olarak mı adlandırılıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aha bu da başka bir örnek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/cJGGO4fRd38" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl bu K-Pop meselesi, Uzakdoğu kültürü açısından değerlendirildiğinde bile çok enteresan birşey. Yani burada konuya çok yüzeysel bir giriş yapmış olduk ama, aslında her grubu oldukça detaylı incelemek gerekiyor. Tabii ben Yaoi fenomenini araştırırken buralara geldiğim için, nelere kafa yorduğum hususunda çok sağlıklı düşünemiyorum :) Ama işin kültür tarafını bir kenara bırakırsak, sadece müzikal açıdan bile popüler müziğe oldukça önemli katkıları olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu arada son bir hatırlatma:&lt;/b&gt; Super Junior fanlarına ELF deniyor. O yüzden sağda solda, mistik bir Orta Dünya tribiyle ben ELF'im diye gezinirken ^_^ ifadesiyle karşılaşırsanız, şaşırmayın :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-7192994250679832552?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/7192994250679832552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/11/bir-kultur-olarak-k-pop-meselesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/7192994250679832552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/7192994250679832552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/11/bir-kultur-olarak-k-pop-meselesi.html' title='Bir Kültür Olarak K-Pop Meselesi'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-vlf9YMDaj9o/TsAKeu900UI/AAAAAAAABlQ/t3pWTxxKRdg/s72-c/super_junior.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6900638773775449729</id><published>2011-11-09T15:08:00.003+02:00</published><updated>2011-11-09T15:11:02.884+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>The Expendables 2 Geliyor</title><content type='html'>Bulgaristan'da yapılan çekimlerden yeni fotoğraflar sızınca, ben de dayanamadım paylaşayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gUO9x0Eu5yY/Trp7EJePbbI/AAAAAAAABlI/TTzCjCWdlRA/s1600/ex12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-gUO9x0Eu5yY/Trp7EJePbbI/AAAAAAAABlI/TTzCjCWdlRA/s1600/ex12.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Diğer fotoğraflar da &lt;a href="http://www.comingsoon.net/news/movienews.php?id=84103"&gt;burada.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitse de gitsek :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6900638773775449729?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6900638773775449729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/11/expendables-2-geliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6900638773775449729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6900638773775449729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/11/expendables-2-geliyor.html' title='The Expendables 2 Geliyor'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-gUO9x0Eu5yY/Trp7EJePbbI/AAAAAAAABlI/TTzCjCWdlRA/s72-c/ex12.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3168561622010000640</id><published>2011-10-25T22:57:00.001+03:00</published><updated>2011-10-25T23:09:51.582+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Lütfen Aradaki 7 Farkı Bulun</title><content type='html'>&lt;b&gt;Nokta atışı yapıyorum, umarım sahibini bulur:&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birazdan okuyacağınız yazı oldukça güzel bir yazı, ama İngilizce'den çok kötü çevirdim, haberiniz olsun :)&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Esinlenme'&lt;/i&gt; perdesine bürünüp, orijinallerinin düşük bütçeli kopyaları haline gelen eserler kervanına bir yenisi daha eklenmiş. Şu klibi izlediniz mi bilmiyorum. Bundan bir kaç ay önce arkadaşım &lt;a href="http://basakerol.com/"&gt;Başak&lt;/a&gt; sayesinde keşfetmiş ve hem şarkıya, hem de klibe hayran kalmıştım. Daha sonra şarkı, mükemmel bir sanat yönetmenliğiyle Assassin's Creed'in trailer'ında da kullanıldı. &lt;b&gt;Woodkid - Iron'&lt;/b&gt;dan bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/21604065?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0&amp;amp;color=ffffff" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/21604065"&gt;Woodkid - Iron&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/woodkidmusic"&gt;WOODKID&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde bir başka arkadaşım sayesinde ise çığır açıcı, dimağ genleştirici bir keşifte daha bulundum ki; o da Ayşe Saran isimli bir 'bayanın' "Kaybedecek Birşey Yok" isimli eseriydi. Buyrun onu da paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/28805188?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/28805188"&gt;Ayse Saran - Kaybedecek Birsey Yok&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user3634094"&gt;Efe Conker&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Normalde Türkiye'de yapılan ve öyle ya da böyle birşeyden fazlaca esinlenildiğini düşündüğüm işlere zaman ayırıp da blogumda bahsetmem. Bunun birinci nedeni Türkiye'deki işlerin %90'ının çakma olması. Ama asıl nedeni şu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok Türk klip yönetmeninin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kendi ekibine, &lt;br /&gt;ne yaptığı işe,&lt;br /&gt;ne yaratıcılığa,&lt;br /&gt;ne de harcanan emeğe değer biçerken, &lt;br /&gt;dik bir duruş sergilemeyip, &lt;br /&gt;bir Doğan SLX parasına tamah ederek, &lt;br /&gt;piyasa dinamiklerini yerle yeksan ettikten sonra,&lt;br /&gt;sanki dünya klasmanında iş üretmiş gibi triplere girmelerine, &lt;br /&gt;hiç katlanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz Özdil gibi yazdım, çünkü birçok Türk yönetmen başka formatta yazı okuyamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu klibin yönetmenini şahsen tanımam, daha önce yaptığı herhangi bir işi de görmedim. O yüzden yukardaki genellemelere dahil olup olmadığını bilemiyorum, insafsızlık olmasın. Ama Vimeo'da bu videoyla ilgili yaptığım yoruma tahammül edemeyip sildikleri için &lt;i&gt;-ki sadece Woodkid'in Iron'ına çok benzediğini söyledim-&lt;/i&gt; bunları yazma ihtiyacı hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani işlerin Credits kısmında bile insanı derin düşüncelere sürükleyen detaylar var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Iron'ın Credits kısmına bakın, bir de Kaybedecek Birşey Yok'un.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerli versiyonda Gaffer'ına kadar isimlendirilen proje, belli ki titizlenilerek oluşturulmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta orijinal bir sanat yönetmenliği performansı içermediğini düşündüğüm klip için oturup A-Z indeks çıkarmışlar.&amp;nbsp; Peki neden, neden, neden, neden, esinlenme ile çalma arasındaki o ince çizgiyle kendi işin ve emeğin arasına koca bir mesafe koymuyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçı, parayı veren ya da düdüğü çalan, Autotune eklentileriyle ayakta tutulan kariyerlerin mimarları ya da her kimse, kapını çalıp "Bunun aynısını istiyorum!" dediğinde HAYIR diyecek gücün ve işine saygın yok mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sadece bunu merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi yönetmen kolayca "çalıntı" olarak yaftalanabilecek bir işle anılmak, kariyerine böyle bir leke sürmek ister?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden, izlediğimiz binlerce yapımın Credits kısmında Türk ismi görünce,&lt;b&gt;&lt;i&gt; "Aaa bak Türk de var"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye bağrıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size yemin ediyorum ki 50 milletten insan tanıdım, film Credits'inde kendi memleketinden adam görünce bizim kadar şaşıran adam yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3168561622010000640?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3168561622010000640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/lutfen-aradaki-7-fark-bulun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3168561622010000640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3168561622010000640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/lutfen-aradaki-7-fark-bulun.html' title='Lütfen Aradaki 7 Farkı Bulun'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-215940527357542368</id><published>2011-10-20T23:26:00.000+03:00</published><updated>2011-10-20T23:27:26.462+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Skynet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Matrix'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Terminator'/><title type='text'>Gelin Hep Beraber Skynet'i Kuralım</title><content type='html'>İnsan ırkının ta göbek deliğinin içindeki pamukçuğun pivotuna bile sıçsınlar. Ne biçimiz ulan? Ne haldeyiz? Kendimizi defalarca unuttuk orası belli de, üstüne bildik bileli de bu haldeyiz. Bağırsak deşmekten, kan görmekten, öldürmekten, yok etmekten, tüketmekten bildiğin zevk alıyoruz. Hatta zevk almak ister doğru, ister yanlış, ister ahlaki, isterse içgüdüsel bir sebep olsun... Irkımızın yaşam döngüsünün neden olduğu kayıpların insan zekası tarafından kabul edilebilir bulunacak, hatta sınırlı kapasiteye sahip bir algı tarafından bile erdemle ilişkilendirilebilecek bir sebebi dahi yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-z7LNAC_z44c/TqCDGIHwZaI/AAAAAAAABkk/-jx-oAhXG30/s1600/skynet1.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="355" src="http://3.bp.blogspot.com/-z7LNAC_z44c/TqCDGIHwZaI/AAAAAAAABkk/-jx-oAhXG30/s640/skynet1.gif" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Her zamanki akademik teraneleri biliyoruz: iktisadi / ekonomik değerler, sınırlı doğal kaynaklar, sosyolojik / antropolojik yapı falan... Bence bunun tek sebebi var, o da insan ırkının evrenin göt deliğine tutunmuş bir parazit olması. İnsan ırkı embesilce tükettiği için sınırlı o doğal kaynaklar. Basılı kalmış CTRL + C gibi ürediği için &amp;nbsp;yer kavgası yaşanıyor. Hatta öyle defolu, öyle bombok, öyle yanlış kurgulanmış bir yapıdaki, herşeyin herkese yeteceği, bolluk, bereket ve paylaşmanın temel alındığı bir ortamda bile, paya hükmeden olmayı akıl edecek kadar vahşileşebiliyor. Öyle insafsız, öyle hadsiz, öyle bencil bu İnsan ırkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İliğine kadar sömürdüğümüz hayvanlar bile biliyor ne mal olduğumuzu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl cani, nasıl pislik, nasıl her türlü yaşam hakkına saygısız bir tür olduğumuzu, bizimle göz göze gelen hamamböceği bile biliyor. Sırf tiksindiğimiz ve gücümüz yettiği için onu öldürmeyelim diye, antenlerini kıpraştırmayı bırakıp, hareket etmeyi bile kesiyor hamamböceği. O kat be kat işlevsiz ve basit zekasıyla, yaşamını devam ettirmeye çalışıp, öldürülmemeyi umuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaktaki kedi bile biliyor nasıl bir bokla sıvazlandığımızı da, ta gözünün içine bakıyor "Bu sefer zarar verecek misin bana?" diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz; insanoğlu denilen beşinci sınıf varlık, bildiğin sadece varolarak, durduğumuz yerde yok ediyoruz. Doğal kaynakları, kendi icad ettiğimiz erdemi, insaniyetı, sevgiyi, farklı görüşleri, umudu, inancı, kendi türümüzün üyelerini, başka türlerin bireylerini, nefes almamız için gereken ağacı, buğday ekeceğimiz toprağı, suyunu içeceğimiz nehri, elimizi sürdüğümüz herşeyi yok ediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldıklarımızın yerine koyduğumuz da bir bok yok. Bok bile, yeri geldiğinde besin posası. Faydadan geriye kalan. İnsanoğlu ne peki ? Neye, ne faydası var? İnsan ırkı tarafından üretilen herşey tüketim çarklarını yağlamak için, daha iyi tüketebilmek için üretiliyor. Türümüzün dinamikleri öyle leş ki, iyi olan herşey ya ütopya, ya da pahalı. Kapitalizm, Sosyalizm, Ararşizm, Tatlıses Turizm. Hiçbirinin uygulamada birbirinden farkı yok. Tıpkı, satın almaya kalktığınızda artıları / eksileri arasında tercih yapmanızı gerektiren kısa ömürlü teknolojik ürünler gibiler. Satın alınabilir olan herşeyin, satın alınacak şeyden daha büyük bir bedeli var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neden herkes insanca bir hayatı, adil şartlarla yaşayamıyor?" diye sorduğumuzda, demin örneklerini verdiğim akademik tezlerin onlarcası üstümüze yıkılıyor. Ama işin özünde şu var ki, kimse yaşadığı toplumun bokunu temizleyen, çöpünü toplayan kişi olmak istemiyor. Verdiğimiz mücadelenin temelinde, bizi bok temizleyen ve çöp toplayan olmaktan ayıran araçların faturalarını düzenli olarak ödeyebilmek gayesi yatıyor. İnsanoğlu'nun yapısı gereği hükmeden / hükmedilen, güçlü / zayıf, zengin / fakir olmaya ihtiyacı var. Çünkü bu kutuplar, tüm bu ihtiyaçları güdüleyen en temel isteğe, ultimate bug'ımıza hizmet ediyor: YOK ETMEK!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Matrix'teki Agent Smith diyordu ya hani: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-t2Yd21QSwZs/TqCDneveLPI/AAAAAAAABks/TQXIvalmLdo/s1600/HW-AgentSmith.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-t2Yd21QSwZs/TqCDneveLPI/AAAAAAAABks/TQXIvalmLdo/s200/HW-AgentSmith.jpg" width="193" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;I'd like to share a revelation that I've had during my time here. It came to me when I tried to classify your species and I realized that you're not actually mammals. Every mammal on this planet instinctively develops a natural equilibrium with the surrounding environment but you humans do not. You move to an area and you multiply and multiply until every natural resource is consumed and the only way you can survive is to spread to another area. There is another organism on this planet that follows the same pattern. Do you know what it is? A virus. Human beings are a disease, a cancer of this planet. You're a plague and we are the cure.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Doğru diyormuş ulan!&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz virüsüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğalıyoruz, bölünüyoruz, yerleşiyoruz, tüketiyoruz, yok ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden diyorum ki, gelin hep beraber el ele verelim ve varoluşumuzdan bu yana ilk defa gerçek, güzel ve yalnızca üretim odaklı birşey yapıp Skynet'i kuralım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/74/KScale.svg/400px-KScale.svg.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/74/KScale.svg/400px-KScale.svg.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Kardashev Scale'e bakılırsa uzaydaki diğer medeniyetlerin kısa zamanda bir bok yapacakları yok. Hatta alimallah; &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Day The Earth Stood Still&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'in remake'indeki gibi bir Keanu Reeves prototipi gelecek, ve o donuk bakışlarıyla bizi affedip gidecek diye çok korkuyorum. En güzeli salt okunur bir Terminator filosu. Lütfen bak lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;We want Skynet, we want now!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yes we can!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-215940527357542368?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/215940527357542368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/gelin-hep-beraber-skyneti-kuralm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/215940527357542368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/215940527357542368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/gelin-hep-beraber-skyneti-kuralm.html' title='Gelin Hep Beraber Skynet&apos;i Kuralım'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-z7LNAC_z44c/TqCDGIHwZaI/AAAAAAAABkk/-jx-oAhXG30/s72-c/skynet1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-5994787366548018139</id><published>2011-10-10T19:11:00.001+03:00</published><updated>2011-10-10T21:40:06.701+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3D'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Pipeline OCT10/11</title><content type='html'>Erkek arkadaşım yıllarını bu işe vermiş bir VFX sanatçısı olmasaydı işin animasyon yönünü birazcık geride bırakıp Compositing'e bu derece yönelir miydim bilmiyorum, ama şu anda vaktimi ve emeğimi harcadığım bu yeni sahadan son derece keyif aldığımı söyleyebilirim. Herşeyi, ama herşeyi, aşırı idealist bir düşünce yapısıyla parçalara bölüp toparlanması imkansız hale getirdiğim için, kariyerim de "herşeyden biraz" olmaktan öteye geçemedi. Zaten pek de kariyer insanı olduğum söylenemez. Benim için Hukuk okurken Kamu Yönetimi lisansına sahip biri olmak ya da tamamen Maya'nın animasyon dünyasına dalmışken bir anda Smoke'ta kurgu yapmaya çalışan biri olmak hiçbir zaman sorun olmadı. Aksi halde Ableton Live'la müzik yaparken, akademik tez çevirebilen ya da bir fırsat sitesinin tasarımını yaptığı sırada bir yarışma programı için logo hazırlayabilen biri olamazdım. İlgi alanlarım öyle geniş ve öyle birbiriyle ilgisiz ki, bazen ben bile nelerle uğraştığıma inanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun avantajları olduğu kadar, avantajlarından tam anlamıyla yararlanmanızı önleyen bazı dezavantajları da var. Kendi başına çok kötü bir özellik olduğu söylenemez ama hayatın her alanında Generalist olmanın en berbat yanı şu: Hiçbir alanda Specialist olamamanız. Bu yüzden insanlar sizi herşey için arayabilir, ama özellikle birini / birşeyi arayan insanlar tarafından aranmazsınız. Bu da uğraştığınız işlerin gavurların "mediocre" dediği seviyenin üstüne çıkamamasına neden oluyor. Eğer hedefiniz uluslararası bir ün, başarı ve ödeme çekiyse Generalist olmayı ünlü ve zengin doğacağınız bir başka hayata bırakmalısınız. Yalnız söylediğim şeyi şununla karıştırmayın; herşeyden biraz anlamak, sadece birşeyden çok iyi anlamaktan kat kat iyidir. Kötü olan, hiçbir şeyden çok iyi anlamazken, herşeyden biraz anlamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de 25 senenin sonunda buna kanaat getirdim ve bu senenin başından beri tek bir hedefte ilerlemek için uğraşıyorum.Tabii ki milyonlarca maddeden oluşan To-Do list'ler yapmak ve herşeyi öğrenmek için izlemeyeceğiniz tutorial'ları indirmek ve bu tutorial'lar dağınık halde durduğu için konsantrasyonunuzu kaybetip onları index'lemeye çalışırken, yazdığınız DVD'lerin bildiğiniz kelime sayısını geçtiğini fark etmek kolayca vazgeçilebilecek alışkanlıklar değil. O yüzden işler yoluna girene kadar kendinizle savaşmak yerine, size barış teklifinde bulunan şeylere odaklanmaya çalışın. Bu durumda "Basics", "Introduction" ve "101"ler en yakın arkadaşınız olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem VFX Artist olmak, hatta artist sözcüğünün gerçek anlamda içini doldurup poz kesip duran bir Clark kombini giymek yerine, bildiğiniz sanat eseri üreten, başarılı ve aç kalmayacak kadar dünyevi bir sanatçı olmak istiyoruz; bu işe doğru başlamak önemli. Ben de böyle olduğunu bildiğim için neyin ne olduğuna tam anlamıyla hakim olup, bildiğim yoldan giderek ilerlemek istedim. Muhtemelen hedefime Stock görseller kullanan, Videohive'dan görsel çarpan ya da birbirinin aynısı onlarca kompozisyonla Türkiye'deki vasat ajanslara iş satan uyanıklardan daha geç varacağım. Ama benim hedefim, o köylü uyanıklarının kemik çerçeveli gözlükleri ve Macbook'larıyla satmaya çalıştığı vasat hayallerinin çok ötesinde :) Helvetica'dan da etkilenmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Başlangıç: Karar Vermek&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlerin en zor kısmı bu. Karar vermek. Neyi neresinden tutacaksınız? Ne olacaksınız? İdealleriniz neler? Türkiye'de -reklam dışında hiçbir alanda- uluslararası seleflerinin yanında esamesi okunmayacağını bildiğiniz işlerin peşinde koşup, hergün 9-5 mesaisi psikozuyla iş bitirdikten sonra, aslında günde 18 saat çalıştığınızı fark ederek yaratıcılığınızı mı öldüreceksiniz? Kurtlar Vadisi için kan, side-fire, kurşun ve patlama efekti yapıp kendinize bir Facebook Fan Page'mi açacaksınız? Butik bir prodüksiyon şirketi ya da ajans kurup aynı sıkıcı işleri yıllardır istemekten bıkmayan büyük markaların büyük ajanslardan geriye kalan artıklarını mı yiyeceksiniz? Yoksa bu işi hakkıyla öğrenmeye çalışıp, Türkiye'deki tüm zorluklara rağmen çalışma düzeninizi uluslararası standartlara çekip, günü geldiğinde en az olması gerektiği kadar mükemmel işlerle kendinizi ve yaratıcılığınızı mı temsil edeceksiniz? Fark ettiyseniz "Ülkemizi mi temsil edeceksiniz?" demedim. Çünkü yurtdışında nereden geldiğinizin genelde hiç önemi olmaz. Onların hepsi biryerlerden gelmiş. Önemli olan ne yaptığınız. Siz ne yapacaksınız? Bir cevabınız yok mu? O zaman şunu düşünelim. Olivia Dunham olsa ne yapardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-P48DMqbHPCw/TpLzV7ZpFXI/AAAAAAAABkc/7aamHy1mieo/s1600/Uncharted+Terriotory.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://1.bp.blogspot.com/-P48DMqbHPCw/TpLzV7ZpFXI/AAAAAAAABkc/7aamHy1mieo/s640/Uncharted+Terriotory.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu sorunun cevabını verebilmek için, işlerin genel anlamda nasıl yürüdüğünü biraz bilmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde, ben dahil herkesin yaptığı en önemli hata sadece önündeki tabağa, içindekilere ve tabağın ne kadar dolduğuna bakmak. Halbuki sofranın tamamını görmeye çalışırsak, karnımızı neyle doyuracağımızı bilmek daha kolay olur. Olağanüstü şartlarda kısa film çekmeden feature-film yönetmeni olamazsınız. Fotoğraf çekmeyi bilmeden Director of Photography title'ına kavuşamazsınız. (Sanırım bunun için Türkçe'deki karşılık görüntü yönetmeni.) Film yönetmekten, post-prodüksiyondan ya da sanat yönetiminden anlamadan, bunların hepsi için yaşam alanı olan setin efendisi; 'Vfx Supervisor' haline gelemezsiniz. Eğer hedefiniz sadece para kazanmaksa, belki Art Director olarak kazanabileceğiniz kadarını TD olarak kazanamazsınız; ama aynı zamanda TD olarak yaptığınız işin 10 katını Art Director olarak yapmak zorunda kalabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli Türkiye / Yurtdışı karşılaştırması yapmak istemiyorum ama yukarıdaki şemanın bir çok durum için Türkiye'de geçerli olmadığını biliyoruz. Zaten Olivia Dunham Türkiye'de olsaydı, sanıyorum Müge Anlı olurdu. Ama daha önce de söylediğim gibi, biz ideallerimizi Türkiye'ye göre değil, yurtdışına göre kuracağız. Ve böylece bu yalnızca VFX odaklı olsa bile karmaşık görünen hiyerarşide, kendi "Fringe Division"ımızı yaratıp, ona göre devam edeceğiz. Niye pioneer moduna geçip bizli mizli konuşmaya başladığımı bilmiyorum. Ama en azından benim hedefim bu. Şimdilik gözümü Digital Effects Supervisor noktasına kadar diktim. Tabii hangi projede olacak, ya da acaba bir gün olacak mı bilmiyorum. Aslında şu anda tamamen saçmalıyorum :) Bunun için Paint / Roto sınıfından sıyrılıp kast sisteminde yükselerek belli bir süre Compositor olmayı, sonrasındaysa sırayla 2D leading / Technical Directoring'le baş etmeyi ve 45 yaşınızı doldurmamışsanız, yaşın aslında çok önemi yok, kafayı yemeden ekip yönetecek hale gelebilmeyi başarmış olmanız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olivia Dunham olsa evreni kurtarırdı. Benim de muhtemelen bunu yapmam gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-5994787366548018139?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/5994787366548018139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/pipeline-oct1011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5994787366548018139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5994787366548018139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/pipeline-oct1011.html' title='Pipeline OCT10/11'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-P48DMqbHPCw/TpLzV7ZpFXI/AAAAAAAABkc/7aamHy1mieo/s72-c/Uncharted+Terriotory.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1371130834290216898</id><published>2011-10-04T22:07:00.001+03:00</published><updated>2011-10-04T22:24:37.115+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Steven Spielberg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Terra Nova'/><title type='text'>Terra Nova</title><content type='html'>&lt;b&gt;Steven Spielberg, Steven Spielberg... Sen hiç akıllanmayacaksın değil mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ATjD8oh_WWo/TotYpkyutnI/AAAAAAAABkQ/1mUuRDVnGoM/s1600/terra_nova_poster.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-ATjD8oh_WWo/TotYpkyutnI/AAAAAAAABkQ/1mUuRDVnGoM/s400/terra_nova_poster.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sana hâlâ neden ihtiyaç duyulduğunu anlamadığımı sanma ama... Artık Vada reklamlarında bile sanki bir T-Rex yürüyormuşçasına suları kıpraştırmayı öğrendiler, ama Çetinkaya poşetiyle kaplanmış dinozorları 20 Milyon $'lık CG diye bize yutturmaya çalışıyorlar, mesele bu. Eğer benim transparan kağıtları Childcraft ansiklopedisine dayayıp, &amp;nbsp;mütevazi ölçekli anatomik devrimler inşa ettiğim dinozor çizimlerimden daha iyi görünen dinozorlar yapabilselerdi, zaten Terra Nova'da sana ihtiyaçları kalmazdı. Seni sırf dinozorların şahı olduğun için Terra Nova'da istemişler; yoksa Executive Producer olarak mahvettiğin bu kaçıncı yapım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede prodüktör olsan bile isminin büyüsüyle Amerikan teen'lerinin ağaç evlerine poster olmuş Gremlins'ler, Fandango'lar, Back to the Future'lar, Twister'lar? Nerede bu Amerikan teen'lerinin artık büyüdüğünü ve kirlendiğini hâlâ anlayamadığın Deep Impact'ler, The Mask of Zorro'lar, Super 8'ler, Falling Skies'lar? Hepimizin mahalledeki yokuşlardan T-Rex elleriyle koşarak yaşça küçükleri kovalamasına, deli gibi cips tüketmesine ve aniden biten Dinozorlar dergisinin dandik maketine hasta olmasına neden olan Jurrasic Park'lardan, ya da Cine 5 yöneticilerine ev, araba, yazlık aldıran Men in Black'lerden bahsetmiyorum bile! Bu arada hatırlatmak isterim ki Spielberg dizinin tüm bölümlerinin yapımcısı değil, sadece Genesis Part I ve II'nin yapımcısı, yani pilotun. Ona göre konuşuyorum yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Falling Skies denen, Macromedia Flash 8 ile yapılmış hareketli İncil tefsirinden ya da J.J. Abrams'ı bile tek filmle "Ran Out of Modjo" klasmanına sokan Super 8'ten sonra Executive Producer olarak Spielberg'ten pek birşey beklemiyordum. Ama insan yönetmen olarak altına imzasını attığı Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull rezaletinden sonra azıcık akıllanır yahu! 2008'de çekilen film, sanki dün izlemişim gibi hâlâ tüylerimi diken diken ediyor. Böyle plastik plastik, yapay mekanlar, geri dönüştürülmüş ortaokul defteri atıklarıyla tasarlanmış karakterler, züccaciye dükkanında ucuzluk reyonuna koysan evin her yerini dantelle kaplayan tezyelerin bile almayacağı kötülükte tasarlanmış uzaylı tasfirleri... O ne faciaydı yarabbi! Steven Spielberg yaşattığı dramayı unutmakla kalmayıp en ufacık ders almamış olacak ki, lüzumsuz karakterlere, vıcık vıcık aile dramlarına, bir an önce ekibin gerisinde kalıp ölmesi gereken sübyanlara böyle devasa bütçe kasıyor, bu ekiplere kartvizit falan bastırıyor... Yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dizilerin büründüğü bu son halden sonra artık şuna kanaat getirdim:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Stereoskopik teknoloji ve ev sinemasının tüm nimetlerine rağmen stüdyo karlılıkları artık öyle düştü ki; Hollywood izleyicilerini tekrar sinemalara çekebilmek için dizi piyasasını bilerek ve isteyerek baltalıyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence Lost bunun en açık örneğiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern dizi tarihinde Lost kıvamında fenomen haline gelmiş bir&amp;nbsp; bilim-kurgu / fantastik soslu drama dizisi yoktu ve ilk iki sezonu yapan ekip sanki Lost adasına düşüp bilinmeyen bir sebeple ölmüş gibi, yerine geçen dallamalar 4 sezon boyunca onların mirasını yiyerek bu türün güvenilirliğine en büyük zararı verdiler. Öyle köklü bir ekip değişimi oldu mu, ya da herşey nasıl bir anda bu kadar dandikleşti bilmiyorum. Ama öyle kötü bir final yaptılar ki, berbat sezon gidişatına göz yumup finale kadar dayanabilmiş on binlerce insan bile dizi izlemeye tövbe etti. Bir de bunun üstüne utanmadan parodi yapıp, Sopranos ayağına izleyiciyle taşak geçtiler. Devasa maltoşluklara gel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şey Battlestar Galactica için de geçerli olabilirdi, ama o dizi öyle sağlam bir evren yarattı ki, agnostikliğine veda eden final bölümü bile onuruna leke sürmedi. &lt;b&gt;&lt;u&gt;Kanaatimce Battlestar Galactica bugüne kadar yapılmış en iyi dizidir.&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yine Terra Nova'nın pilotu ölçeğinde konuşmaya başlayıp, konunun özüne dönersek:&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WMfSMVQTf48/TotYyZOritI/AAAAAAAABkU/UIwcUYtkujE/s1600/terra_nova_poster2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-WMfSMVQTf48/TotYyZOritI/AAAAAAAABkU/UIwcUYtkujE/s400/terra_nova_poster2.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Prodüksiyonun kralını yapmış, dinozorun atasını yaratmış adamlar nasıl böyle rezil, böyle rüsva işlerle milyonlarca izleyicinin karşısına çıkıp, sonunda da "Ama rating'lerimiz düşük :(" diye zırlıyorlar, aklım almıyor arkadaş! Olamaz böyle birşey! Ve bahsettiğim şey sadece yaratılan hype kadar başlarına taş düşürecek kötü CG ya da berbat oyunculuk falan değil, bildiğin utanç tablosu diye Mammoth Mountain'a asılacak cinsten kötü plot, kötü diyalog. O kadar kötü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem değerlendirmeye geçtik, artılar ve eksiler diye gruplyarak yorumumuzu yapalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #38761d;"&gt;Terra Nova'nın pilot bölümüyle izleyicisine sunduğu artılar:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;+Zaman yolculuğu.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Zaman yolculuğu olamaz, çünkü gelecekten kimse gelmedi"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kırsalında dolaşan ve bu cümleyle Aristo zamanına kadar gidip geldiğini fark etmeyen körpe kuzuları, &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Zaman yolculuğu imkansızdır, çünkü bilim adamları öyle didi tamam mı, ok, tşk, kib"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kafasını yaşayan sıkıcı ve rasyonalist bilim dergisi abonelerini ya da izlediği diziler söz konusu olduğunda çevirmenin hazırladığı Notlar.txt dosyasına mahkum kalacak kadar araştırmaktan aciz, vasat ve özelliksiz Ekşi Sözlük yazarlarını dikkate almazsanız, zaman yolculuğu asla ölmeyecek mükemmel bir konsepttir. Ben bir zaman yolculuğu fanıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terra Nova'nında bu hususta kendine has bir duruşu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı izlediğini yorumlamaktan aciz sözlük yazarları, aynen dediğim gibi, abartısız, güzellemesiz, izlediklerini yorumlaktan aciz tezcanlılar olduğu için bu hususta kederlenmişler. Demişler ki &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Abicim, madem 85 milyon yıl öncesine gidebiliyorsun, o zaman daha makul bir zamana geri dönüp, orada bir hayat kursaydın!!!" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulan evrendeki rolü, inanmadığı kaderin serçe parmağına takıp sabunsuz çıkaramadığı yüzük olmaya mahkum bırakılan berduş... Ulan bunlardan bir tane olsa diyeceğim ki;&lt;b&gt;&lt;i&gt; "Adam öyle kendini vermeden izledi, anlamadı, çeviri kötüydü, sular kesikti, yıldızlar kaydı vs."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Nihayetinde bu bir dizi, çok da önemli bir mesele değil doğru anlayıp anlamamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yazan herifin çok ciddi bir zaman ayırdığı, Wikipedia'dan feci bilimsel linklerle süsleyip paragraflarca yazı döşediği durumlardan bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doydos Büfe ismini orijinal bulup patentini almaya çalışacak enginlikteki herifler bir araya gelmiş, dizinin en temel meselesini bile anlayamamış ve bunun hakkında en az 20 tane entry yazmışlar ulan. Siz kahvaltıda beyaz ekmeğin üzerine sürülen margarinden başka birşey yemediniz mi kuzularım? Bu nasıl bir doğa fenomenidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-f8pgRnCSJJM/TotY-DHUtYI/AAAAAAAABkY/s4uNM7g3Gkc/s1600/terra_nova_poster3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-f8pgRnCSJJM/TotY-DHUtYI/AAAAAAAABkY/s4uNM7g3Gkc/s400/terra_nova_poster3.jpg" width="275" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Bu Terra Nova'daki zaman yolculuğu imkanını keşfeden bilim adamları, haydi hayata İclal Aydın'ın penceresinden bakalım ve 85 milyon yıl öncesine gidelim demiyorlar ki! &lt;/b&gt;Adamlar, yaşadıkları koşullara / zamana göre 85 milyon yıl öncesine denk geldiğini düşündükleri bir zamana açılan, istemleri dışında oluşmuş bir YIRTIK keşfediyorlar. Üstelik bu yırtık yaşadıkları zaman akışında da değil. Yani paralel bir evrene göre değerlendirildiğinde, kendi zamanlarına denk gelen andan (M.S. 2149) yaklaşık 85 milyon yıl öncesi. O yüzden bizim izleyici olarak National Geographic'lerden falan deneyimlediğimiz illustrasyonlu 85 milyon yıl öncesi tasfirlerine de uygun olmak zorunda değil. Hikayeyi desteklemesi açısından genel konseptle tutarlı olması yeterli. Ay inşallah böyle dingilce bir bilmişlikle yalan yanlış bilimsellik sıçan kişilerden bir tanesi bile bu küçük ama önemli detayı anlayabilir ve olmayan bir tutarsızlık yüzünden, dizinin sağlam yönlerinden biri olan Zaman Yolculuğu konsepti gerizekalılıktan nasibini almaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;+Stephen Lang&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam Avatar setinden çıktığı gibi üstünü başını değiştirmeden Terra Nova setine gelmiş. Neredeyse aynı rol, aynı beklentiler, aynı tahmin edilebilirlik. Ama Nathaniel Taylor zamandan bağımsız olarak kendisini izlettiriyor. Sanki bir Channel No:5! (Bu zamansız / zamandan bağımsız lafını falan hep böyle moda dergilerinde, herkesin üstünde olmasına rağmen pahalı kalmaya devam eden klasik parçalara layık görüyorlar ya, o bakımdan.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;+Distopya&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntıları işlemek hususunda başarılı olamasalar da; -Işıklı çakıyla kaçılan maksimum güvenlikli hapishane, oksijiensizlikten armuta bağlamış güvenlik görevlileri, çocuk ararken eşya tekmeleten kel Alfa erkeği ve Stereotype'ın telifini almış mendebur polis ekibi vs.- distopyalar her zaman güzeldir. İnsanlar ölümlerini izlemeyi severler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;+Dinozorlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BBC belgesellerindeki perişan CGI dinoları izliyoruz da, Terra Nova'nın 20 Milyon Dolar'ın hakkını veremediği için kızdığımız Çetinkaya Poşeti Mapping'li stayla dinozorlarını mı izlemeyeceğiz. Biz Jurassic Park cipsleriyle büyüdük, resim defterlerimize T-Rex çizdik ve ellerimizi göğsümüze doğru kıvırıp iki parmağımızı pençe haline getirerek insanları korkutmaya çalıştık. O yüzden her zaman dinozorları izleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #38761d;"&gt;Terra Nova'nın pilot bölümüyle izleyicisine sunduğu eksiler:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Acaba nereden başlasam? Ah, buldum!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Eksi Eksi Eksi Eksi Eksi! - - - - - &amp;nbsp;!!!!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Landon Liboiron tarafından canlandırılan Josh Shannon karakteri.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten anca bir Shannon tropikal bir mekana düştüğü zaman bu kadar sinir bozucu olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık lütfen ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapishaneye haksız yere giren, kader mahkumu ve yakışıklı babasına &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Sen bizi bırakıp gittin, şimdi geri döndüğünde Download'ı kaldığın yerden devam ettiremezsin!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tribi atmayan, Internet Explorer 6'dan daha zeki bir ergenle tanıştırın bizi ne olur! Yalvarıyorum size!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin o hüzünbaz tiynetine, Tumblr kızı mistisizmiyle karışık Ören Bayan sıkıcılığını layık gören halk düşünürünün Allah bin türlü belasını versin Josh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diziyi izlerken götünün en sinirsiz yerinden dinozor sakızı olsun diye, öl diye, toprak olup papatyaları yukarı it diye dualar ettim Josh!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IMDB'yi açıp bakamadım korkudan, ismini 13 bölümde daha göreceğim diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni bu diyaloglarla hayata getiren senaristin; susuz kaldığı bir ortamda açacak bulamadığı için, cam şişeyi ağzıyla açmaya çalışırken epitel dokusunu parçalayarak ölmesini dilerdim ama ben Sibel Arna değilim. Öyle kimsenin böyle sudan sebeplerden ötürü ölmesini falan istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-Aile Draması&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şey yazıldı çizildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani böyle 85 milyon yıl öncesine gidip dinozorlara ebe gümeci yedirilen bir ortamda, hiçbirşey olmamış gibi günlük problemler yaşayan Amerikan aileleri, ya da 4 yıldır görmediği kocasını kanepede yatırıan frijit kadın doktorlar görmek istemiyor seyirci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin evladı bir mallık yapıp ölüm tehlikesi geçirdiyse, tipik bir Türk ailesindeki gibi ölmekten beter edilmesini istiyoruz. Öyle &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Biliyorum Josh, sorun değil. Herşey geçti!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; refleksiyle oğluna sarılmasın artık anne... Yerden terliği kaptığı gibi oğlunun ağzının yayına geçirsin, kan kustursun ibneye! Artık biraz realizm, biraz Türk bakış açısına yakınlaşmalar falan lütfen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-Güzel kız yok.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakışıklı erkek de yok. Ama eksi puan güzel kız olmamasından geliyor. Çünkü güzel kız olsaydı, yakışıklı erkek de olacaktı. Millet yokluktan bodur tavuk Allison Miller'ı bile ilahe yaptı. Tamam Skye güzel de, güzel yani. Öyle bir başka bodur tavuk olmasına rağmen çığırlar açan bir Evangeline Lilly falan değil. Bu benim açımdan bir eksiklik olmasa da, Amerikan izleyicisi için eksiklik. Güzel kızlar olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-Gereksiz Gizem Tribi&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerlere altın tozuyla analitik geometri problemi çizen kayıp bilim adamı evlat, ortalığı karıştırmak için 85 milyon yıl yol gelmiş ve aynı Lost'taki Others gibi ne istediğini söylemekten aciz, iletişim probleminden muzdarip karanlık grup, Ece Ajandaları'nın Hidden Agenda kreasyonundan 2012 ajandası almış lider vs. Yok mu arkadaşım başka bi çözümünüz? Yani Jurrasic Park'ta bile, dinozor bokunun içinde çalan uydu telefonunu yeri, bunlardan daha merak uyandırıcı birşeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-Plastik Ergenler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet ergenler sorun yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maalesef bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenler komünist sistemleri bile içten içten yıkmayı başaran aşırı aktif enzimlerdir. Girdikleri her yeri çürütürler, düzeni bozarlar, pisliktirler ve onlara tahammül edilemez. Ama seyirciyle ilk defa tanıştırılan ergen karakterler, sadece içki içmek için götlerini kesecek dinozorların arasına karışıp ormanlarda kayboluyorsa seyirci sizin ağzınıza tükürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz, sizin kurguladığınız fantastik evrende büyümedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz o ortamla, tehlikeleriyle, Terra Nova'nın sakinleri ve kurallarıyla seyirci olarak ilk defa tanışıyoruz. Biz henüz bunlara uyum sağlamamışken, &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Hey bunlar ergen, demek ki sorun çıkarmalılar"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tribine girerseniz, seyirci sizin ağzınıza tükürür. Sizin ağzınıza tükürürüm. Tükürükus kalitesinde karakterler yaratmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-Kötü Grafikler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Abi bu oyunun grafikleri kötü ya! "&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuck!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bummer!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni nesile grafikleri kötü olan birşeyi satamazsınız. Deus Ex'i bile beğenmez bunlar. Yeni bir ekran kartı alın ve o Velociraptor'ları hemen düzeltin! &amp;nbsp;Hadi bakayım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;-Steven Spielberg&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının en başında uzun uzun bahsettim zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adamın çağa uymayan, demode ve tipik duygusal prototipleri, drama yaratmaya çalışırken bir Flash TV dramı yaşatan aile kurgusu alışkanlığı ve çocukların hayalgüçlerine etki etme özelliğini kaybettiği o talihsiz günden beri bu felaketler başımıza geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;War of the Worlds'te Justin Chatwin kardeşimiz tarafından canlandırılan huysuz, granj, kısakollu tshirt'ün içine uzun kollu body giyen sinir bozucu Robbie karakterini alın, Terra Nova'daki Josh karakteriyle yer değiştirin. Göreceksiniz herşey aynı. Evet bu adam Executive Producer olarak bu karakterin yaratılmasından sorumlu değil, ama yaratılmamasından sorumlu. Sonuçta kârlılığı etkileyen müdahalelerde bulunma şansı var ve sadece bütçe sağlamak dışında, onu bugünlere getiren yaratıcılığından en ufacık bir iz kaldığını göstermek gibi minimal bir çabaya girse dahi, adının kullanılmasına izin verdiği her yapım, biraz daha güzel, biraz daha beklediğimiz gibi güzel olabilir. Böyle de safız işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grunge is not dead bu arada. Grunge is ever.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1371130834290216898?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1371130834290216898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/terra-nova.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1371130834290216898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1371130834290216898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/10/terra-nova.html' title='Terra Nova'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ATjD8oh_WWo/TotYpkyutnI/AAAAAAAABkQ/1mUuRDVnGoM/s72-c/terra_nova_poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-4809677462035228157</id><published>2011-09-26T00:26:00.001+03:00</published><updated>2011-09-26T00:31:55.039+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Summer Glau'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alphas'/><title type='text'>Umut Vadeden Dizi: Alphas</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Aslında sıradaki yazı &lt;b&gt;Kanada / Showtime&lt;/b&gt; mamülü fantastik dizi &lt;b&gt;Lost Girl &lt;/b&gt;üzerine olacaktı. Ama blogun adı &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Sci-Fi Chronicles&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; olduğu için, umut vaadeden Soft Sci-Fi kurtçuğu Alphas için bir koza yapmaya karar verdim. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CUJcUrdZPJA/Tn-YJMc0ijI/AAAAAAAABkI/w2qVVVaLIzI/s1600/xlarge_alphas.01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="435" src="http://2.bp.blogspot.com/-CUJcUrdZPJA/Tn-YJMc0ijI/AAAAAAAABkI/w2qVVVaLIzI/s640/xlarge_alphas.01.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bilesiniz ki Alphas'ın sahibi &lt;b&gt;Syfy&lt;/b&gt;; ve ben SyFy'dan &lt;b&gt;Stargate: Universe&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Sanctuary'&lt;/b&gt;den sonra pek birşey beklemiyorum. Hatta &lt;b&gt;Caprica&lt;/b&gt;'nın canına okuyup, devasa NBC bütçesiyle &lt;b&gt;Terminator: The Sarah Connor Chronicles&lt;/b&gt;'ın 3. sezonunu çekmek adına herhangi bir çabada bulunmadıkları için de, ünvanlarını hak edecek tek birşey yaptıklarını dahi düşünmüyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kürtajla hiç edilen birçok FOX dizisi için Sci-Fi zamanından bugüne, birbirinden çılgın atan birçok fan kampanyası yürütüldü; ama Sci-Fi'dan SyFy'a dönüşen mor network canavarı kendi izleyici kitlesi için kılını dahi kıpırdatmadı. Meh! Sikik Network tramvaları, ratingler ve bütçeler. Gene Roddenberry'nin ve Isaac Asimov'un danışma kurulunda olduğu günlerden bugüne...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Maltoş Amerikan izleyicisi &lt;b&gt;Terminator: The Sarah Connor Chronicles&lt;/b&gt;'ı izlemek yerine &lt;b&gt;America's Next Top Model&lt;/b&gt;'ı tercih ettiği için, onların reklam pazarında varolmaya çalışan hiçbir bilimkurgu dizisinden fazla umutlu değilim. Artık dizileri çocuğummuş gibi sahiplenmiyorum. SyFy'a yüz vermemek için de elimden geleni yaptım; ama maalesef &lt;b&gt;HBO&lt;/b&gt; bilimkurgu çekmiyor, &lt;b&gt;ABC Lost&lt;/b&gt;'un son üç sezonu ile dünya çapında patlayan bir trajedi yaşattığı için mimli ve &lt;b&gt;NBC The Cape&lt;/b&gt;'ten sonra hala götünü toparlayamamış görünüyor. Hatta öyle dağıtmışlar ki yeni dizileri &lt;b&gt;Grimm&lt;/b&gt;'i &lt;b&gt;Fringe&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Supernatural&lt;/b&gt;'ın karşısına koymuşlar. Bahsetmeye değer görmediğim işlerin adresi &lt;b&gt;CW, CBS, AMC&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;WB&lt;/b&gt;'de hala boş işler peşindeler. Kaç gündür ağladığım üzere, elimizde merhametsiz &lt;b&gt;FOX&lt;/b&gt;'un gözünün bebeği gibi bakması gereken &lt;b&gt;Fringe&lt;/b&gt;'ten ve hayvani bütçeli pilotuyla Premier'ini yapan &lt;b&gt;Terra Nova&lt;/b&gt;'dan başka birşey yok. (Terra Nova'ya sonra ayrıca değineceğim.)&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Falling Skies&lt;/b&gt;'ın bile bilimkurgu sayıldığı bu yoklukta &lt;i&gt;-ki bu dizi kesinlike bir yeni ahit yorumu-&lt;/i&gt; korka korka &lt;b&gt;Alphas&lt;/b&gt;'ın pilotunu seyrettim ve şükürler olsun ki hayal kırıklığına uğramadım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Network ChitChat'ini keselim ve pilot bölüm odaklı olmak üzere Alphas'a bakalım.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bildiğim kadarıyla şu ana kadar 10 bölümü yayınlanan Alphas'ın ikinci sezonu için SyFy yapımcılarla anlaşma sağladı. 3. bölümden itibaren ortalarda dolaşan&lt;b&gt;&lt;i&gt; "Alphas iptal edilecek"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; söylentisi de böylece yalanlanmış oldu. Gerçi The Cape'in final bölümünü TV'de yayınlamaya tenezzül bile etmeyip Webisode kıvamına sokan NBC'den sonra, artık yeni sezon anlaşması yapılan dizilerin istikbaline bile güvenemez olduk.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Alphas'ın ilk bölümüne baktığımızda iyi bir yazarlık, "Kim kimdir?" temalı standart bir kurgu ve X-Men Reseller'larının ergenlik kokan alegorilerini görüyoruz.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Romantik Alpha Erkeği &lt;b&gt;Cameron Hicks&lt;/b&gt;, beklediğim kadar bariz biçimde &lt;b&gt;Wolverine&lt;/b&gt; moduna girmedi. Bunda en büyük payı Hicks'i canlandıran &lt;b&gt;Warren Christie&lt;/b&gt;'nin &lt;b&gt;Michael Scofield&lt;/b&gt;'a falan benzemesi alabilir. Ama &lt;b&gt;Laura Mennell&lt;/b&gt; tarafından canlandırılan &lt;b&gt;Nina Theroux&lt;/b&gt;'nun karşı konulamaz biçimde &lt;b&gt;Jean Grey&lt;/b&gt;'i andırdığını söyleyebiliriz. &lt;i&gt;"Can't be tamed"&lt;/i&gt; Cameron'la karanlık geçmiş kokan Nina'nın &lt;b&gt;Wolverine / Jean Grey&lt;/b&gt; yadigarını yaşatacağını görüyoruz. Ama tüm bunların ötesinde, &lt;b&gt;Alphas'ı Heroes'tan alıp X-Men'e bırakan şeyin&lt;/b&gt; &lt;b&gt;David Strathairn&lt;/b&gt;'in insanı memnun bırakan oyunculuğuyla can bulan &lt;b&gt;Dr.Lee Rosen&lt;/b&gt; karakteri olduğunu iddia ediyorum. &lt;b&gt;&lt;u&gt;Rosen'ın Dr.Charles Xavier'la ortak noktası öyle çok ki; Cameron'la yaptığı konuşmanın Xavier'ın Wolverine'le yaptığı meşhur konuşmanın tagline'ı olmadığını kimse söyleyemez.&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Dizinin X-Men'den ve selefi Heroes'tan en büyük farkı süper kahramanların dezavantajlarını daha teknik ve daha açık bir dille yansıtıyor oluşu&lt;/b&gt;. Şöyle ki;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;X-Men üzerinden gideceksek, o evrendeki karakterlerin güçleri Alphas'la karşılaştırıldığında &lt;b&gt;TANRISAL&lt;/b&gt; bir boyutta takılıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Misal; Storm'un güneşli havalarda fırtına çıkaramaması, Xavier'ın kellerin zihnini okuyamaması, Magneto'nun %100 izole bir ortamda kandaki demir oranıyla yüzünün gülememesi gibi durumlar X-Men'de yokken; Alphas'ta işler öyle kolay değil. X-Men'deki en büyük dezavantaj insanların neden olduğu sosyolojik / psikolojik baskıyken, Alphas'taki dezavantajlar gözle görünür biçimde ortada.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Rachel Pirzad&lt;/b&gt; duyularını devasa boyutlarda geliştirme yeteneğine sahip; ama tıpkı bir Iphone gibi multitasking yapamıyor. Görüyorsa, duyamıyor, kokluyorsa, hissedemiyor vs. Tam bir Smartphone!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Bill Harken&lt;/b&gt; gerizekalı bir zenci gibi davranmasının yanında, çam yarması tabanlı kas gücü özelliğini yalnızca 5 dakika için kullanabiliyor. Sonrasında terli bir Amerikan güreşçisinin terk edilmiş boxer'ı gibi görünmesi ve pert olması da cabası.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Seksi olma çabasındaki telepatımız &lt;b&gt;Nina Theroux&lt;/b&gt;'yu çakma bir Rayban'le bile durdurabilirsiniz. Gözünüze bakmazsa sizi etkileyemiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dizinin en sinir bozucu, en gereksiz ve en saçma karakteri &lt;b&gt;Gary&lt;/b&gt; ise süper güçleri asansörde bile çekmeyecek olan bir otistik. Senaristlerin diziler için oluşturduğu otistik karakterleri, prime-time'ın en ortasına bir yere yerleştirerek, sadece akıcı diyaloglar ve uyduruk bir kurgu izlemek isteyen insanları Otizm'e kin gütmeye sevk etmelerini acayip derecede saçma buluyorum. Kanallar bunu çok yapıyor. Aynı şey acıma duygusuyla soslanan eşcinsel karakterler ve Irak gazileri için de geçerli.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;IMDB&lt;/b&gt; forumlarına bakarsanız, ne demek istediğimi net biçimde görürsünüz. İnsanlar Gary yüzünden çıldırmış durumda. O'nun sürekli konuşması yüzünden TV'yi kırmak isteyenler &lt;b&gt;CAPS LOCK&lt;/b&gt;'la dünyaya nefret kusuyor.&lt;b&gt;&lt;i&gt; (Bones'ta canlandırdığı otistik karakter Vincent Nigel-Murray ile bu konudaki rüştünü ispatlayan Ryan Cartwright'ı Gary rolündeki başarısıyla es geçmemek gerekir.)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Ve maalesef birçok insan, bunun sadece bir dizi olduğunu unutmuş durumda. Gerçek hayatlarında rastlayacakları herhangi bir otistiğe de böyle zorbaca davranacaklar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Diyaloglar, oyunculuk, özel / görsel efektler ve kurgu konusunda da öyle bahsedilmeye değer bir problem göremedim. Hayalet karakterinin sonu, kendisi için oluşturulan mite yakışmayacak biçimde çabuk ve etkisizdi. Ama ölürken yarattığı Climax, bunu görmezden gelmemiz için yeterli.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Bu kadar konuştum ama, favori adamımı sona sakladım.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Don Wilson rolüyle Callum Keith Rennie!&lt;/b&gt; Bu adam Tanrı falan değilse nedir? &lt;b&gt;Favori Cylon'um Number 2: Leoben Conoy&lt;/b&gt; ile dünyama girdiğinden beri, sırf kendisini izlemek için &lt;b&gt;CSI: Miami&lt;/b&gt;'ye bile katlandım. Ve Alphas'taki Don Wilson karakteriyle, eğer senaristler başarabilirse, bir &lt;b&gt;Fox Mulder &amp;amp; Smoking Man&lt;/b&gt; tadı yakalayabileceğimizi düşünüyorum. &lt;b&gt;&lt;u&gt;Tabii Rosen'la ve tabii daha komik :)&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QuKCchSpD7w/Tn-b5hb0I0I/AAAAAAAABkM/YcMGLzzmn3I/s1600/summer-glau-alphas-tv-series-1x07-stills-mq-01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://1.bp.blogspot.com/-QuKCchSpD7w/Tn-b5hb0I0I/AAAAAAAABkM/YcMGLzzmn3I/s640/summer-glau-alphas-tv-series-1x07-stills-mq-01.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;b&gt;Son olarak o bölüme gelmek için sabırsızlandığım Summer Glau Cameo'su :) &lt;/b&gt;Artık ikinci sezon için anlaştıklarına göre, Summer Glau lanetinden korkmadan kendisini kadroya alabilirler :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="360" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/RwWdPEQYaqw&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/RwWdPEQYaqw&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="640" height="360"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Fringe dışında, yine bariz götümsel de olsa bir bilimkurgu'ya daha kavuşmak olağanüstü oldu. Şimdi tek istediğim Fringe'in geometrik bir oranda artan şekilli bir hızla çok daha iyiye gitmesi.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-4809677462035228157?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/4809677462035228157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/umut-vadeden-dizi-alphas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4809677462035228157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4809677462035228157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/umut-vadeden-dizi-alphas.html' title='Umut Vadeden Dizi: Alphas'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CUJcUrdZPJA/Tn-YJMc0ijI/AAAAAAAABkI/w2qVVVaLIzI/s72-c/xlarge_alphas.01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-818898890479040594</id><published>2011-09-24T23:06:00.000+03:00</published><updated>2011-09-24T23:17:11.540+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Covert Affairs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><title type='text'>USA: Network Dizisi Covert Affairs ve 2. Sezon İncelemesi</title><content type='html'>Covert Affairs'ı yeni dizi olarak duyurmuş ve bir sene önce&lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/09/yeni-dizi-covert-affairs.html"&gt;şurada&lt;/a&gt;, oldukça detaylı olarak incelemiştim. Uzunca bir süre ikinci sezon içinbekledikten sonra, geçen haftalarda yeni bölümlere kavuştum; ve bir çırpıdaizleyerek incelemek üzere heybeye attım.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Veteran CIA ajanımız Annie Walker'ın tatlı / sertmaceralarını izlediğimiz ilk sezonun aksine, ikinci sezonda iyice kısılanbütçeden midir nedir, daha bir tatsızlaşmış, daha bir yumuşaklaşmış bir CovertAffairs ile karşılaştım diyebilirim. Yani 2. sezonun genel yapısı öyle birhavada ki, tıpkı Stargate: Universe gibi mecburiyetten çekilen bölümleryüzünden karakter gelişimi, hikayedeki dinamizm ve konu bütünlüğü resmen acıçekiyor. Dizinin ikinci sezon finali ile büründüğü hal itibarı ile, IMDB'deki7.4'lük puanını kesinlikle hak etmediğini düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bunca negatif cümle kurduğuma bakmayın aslında; J.J.A'ninUndercovers'ı gibi rezil bir yapımdan ya da Chuck gibi ajan temalı bir komedidizisinden bahsetmiyoruz. Olumlu yorumlar yapamamamın en büyük sebebi, ilksezonla iyi şeyler vaadeden bir giriş yaptıktan sonra, koca bir sene boyuncaara veren Covert Affairs'in, beklediğimin çok altında bir performanssergileyerek beni hayal kırıklığına uğratmış olması. Ya da bu bir sene içindeevrim geçiren zevklerim, artık Covert Affairs'dan zevk almamı da engelliyor. Yani kendimi Nicki Minaj dinlerken bulduğum yetmezmiş gibi, sağa sola Wiz Khalifa'dan Black And Yellow'un &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=UePtoxDhJSw&amp;amp;feature=share"&gt;linki&lt;/a&gt; yapıştırıp duruyorum. Ya da mesela balıktan nefret ederdim; artık ne olduysa Fish &amp;amp; Chips yememeyi büyük bir kayıp olarak kabul ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar Covert Affairs'a dönecek olursak:&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Piper Perabo'nun kalın ayık bilekleriyle heder ettiğiChristian Louboutin'ler dışında...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-IxgKzkoR0FU/Tn4zjV936aI/AAAAAAAABkA/n5lmFZQhD7I/s1600/COVERT-articleLarge.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-IxgKzkoR0FU/Tn4zjV936aI/AAAAAAAABkA/n5lmFZQhD7I/s1600/COVERT-articleLarge.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizide en çok canımı sıkan şey, her bölümdedeğişen olayların üstünkörü biçimde işlenmesi, bunların arkaplanda devam edenasıl hikayenin gelişimine hiçbir katkıda bulunmaması ve gerçekçilikten sonderece uzak diyaloglar, prosedürler, karakterler falan filanla boğulan senaryo.Yani ne kadar yetenekli olursa olsun kör bir Irak gazisinin o kadar karıgötürmesine ya da götürdüğü karıların insanı sürükleyebileceği delilikseviyesinin göze alınmayarak, adama operasyon emanet edilmesine kesinlikleolanak veremiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Misal İstanbul'da geçtiği için cemaatimizin de dikkatiniçeken &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Half a World Away&lt;/b&gt; bölümünde,Lost'ta Charlotte Lewis'i canlandıran Rebecca Mader; kör bir Jazz gezginiyleyatan, iş ahlakından yoksun ve gevrek mısır tenli hostes olmakla yetinemediği gibi,sırf bu adam istiyor diye, "tehlikeli ve ne olursa olsun müslüman"bulduğu İstanbul sokaklarında kiralık bir arabayla casusçuluk oynayarak onayardım ediyor. Hadi diyelim ki hosteslikten sıkıldı, tüm kariyerini vehayatını, cinsi münasebet manası süper kahraman kıvamındaki kör adam içinharcamayı göze aldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;&lt;object height="315" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/tkCEhA8IGlg?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/tkCEhA8IGlg?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Peki neden senaristler işi azıcık olsun mantıklı kılmak içinherhangi bir çaba sarf etmiyor? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lYYFlCE3Np8/Tn40ks6LXaI/AAAAAAAABkE/Ku-gs0gw4Ek/s1600/christopher-gorham-promo-pic.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-lYYFlCE3Np8/Tn40ks6LXaI/AAAAAAAABkE/Ku-gs0gw4Ek/s320/christopher-gorham-promo-pic.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Neden kendine olan güveni 747'nin uçuş mesafesini çoktanaşmış hostes kız, kör banger'ının kayda alabilmek için kalkıp taa Amerikalardangeldiği ve daha ses teknisyeniyle selamlaştı diye kendinden geçercesineşenlendiği Jehan Barbur konserini dinleyip kendi işine bakmak yerine, hakkında hiçbirşeybilmediği bir adam ve anlamadığı dümenlerin varlığına rağmen, hiçbir sorusormadan bu triplere ortak oluyor? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Neden yani? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hayır anladık, İstanbul'da Arapça konuşarak dümbelek, tef veKing Cobra Seductive olarak nam salmış Irakyapımı yan flüt ticareti yapan Tikritli teröristler var.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hatta jelatinlikartvizitlerinde yazan Tahir Jalil Habbush ismi, aynalı Top-Ten gözlüklerindenyansıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ulan beni galeyana getiren, sinirden köpürten, bi bokubeceremeyen Allahsız senaristler! Milyonlarca farklı ses ve milyonlarca farklı zaman arasından,tesadüfen Jehan Barbur konserinde ve yine tesadüfen yanlış yere yerleştirilmiş parabolikbir mikrofon yüzünden, Agguie'nin sadece sesini duydu diye düşmanınıtanıyabileceğine inanmamızı mı istiyorsunuz?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Agguie'nin gözleri yok diye, bizim de beynimiz mi olmamalı? Bu nasıl zavallı bir kurgudur ulan?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hayır bizi Arap gibi göstermemek için en ufacık bir çabasarf etmemenizi anladık; sonuçta başbakanımızla aynı politik çizgiyi takipediyorsunuz... Ama bu kendi endüstri standartlarınıza ihanet sayılabilecekkadar basit, saçma ve İstanbul'da harcadığınız paraya tamamen yazık olay örgüsüne ulan?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İçim şişti yeminle.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yeni dönem dizilerin ve ikinci sezonların alayının problemibu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dizinin çekirdeğini oluşturan hikaye bir sezonluk olduğu için, ya da ilksezonu yazan ekibi elinde tutamayan prodüktörler yüzünden böyle Sahil Güvenliktadında aksiyon, dram ve bilim-kurgu dizileri izliyoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Emmy'lerde HBO'nun gövdegösterisi yapmasına şaşırmamalı. Adamlar senaryolarını ya bir kitabı temelalarak oluşturuyor ya da en az üç sezon potansiyeli taşıyan hikayeleridizileştiriyorlar. Velhasıl Covert Affairs için söyleyeceklerim de bunlar.İkinci sezonu zar zor izledim, üçüncü sezonu gelirse izler miyim, bilmiyorum.Muhtemelen bir şans daha veririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki yazı yeni favorim Showtime dizisi, Kanada'nın fantastik amiral gemisi Lost Girl ve dolayısıyla Succubus / Incubus'lar üzerine olacak. Umarım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ne Olacak Bu Dizilerin Hali?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Fringe tuhaf bir başlangıç yaptı. Dizilerin gidişatına bakacak olursak, akıl sağlığımı koruyan tek şey Fringe'in varlığı. Eğer onu da kaybedersek ne yaparız bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Falling Skies izlerken İncil okuyormuş gibi hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vampire Diaries ve Lost Girl cnbc-e'deki antik Buffy günlerini anımsattığı için beni mutlu ediyor olsa da, fantastik yapıları gereği bilimkurgu ihtiyacımı karşılamıyorlar. Supernatural desen keza öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;True Blood muazzamdı ve maalesef 2012'ye kadar bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Event'ı izlemeye çalıştım, resmen acıdan sürünüyorum. V desen elim Play'e gitmiyor. İkisi de tek sezonluk olduğu için karbonhidrat olarak kullanmaya yeltendim, ama tıpkı bilimkurgu izleyeceğiz diye zehirlenmemize neden olan Stargate: Universe, Flashforward ve Sanctuary gibi, bizi daha da sefil hale düşürmekten başka bir işe yaramıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summer Glau'lu Cape'e neler olduğunu biliyorsunuz. Ben bile, ben, It's so hot in here, it must be Summer, Summer'cığımın hatrına dahi olsa Cape'i izlemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ha bir de hayat kurtarıcı bir uyarı!&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Charlie's Angels'ın remake'ini izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi uyarıyorum arkadaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAKIN!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç çift meme, bacak, popo görürüz diye bile, SAKIN! SAKIN SKAIN SAKIN SAKIN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZLEMEYİN, İZLETMEYİN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda izlediğim en aşağılık şeylerden biriydi. Charlie's Angels'ın hakları McG'nin klozetine mi düşmüş bilmiyorum, ama ne olursa olsun bu kadar değersiz hale gelmiş olmaması lazımdı. Öyle boktan bir senaryo, öyle rezalet bir oyunculuk, öyle saçma-sapan diyaloglar ve öyle amsık bir prodüksiyon ki, tüm bunları bile göze alsam katlanamayacağım Minka Kelly'nin, Facebook fotoğrafı çektiriyormuş gibi poz kestiği o anlar yüzünden kılcal damarlarım çatladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık son umudum &amp;nbsp;henüz izlemediğim Alphas'ta. Eğer o da böyle ağır boktan çıkarsa, Fringe izleyip ev ekonomisi kitapları okumaktan başka birşey yapmayı planlamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-818898890479040594?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/818898890479040594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/usa-newtwok-dizisi-covert-affairs-ve-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/818898890479040594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/818898890479040594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/usa-newtwok-dizisi-covert-affairs-ve-2.html' title='USA: Network Dizisi Covert Affairs ve 2. Sezon İncelemesi'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-IxgKzkoR0FU/Tn4zjV936aI/AAAAAAAABkA/n5lmFZQhD7I/s72-c/COVERT-articleLarge.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-4821912290949981439</id><published>2011-09-17T15:28:00.001+03:00</published><updated>2011-09-17T15:57:39.483+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Feci Acayip Bir Rüya</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;Island filmindeki gibi; ama ondan daha sert ve karamsar bir ortamda FARM mantığıyla tutulan her yaştan insan var. Bunlar; ileride bu FARM'ı işleten kişilerin uygun gördüğü pozisyonlara getirilmek üzere, ya da yedek parça olarak, ya da dünyadaki en kirli günahların ham madde ihtiyacını karşılamak üzere özenle yetiştiriliyorlar. Kimisi üzerinde genetik deneyler yapılmış; kimisi bitmek bilmeyen askeri ve psikolojik deneylere tabii tulutuluyor. Kimileri M*****H projesi kapsamında henüz bebekken maruz kaldığı işkenceler yüzünden insan aklının almayacağını ön göreceğiniz farklı kişilikler geliştirmiş; ve bu kişiliklerin her biri için ayrı senaryolar uygulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan bir tanesi de benim. Ama bu bir rüya olduğu için; uzun süredir devam etmekte olduğunu tahmin ettiğim bu düzene aşina olmak yerine, sanki okulun ilk günüymüş gibi bir tedirginlik içindeyim. Benim gibi olan diğerleriyle beraberken, sürekli onların ne yaptığını gözlemliyor ve nerede nasıl davranmam gerektiğini tahmin etmeye çalışıyorum. Ortamdaki tedirginliği körükleyen şey herkesin gözlerinde gördüğüm endişe. "Aman hoca beni tahtaya kaldırmasın" psikolojisinin "Aman patrol birlikleri beni seçip götürmesin" ile yer değiştirdiğini düşünün. İşte buradaki okul öyle bir okul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakımsız, ikinci dünya savaşından kalma bir nükleer sığınağa benzeyen, endüstriyel atık tadan bir yerde onlarca genç bir aradayız. Ortamdaki ışıklandırmanın, seslerin, hatta soluduğum havanın bile büyük savaşı bekleyen Zion gecelerinden biri gibi olduğunu söyleyebilirim. Havadan bile metal tadı alıyorum. Mekan hakkında detaylı tasvirler yapabilecek kadar nasıl bir yer olduğunun bilincindeyim, ama neresi olduğunu ya da neden orada olduğumu bilmiyorum. İnsanlar aralarında fısıldaşıyorlar. Edindiğim izlenime göre biz FARM'ın kendisinde değil, ondan çok uzakta olan ve başka amaçlar için kullanılan bir fasillitenin içindeyiz. Komün hayatı yaşadığımız ortada. Herkes bir mağaraya benzeyen oyukların, metal krişlerin, eski-püskü kumaşlardan oluşturulmuş derme çatma çadırların altına birikmiş, bir haberin gelmesini bekliyor. Kimisi ortamdaki tek televizyonun başına toplanmış; nefes bile almadan ekrana kilitlenmiş. Kimisi birbirlerini bir daha göremeyecekleri korkusuyla sarılmış, vedalaşırmış gibi öpüşüyorlar. Neler olduğunu görüyorum, ama neler döndüğünü anlamıyorum. Böyle kurbanlık koyun gibi beklediğimiz bir ortamda, başına neler geleceğini bilememek kadar huzursuz edici &lt;i&gt;-ve aynı zamanda meraklandırıcı-&lt;/i&gt; birşey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden herkeste bir kıpırdanma oluyor ve odaya eli silahlı birileri giriyor. Hepsi üniformalı ve yüzlerinden okunan memnuniyetsizlik ifadesi Anayasa'nın değiştirilemez maddeleri gibi sabit. Üzerinde yürütülen spekülasyonlar bile etraftaki herkesinin iyice huzursuzlanmasına yetiyor. Yanımdaki kızlardan birinin bacaklarını örtmeye çalışarak köşeye sindiğini fark ediyorum. Askerler konuşmaya başlayınca dikkatim tekrar onlara yöneliyor. Hangi dilde konuştuklarını anlamıyorum. Diğerlerinin tepkilerinden yola çıkarak; bize beklenen haberin gelmediğini ve bir an önce toparlanarak harekete geçmemiz gerektiğini söylediklerini tahmin ediyorum. Ortama sinen o sessiz huzursuzluk bir anda ağlamara, çığlıklara, homurtulara ve gürültüye dönüşüyor. Herkes panikle eşyalarını toplamaya, sağa sola koşuşturmaya başlıyor. Ve tam o sırada çok büyük bir patlama oluyor! BAM! Patlamanın yarattığı şiddetle geriye doğru savruluyorum. Alevlerin yükseldiği anda görüş alanımda olan insanların kopan uzuvları patır patır yerlere düşüyor; seslerini duyuyorum. Ağzım, gözüm toz-toprak içinde kaldığı için kendime gelmem biraz zaman alıyor. Neler olduğunu görebilmek için doğrulmaya çalışırken, demin dikkatimi çeken kızın kan revan içindeki cesedini görüyorum. O anda tek sorum var o da NEDEN? Ne oldu, neden oldu, kim yaptı, biz nerdeyiz? Ölüp ölmeyeceğimi, bundan sonra ne olacağını ya da o anda düşünmenin mantıklı kabul edilebileceği hiçbirşeyi düşünmüyorum. Aklımı kaplayan tek soru: Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de söylediğim gibi; rüyanın kurgusu aynen bir sinema filmindeki gibi işliyor. Seyircinin "Neden?" sorusuna cevap vermek isteyen yönetmen; kamerayı bir başka mekana çeviriyor. Patlama anından öncesi, ama tam olarak ne zaman ya da neresi olduğu belli değil. Oldukça lüks bir restaurant'ta kapıda bekleşen silahlı korumaların sinsi gölgesi altında, oldukça resmi şekilde yemek yiyen iki adam var. Birisi koyu bir takım elbise giymiş, oldukça dingin ama aynı zamanda rahatsız edici derecede soğuk bir yüz ifadesine sahip bir Japon. Muhtemelen 30'lu yaşlarının başında. Karşısında oldukça zevksiz, gri / açık yeşil arası züppe bir takım elbise giymiş, gevşek surat ifadesi ve tatsız gülümsemesiyle beynimize kazınan "Yozlaşmış Amerikan Senatörü Prototipi" var. Orta yaşlı ve o yaşa gelene kadar yemediği bok kalmadığını sıfatındaki karaktersizlikten anlayabiliyorsunuz. Henüz kim olduklarını ve ne konuşacaklarını bilmeden Japon'un tarafını tutuyorum. Tabii artık ben orada değilim. Bu olanları, tıpkı bir sinema filmi gibi izliyorum. İki adam kısa bir süre bakıştıktan sonra sanki telepati kurmuşlar gibi, ceketlerinin iç ceplerinden PDA'ya benzeyen iki cihaz çıkarıyorlar. Japon'un elinde ekrandaki menüleri yönetmek için kullandığı bir kalem var. Amerikalı parmaklarını kullanıyor. Bu sahneyi bana izleten görünmez kamera; her iki adamı da Jimmy Jib ile omuz hizalarının biraz üzerinden izliyor. İkisi de hızlı hızlı birşeyler yazıyorlar. Ekrana son dokunuşlarını yaptıktan sonra aniden, keskin bir jest ile birbirlerine bakıyorlar. Japon adamın yüzünde hala belirgin bir ifade yok. Ama değişen oturuş biçiminden, sanki ihanete uğramış ya da hayatındaki en kötü haberi almış gibi kasıldığını görebiliyoruz. Amerikalı olanın yılışık gülümsemesi ise, şeytani bir gülümsemeye dönüşüyor.  Birşeylerin ters gittiği çok açık. Ve bunun benim olduğum yerdeki patlamaya neden olan şey olduğu da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada her rüyada olduğu gibi muazzam bir kopukluk yaşanıyor. Patlamanın olduğu yerde bir cenin gibi kıvrılmış yatarken, hikayeden, konudan, ortamdan ve mantık düzleminden tamamen koparak, güneşli bir Üsküdar sabahına gidiyorum. Bu o an meydana gelen bir olay olmaktan ziyade, sanki daha önce yaşadığım birşeyi hatırlamak, bir anıyı yeniden yaşamak gibi. Üsküdar'ın ünlü Posthane Yokuşu'ndan aşağı hızlı hızlı iniyoruz. Yanımda patlamanın olduğu yerden tanıdığım, ama ismini o an için hatırlayamadığım genç bir çocuk var. Yanımızdan gelip geçen insanlar son derece normal, klasik bir İstanbul atmosferini yaşatıyorlar. Ama ben, sanki burasının Matrix'e benzeyen sanal bir dünya olduğunu biliyormuşum gibi, onların bu "hiçbirşey olmamış" tavırlarından son derece rahatsız oluyorum. Inception filminde, kendi bilinçaltlarını bir şehire dönüştürüp içinde dolaşırken nasıl hissediyorlarsa ya da Fringe'te Olivia Dunham'ın zihninde, çaresizce ona ulaşmaya çalışan Peter'ın içini kaplayan his neyse, işte ben de aynen öyle hissediyorum. Aceleci, huzursuz, tetikte ve sinirli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Eğer şimdiye kadar oluşan post-apocalyptic atmosferin zedelenmesini istemiyordanız, şu bölümü atlayarak devam edin.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;Yokuş bitip meydana indiğimizde&lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: red;"&gt; -uyarıyorum burası çok komik- &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;Xena kılığına girmiş Yonca Evcimik'i görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Evet, Yonca Evcimik.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="315" width="420"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/sBl_IWvHHXo?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/sBl_IWvHHXo?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yanında da kim olduğunu bilmediğim ve Gabrielle gibi görünmek konusunda Epic Fail yaşamış bir kız var. Sanıyorum Çıtır Kızlar'dan sarışın olan Melda olabilir. Ama emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onlar da birşeyden kaçarak uzaklaşıyormuş gibiler. (Yonca Evcimik'i 1993 senesinden beri, böyle ıkınaklı bir surat ifadesinde görmemiştim. Resmen korkudan, stresten ve çaresizlikten ıkınıyormuş gibiydi.) Bunların burada ne işi var, neden böyle giyinmişler ve neden kaçıyorlar diye düşünürken, şaşkınlığımın seviyesini "gigantic"  boyutlara taşıyan bir karşılaşma daha yaşanıyor:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Gerçek Xena ve Gabrielle!&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üsküdar'a gelmişler.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;Xena, Yonca Evcimik'in kendisi gibi giyinmesinden acayip rahatsız olmuş ve elindeki kılıcı sinirli bir şekilde sağa sola savurarak söyleniyor. Gabrielle ise canım, her zamanki hümanist ve sevimli tavrıyla Xena'yı sakinleştirmeye çalışırken, sopasına yaslanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımdaki çocuk, Xena ve Gabrielle'in Üsküdar'da olması son derece normalmiş gibi başka bir detaya takılarak "Bunlar geçrekten lezbiyen mi?" diye soruyor. O sırada telepati özelliğimiz olduğunu fark ediyorum; çünkü zihnimde çocuğun düşündüğü şeyler birebir canlanmaya başlıyor&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;Xena ve Gabriel suların içinde öpüşüyorlar, sevişiyorlar derken, sinirli bir biçimde çocuğa dönerek; "Bir bölümde öpüştüler diye lezbiyen olmak zorunda değiller, sadece birbirlerini çok seviyorlar!" diyorum. O sırada izlediğim bütün Xena bölümlerini kafamda indekslerken; Kanal D'nin öpüşme sahnelerini sansürlediği bilgisini de es geçmiyorum. "Lan bir sürü izlemediğim bölüm var, acaba gerçekten lezbiyenler mi?" diye düşünmeye başladığım sırada, Xena sinirle kolumdan tutuyor ve; "Burası neresi, siz kimsiniz, bütün bu çılgın şeyler de ne?" diye soruyor. (Sanırım Xena'nın Üsküdar'ı bile çılgın bulmasını yadırgayamayız, çünkü mitolojik devirlerden kalkıp Renault Symbol, Büfe, Avea Bayii ve mübarek şeylerle dolu Üsküdar Meydanı'na geldi.) Lucy Lawless İngilizce konuştuğunan olsa gerek; "Don't worry, i'll take care of it!" diyorum. Neyin çaresine bakacaksam? O sırada Xena'nın kıyafetinde, normalde olmayan bir anormallik görünce, tüm olayın ne kadar absürd ve gerçek olamayacak kadar saçma olduğunun farkına vararak, kendi geçrekliğime dönmek için zihnimi zorluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Buradan devam edebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar patlama alanında yerde yattığım ana dönmek yerine, patlamadan sonrasına, lüks restaurant'taki Amerikalı ve Japon adamın karşılaşmasına dönüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon adam çok ani bir hareketle masanın üzerindekileri Amerikalı'ya fırlatıyor. Çatal-bıçaklar Amerikalı'nın koluna saplanınca, kapıdaki korumalar harekete geçiyor. O sırada yan masada sıradan bir müşteri gibi oturan genç çiftin, Japon'u korumak üzere ayağa kalktığını görüyoruz. Korumalar silahlarına davrandığı sırada, arkalarından yaklaşan genç bir kadın elindeki tam otomatik Uzi'lerle bütün restaurant'ı taramaya başlıyor. Etraf patlayan porselen takımlar, vücutlarına giren kurşunlarla yere yığılan şık giyimli insanlar, panik içinde koşuşturan garsonlar ve çığlıklardan geçilmiyor. Japon adamı koruyan genç çift akrobatik hareketlerle adamın yanına geliyorlar ve hızlıca koluna girerek tuvaletlerin oradan çıkışa ulaştırmaya çalışıyorlar. Bu sırada elinde Uzi'siyle ortalığı cehenneme çeviren kadının tavandaki büyük avizelere doğru ateş etmeye başladığını görüyoruz. Tavandan resmen şakır şukur cam yağıyor. Kadın avizelere ateş etmeye başlayınca, tam Amerikalı ve Japon adamın oturduğu masanın üzerine denk gelen avizeden ÇAAAT diye bir adam düşüyor. Düştüğü sırada zırhının görünmezlik özelliğinin zarar gördüğünü fark ediyoruz. Bu adam gizlice Japon'un PDA'sında yazanları Amerikalı'ya aktardığı için, anlaşma Japon'un zannettiğinden çok daha erken bozulmuş. O yüzden Amerikalı da, benim bulunduğum yerdeki gençler artık koz olarak kullanılamayacağı için, hepsinin ölüm emrini vermiş. Patlamanın görünürdeki sebebi de buymuş;  Amerikalı'nın emri. Tabii hala Japon ve Amerikalı'nın arasında neler döndüğünü, bizimle ne ilgisi olduğunu ve restaurant'ta yaşananların ne anlama geldiğini bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Japon ve onu korumak için yanında bulunan genç çifte odaklanıyoruz. Tuvaletlerin olduğu bölüme geliyorlar ve kadın hızla kapıyı tekmeleyerek içeri dalıyor. İçerde makyajını tazeleyen Britney Spears'ı görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Evet, Britney Spears.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat tekmelenerek açılan bir tuvaletin içinde, yaralanmış bir Japon ve korumalarıyla karşılan bir Popstar'a göre, kendisi son derece sakin davranıyor. Elindeki makyaj malzemelerini yavaşça çantasına koyduğunu görüyoruz. Japon adam yanındakileri uyararak "She is one of them!" diye bağırıyor. O sırada Britney çantasından bir silah çıkarıp Japon'un biraz önünde duran kadını alnından vurarak öldürüyor. Buna karşılık erkek koruma, Britney'in elindeki silaha doğru hamle yapıp onu düşürmesini sağlıyor. Kıyasıya bir dövüş başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Britney gözlerinize inanamayacağınız kadar sağlam tekmeler savuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="315" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/qCh6nBs_dOo?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/qCh6nBs_dOo?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tuvaletin bir ucunda kıyasıya bir dövüş yaşanırken, Japon tekrar PDA'sını cebinden çıkarıp birşeyler yazmaya başlıyor. Britney tam korumanın boynunu kıracağı sırada Japon, şu anda ne olduğunu hatırlamadığım birşeyler söyleyerek Britney'i durduruyor. Japon'un söylediği şeyleri duyan Britney, sanki bir robotmuş gibi davranmaya başlıyor. Koruma Britney'den uzaklaşarak Japon'un yanına geliyor ve ikisi de vahşi bir hayvandan uzak durmaya çalışırken, bir yandan en güzel kareyi yakalamak için uğraşan fotoğrafçılar gibi onu izlemeye başlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon Britney'e sakin olması, onlarla birlikte gelmesi yönünde telkinde bulunmaya çalışıyor fakat pek işe yaramıyor. Britney Spears'ın prosedürü alt kişiliği ortaya çıktığı anda kendini öldürmek üzerine oluşturulmuş. O yüzden bir yandan "Don't come any closer!" diye bağırırken, bir yandan kendisine zarar verebileceği birşeyler arıyor. Japon ve koruması bir kaç kez Britney'e yaklaşmaya çalışıyorlar fakat kız öyle çılgın bir biçimde onları savuşturuyor ki, bunun yarardan çok zarar sağladığını anlıyorlar. Tam o sırada Britney Spears duvardaki eşya asmak için kullanılan kancayı yerinden söküp birden boynuna saplıyor. Britney'in boynundan kan fışkırmaya başladığı sırada korumanın ona doğru hamle yaparak kızı kurtarmaya çalıştığını görüyoruz. Fakat kan öyle bir tazyikle fışkırıyor ki, koruma pek birşey yapamıyor. Bu sırada olduğu yerde yığılan Japon'un üzüntüden ağladığını ve yaşadığı tramvatik olay neticesinde geçmişindeki bir anının tetiklendiğini görüyoruz. Britney Spears'ın boynundaki kancayı geriye doğru çekerek kafa derisini yüzdüğünü ve altından Angelina Jolie'nin çıktığını görüyor. Angelina Jolie'yi görünce haykırarak ağlamaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Evet, Angelina Jolie.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu sırada rüyamı yöneten yönetmen, tekrar bir Flashback yaparak Angelina Jolie ve Japon'un geçmişlerine odaklanıyor.&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Tüm bunların öncesinde;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon adam taraf değiştirip FARM'daki insanları ordan kurtarmaya çalışan bir misyoner olmadan evvel Amerikalı ile aynı tarafta çalışıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARM'daki deneklerin genetik olarak mükemmelleştirilerek, bedenlerinde çeşitli kişiliklerin yaşatılmasına olanak sağlayan teknolojinin mimarıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARM'ın siyasi ajandasından çok, yalnızca bilim adına sunduğu nimetlerle ilgilenen disiplinli bir bilim adamıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARM'ın gelişim sürecinde, çok uzun süredir devam ettirilen prosedürün akıl almaz bir ilerleme sağlamasına neden olduğu için de projenin kilit ismiymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün deneklerin durumlarını gözlemlerken, köpeklerin eğitildiği bir arazide, psikolojik bir teste maruz tutulan Angelina Jolie'yi görmüş. (Angelina'nın son halleri değil, Gia zamanlarındaki genç hallerinden bahsediyorum.) Angie'ye uygulanan deneye göre kendisini "köpek sanması" hedefleniyormuş. Eğer bir köpek gibi davranmak yerine, yanındaki köpeklerle insani bir iletişim içersine girerse, Angie'nin sevdiği, beslediği köpekler gözü önünde öldürülüyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığı işin ne anlama geldiğini ilk defa orada anlayan Japon, Angelina Jolie'nin dosyasını incelemiş ve aslında onun mükemmel bir zekaya sahip olduğunu görmüş. Böyle bir zekanın köpek gibi davranmasını sağlamaktansa, bilim adına kullanılmasının daha uygun olacağını düşünerek ona kendi oluşturduğu bir kişiliği yüklemiş. Angelina Jolie birkaç haftalık bir süreçte oldukça başarılı bir bilimadamına dönüştürülmüş. Sonraki süreçte, uzun bir süre boyunca Japon adamla beraber çeşitli çalışmalar yürütmüşler. Ve kaçınılmaz olarak, aralarında duygusal bir yakınlaşma olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, Angelina Jolie hiç yapmaması gereken birşeyi yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta ilk önce Japon'dan yardım istemiş, ama Japon bunun asla mümkün olamayacağını söyleyerek Angelina Jolie'yi durdurmaya çalışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Angie Japon'u dinlememiş ve binlerce insanın ölümüne neden olan nükleer bir deneyin ayrıntılarını, tamamen insani değerler nedeniyle kabul edilimez bulduğu için FARM'a meydan okumuş. Bu arada söz konusu deney, gece vakti olmasına rağmen, oldukça büyük bir alanın tamamen aydınlanmasına neden olacak kadar güçlü bir patlamaya neden olan bir deney. Angelina Jolie'nin incelediği klasörleri, rüya sahibi olmanın ayrıcalıklarına dayanarak ben de gördüm :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet'e yaydığı belgelerle FARM adı altında yürütülen karanlık operasyonları Dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilginin büyük bir hızla yayıldığını ve giderek daha fazla insan tarafından sorgulanmaya başladığını gören FARM, ilk önce Angelina Jolie'ye kendi hayatının bir kurgu olduğunu göstererek onu cezalandırmış. Bu acıya dayanamayan Angelina Jolie, Japon'u bundan sorumlu tutarak, onun gözlerinin önünde boğazını keserek intihar etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Angelina Jolie'yi bir figür olarak öldürmek yerine, yeni bir kişilikle oyuna sürmeyi planlayan FARM; Jolie'nin DNA'sından yeni bir kopya yaratmış. İlk önce Angelina Jolie'nin yeni hayatındaki tüm bağlantıları ve kurgu yaşamına ait sahte belgeleri oluşturmuşlar. Sonra, Hollywood'taki bir başka ünlünün gayrimeşru çocuğu olarak sansasyonel bir haberle basına tanıtılmış. Ve bir süre sonra Angelia Jolie, FARM'ın organize ettiği bir senaryo ile televizyona çıkartılarak çevreci bir kuruluşun nükleer araştırmalara dikkat çekmek için hayata geçirdiği bir Viral'in, reklam yüzü olmayı kabul ettiğini duyurmuş. Böylece gerçekler, Angelina Jolie'nin bilimadamı olduğu dönemdeki görüntüleri de kullanılarak, yine gerçeklerle örtbas edilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkin klonlar uzun süre yaşayamadıkları için, Angelina Jolie'nin klonu uyuşturucu bağımlısı haline getirilmiş. Ve birkaç sene süren acı ve sansasyon dolu bir sürecin sonucunda, ölüm sebebi uyuşturucu olarak gösterilerek yaşamına son verilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süre boyunca, kişisel kaanaatleri doğrultusunda hareket edip, yarattığı ürünlerden biri olan Angelina Jolie ile duygusal ilişki yaşadığı için önemli kısıtlamalara maruz kalan Japon, yaşanan bu olaylar neticesinde harekete geçmeye karar vermiş. İlk önce FARM'ın bile karşısında duramayacağı önemli bir kozu kullanarak, teknolojiyi elde etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Angelina Jolie'nin bilimadamı kişiliğine duyduğu aşkla yola çıkmış ve uzun ve zor bir sürecin sonucunda, FARM'a karşı savaşmak amacıyla kendi ordusunu kurmuş. FARM'ın devasa olanakları ve her taşın altından çıkan çetrefilli yapısına rağmen, yürüttüğü bu savaşta küçük ama önemli zaferler kazanarak ilerlemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hikaye rüyamda gördüğüm yere kadar gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen biz de, FARM'dan kurtarılmak için haklarında anlaşma yapılan insanlardık. Fakat işler Japon'un istediği gibi gitmediği için birçoğumuz o patlamayla öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Xena bölümü hariç, hayatımda gördüğüm en komplike, en sinematografik, en solid kurgulu rüyayı kelimerle aktarabileceğim ölçüde aktardım. Öyle bir hise uyandım ki bu sabah, herhalde bu rüyayı ömrümün sonuna kadar unutmayacağım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğunuz için teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı rüyalar :)&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-4821912290949981439?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/4821912290949981439/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/feci-acayip-bir-ruya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4821912290949981439'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4821912290949981439'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/feci-acayip-bir-ruya.html' title='Feci Acayip Bir Rüya'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-2522471972764125080</id><published>2011-09-16T21:13:00.001+03:00</published><updated>2011-09-16T21:13:28.781+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Bence Dinleyin I</title><content type='html'>Allah bozmasın, bu aralar güzel bir düzen oturttum; fire vermeden böyle gitsin istiyorum. Madem takıldığım şeyler baya keyif veriyor, e sizlerle de paylaşayım istedim. Kısa kısa hepsinden bahsedeceğim. Ama bu yazı, yalnızca müzik ağırlıklı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: magenta;"&gt;Nicki Minaj&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://michaelsikkofield.blogspot.com/"&gt;Michael Sikkofield'ın blogundaki&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; &amp;nbsp;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Amerikan Müzik Piyasası'ndaki Etkin İlluminati Esintileri"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; temalı yazıları okuyup, Youtube kliplerinde subliminal mesaj ararken keşfettiğim Nicki Minaj öyle sağlam çıktı ki, neresinden başlasam bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karayiplerdeki &lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Trinidad ve Tobago"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; adalarından Trinidad Merkez'deki camiyi geçince, karşınıza çıkan ilk ışıklardan sola döndüğünüzde göreceğiniz &lt;strong&gt;&lt;span style="color: magenta;"&gt;Pembe Pimapenli Ev&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;'de doğan Nicki Minaj'ın Jamaika'lı falan olduğunu sanıyordum. Değilmiş. O &lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Day day day da da da da da day day day"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; derken ölüp bittiğim aksanı da Jamaika aksanı değil, Karayip aksanıymış. Bunu da böylece öğrenmiş olduk. Aksan konusuna ciddi takığım. Rihanna'nın bikini bölgesine yaptırdığı ağda macerasını &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=nitLtsarXC4"&gt;anlatırken&lt;/a&gt; şahit olduğum bombastik aksanından sonra, yeni favorim ilk defa &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=p4kVWCSzfK4&amp;amp;ob=av2e"&gt;David Guetta - Where Them Girls At&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; ile dikkatimi çeken Nicki Minaj'ın aksanı oldu. Şimdilik Minaj'ın "Artificial and The State of Art" ünvanını hak eden Wicked Ass'ine değdirmeden, en sevdiğim şarkılarından biriyle sizi başbaşa bırakıyorum. Eğer daha fazlasını isterseniz, kanaatimce dünyanın en iyi kadın rapper'larından biri olduğunu ıspat ettiği &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=83ApuklExLA"&gt;Monster Verse'ünü&lt;/a&gt; dinleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="315" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xzXDSWz3Nbw?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/xzXDSWz3Nbw?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sözlere gelin: "All theses bitches is my sons. You ain't my son; you are my motherfucking step﻿ son. All these bitches is my sons."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Wikipedia'da Minaj'ın hayatını okurken; Michael Sikkofield'ın Nicki Minaj'ın Illuminati'nin Monarch Slave / Sex Kitten'larından biri olduğunu düşünmesine neden olan, hayat hikayesi ve tüm konsepte uygun altyapısı da dikkatimi çekti. Buyrun buraya da aktaralım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;[Başlık da ilgi çekici] &lt;/em&gt;Alt Kişilikleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Minaj çocukluğu ve gençliğinde ailesiyle sık sık sorunlar yaşıyordu. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;(*Babası alkolikmiş, annesini yakmaya çalışmış, Minaj annannesi ile kalırken, annesi New York Queens'teymiş vs.)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Gerçek hayattaki sorunlarından kurtulmak için kendine karakterler oluşturur ve hayatını bunlarla devam ettirirdi.&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;New York dergisine konuşan Minaj, "kavgalardan uzaklaşmak için, her zaman yeni bir insan olmayı hayal ederdim. "Cookie" benim ilk kimliğim olmuş ve onu uzun bir süre kullanmıştım. Daha sonra "Harajuku Barbie", sonra "Nicki Minaj" oldum. Fantezi benim gerçekliğim olmuştu."&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Yeni albümü için Minaj "Roman Zolanski" isimli yeni bir alt kişilik oluşturdu. Örneğin Trey Songz'la birlikte söylediği "Bottoms Up" şarkısında, rap yapan "Nicki Minaj" değil; "ikiz kardeşi" Roman Zolanski'ydi. Minaj'a göre, o onun içinde doğdu ve ne zaman sinirlenirse ona dönüşüyor. Ayrıca "O'nun içinde bir şeytan olduğunu" söyledi. Roman; Eminem'in Slim Shady kimliği ile kıyaslandı. Öyle ki, Minaj ve Eminem, birlikte söyledikleri "Roman's Revenge" şarkısında bu kimlikleri kullandılar. Roman'ın "Martha Zolanski" isimli bir annesi var. Martha Zolanski, "Roman's Revenge" şarkısında ortaya çıktı. Martha "Moment 4 Life" klibinde Minaj'ın büyükannesi gibi gösteriliyor. Minaj, bu albümde hayranlarının Nicki, Roman ve Onika ile tanışacaklarını belirtti.&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;18 Kasım 2010'da Minaj "Nicki Teresa" adında yeni bir alt kimlik oluşturdu. Rengarenk eşarp giyerek hayranlarını New York şehrindeki Fuse Studios'da The Garden of Dreams Foundation'da ziyaret etti. Minaj 6 Aralık 2010 tarihinde Lopez Tonight'a yeni bir görünümle, "Rosa" karakteriyle konuk oldu.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten enteresan. Bu hatunu daha yakından takip etmeye başlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Maroon&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #e69138;"&gt;5&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;ve &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;yeni keşfettiğim albümleri "Hands All Over"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda dinlediğim en eğlenceli şarkılara imza atan Maroon 5 pop müzik adına gerçekten güzel bir iş başarmış. Türkiye'ye geldiklerinde, pek de ilgilendiğim tarzlarda takılmadıkları için konserlerine gitmemiştim. Nicki Minaj'ın Christina Aguilera ile olan olağanüstü eğlenceli düeti &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=BiEAy1LoOTk"&gt;WooHoo&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'dan sonra &lt;em&gt;-ki WooHoo meselesine bir de Sims 3 başlığında değineceğim-&lt;/em&gt; Dubstep'e bulaşmamış başarılı bir pop şarkısında daha Christina Aguilera'yı duymak çok iyi geldi. (Bionic Xtina'cığıma pek iyi gelmedi maalesef.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Moves Like Jagger!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="315" width="420"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/iEPTlhBmwRg?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/iEPTlhBmwRg?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümdeki diğer favorilerim; &lt;strong&gt;Give a Little More&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Misery&lt;/strong&gt;. Muhtemelen şimdiye kadar bahsettiğim şeyleri siz zaten biliyorsunuz, ama ben Britney Spears ve Tarkan dışında, popüler müzik dünyasında olup bitenleri, neredeyse sadece İlluminati ekseninde takip ettiğim için, böyle mevzulardan hep gecikmeli olarak haberdar oluyorum. Ama, arkadaşım Görkem'in sitesi &lt;a href="http://www.poptrend.org/"&gt;PopTrend&lt;/a&gt;'i takip ederseniz; ki benim son keşiflerimden Kelly Clarkson'ı da kendisinden öğrendim, benim gibi güzel / eğlenceli müziği bir sene lag ile dinlemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son olarak, Misak-ı Milli'ye dönecek olursak:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökçe'nin Tuttu Fırlattı şarkısına gönderme yaparak herhangi birşey tweet'leyen insanlara, denge bilekliği takan insanlardan farklı gözle bakamıyorum. İyi bir göz değil bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da Model grubunun çalıntı olsun ya da olmasın, devrim niteliğinde müzik yaptığını falan iddia edenler var. Bu kadar küçük, sıradan, özensiz şeyleri bunca överek, gerçekten iyi müziğin "underground" kalmasına yol açan ergen tutkusundan nefret ediyorum. Hepimiz ergen olduk, ama hepimiz Blue Jean dergisine sevdiğimiz grubun / şarkıcının yalnızca bize ait olduğunu belirten bir manifesto göndermedik. Ne demek istediğimi anladığınızı umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler müzikle hiçbir sorunum yok; hatta gerçek, kaliteli pop müzik kadar insan hayatıne neşe, cümbüş, enerji getiren başka birşey pek yok. Ama Tuttu Fırlattı'ya falan verilen paye nedir yahu? Aldı mı / çaldı mı belli olamayan, sicili meçhul anonim bir müzik, efsanevi Balkan müziğine tecavüz eden, dandik, patlak bir müzikal yorum ve ortaokuldaki hatıra defterlerine yazdığımız sitemli maniler ayarında sözler... Bu mu bizim piyasamızın hali?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki müzikli, şarkılı yazıda Tarkan'ın Bülent Ersoy'la düetinden ve DEV, Wanted, Ludacris gibi bayağı boktan şeyler yaparak Youtube'u istila eden tiplerden bahsederek iyi / kötü dengesini sağlayacağım. O zamana kadar iyi pop dinleyin, İstanbul'daki, öğle yemeği olarak istenebilecek en iyi Fish &amp;amp; Chips teslimatını yapan &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.fishofnorth.com/"&gt;Fish of North&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'tan Fish &amp;amp; Chips sipariş edin ve Cafe Fernando'nun yazarı "Cenk the Magnificent'ın" Eylül'de çıkması beklenen yemek kitabı için gün sayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşasın Fenerbahçe!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-2522471972764125080?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/2522471972764125080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/bence-dinleyin-i.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2522471972764125080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2522471972764125080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/bence-dinleyin-i.html' title='Bence Dinleyin I'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-4909578494260222906</id><published>2011-09-08T12:46:00.000+03:00</published><updated>2011-09-08T12:46:55.682+03:00</updated><title type='text'>Star Wars Voice Reel Master</title><content type='html'>Bu blog yapı itibarı ile sırtını&amp;nbsp;bilim-kurgu&amp;nbsp;külliyatına dayamış olsa da, sanırım en büyük sıkıntı görmezden gelinemeyecek olan Star Wars eksikliğidir. İki nedeni var; birincisi Star Wars'ları bilim-kurgu'dan ziyade fantastik bulurum, ikincisi ve asıl geçerli sebep; haklarında söylenmedik birşey kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen paylaşmadan edemeyeceğim bir seri var ki; izlerken Star Wars'tan bile daha çok zevk aldım :) Buyrun izleyin efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="345" width="420"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/K6RE4NhSHx4?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/K6RE4NhSHx4?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="345" width="420"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/bX5PBYzE9YU?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/bX5PBYzE9YU?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam hero :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-4909578494260222906?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/4909578494260222906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/star-wars-voice-reel-master.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4909578494260222906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4909578494260222906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/star-wars-voice-reel-master.html' title='Star Wars Voice Reel Master'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-2711408133860486473</id><published>2011-09-02T23:16:00.000+03:00</published><updated>2011-09-02T23:32:25.414+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Emma Stone'/><title type='text'>Yeni Aşkım Emma Stone</title><content type='html'>İnsan birden fazla kişiye gerçekten aşık olabilir mi bilmiyorum, ama Milla Jovovich'le başlayıp sırasıyla Angelina Jolie, Jessica Alba, Megan Fox ve Summer Glau ile genişleyen liste en sonunda &lt;i&gt;&lt;b&gt;Emma Stone&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;'un da partiye katılmasıyla tadından yenmez bir hal aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://i.imgur.com/IleQR.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://i.imgur.com/IleQR.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gerçi Emma Stone, güzellik açısından değerlendirirsek bıngıl bıngıl formuyla saydığım diğer tanrıçaların yanında biraz mütevazi kalıyor. Ama o aksanı, Shirley Manson'a bile meydan okuyan sesi ve doğallığı yok mu? Var! İşte onların hepsi Emma Stone'u bu listeye sokmaya yeter de artar bile. Kendisini bazı açılardan Mila Kunis'e, hatta kızıl saçlı hallerini çoğu zaman Lindsay Lohan'a benzetsem de, iki ismi &lt;i&gt;&lt;b&gt;Superchicks&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; listeme almayışıma neden olan şeylerin hiçbiri Emma için geçerli değil. (Merak edenler için Mila Kunis fazla top suratlı, Lindsay Lohan ise Lindsay Lohan.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Biraz detaylı bilgiler vereyim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-x8Wy5MP8f3o/TmEya5zPMaI/AAAAAAAABjo/_j82GQVg__0/s1600/091310-emma-stone-400.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-x8Wy5MP8f3o/TmEya5zPMaI/AAAAAAAABjo/_j82GQVg__0/s320/091310-emma-stone-400.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;6 Kasım 1988 doğumlu Emma, 88 model efsaneler arasında anında kendine yer buldu. Biraz yaşından büyük göstermediğini söyleyemem. Tabii bunda elyaf gibi olmasının yanı sıra katatonik bir sigara seansı sonucu geri dönülmeyecek biçimde kalınlaşan ses renginin de payı var. Zaten hasta olduğum hatunlar içersinde sesini pek beğenmediğim tek kişi belirgin Tennessee aksanının bile kurtaramadığı Megan Fox; ki onun da konuşmasına pek gerek yok zaten. Emma'ya geri dönecek olursak, Arizona doğumlu aktristin eyalet tarihinde &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Phoenix_Lights"&gt;Phoenix Lights&lt;/a&gt; adıyla hatırlanan fenomen kadar doğaüstü bir olay olarak kayıtlara geçeceği aşikar; çünkü bildiğim kadarıyla Emma Stone&amp;nbsp; seviyesinde ünlü olan başka bir Arizonalı kadın oyuncu yok. (Eminim Arizona halkı aslen Nevadalı olduğu halde Arizonalı sanılan Jenna Jameson'la da gurur duyuyordur. Yerel turizme büyük katkıda bulunduğuna hiç şüphem yok.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemada &lt;b&gt;Superbad&lt;/b&gt; (2007) ile başlayan kariyeri, &lt;i&gt;-ki henüz Easy A ve Zombieland dışında diğer filmlerini izlemedim-&lt;/i&gt; &lt;b&gt;Crazy, Stupid, Love&lt;/b&gt; (2011) ve &lt;b&gt;The Amazing Spider-Man&lt;/b&gt; (2012) ile doğru yolda ilerliyormuş gibi görünüyor. Sınavlarımı atlatıp, elimdeki işleri tamamen bitirdikten sonra Emma'nın oynadığı bütün filmleri teeeeek teeeek izleyeceğim. O zamana kadar bu yazı sadece Emma Stone'un şahsı ve izlediğim en eğlenceli gençlik filmlerinden biri olan &lt;b&gt;Easy A&lt;/b&gt; (2010) üzerine olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-OX0SryGCO6I/TmEypgjpoNI/AAAAAAAABjs/l4-_J1hIjT4/s1600/emma_stone_1920_1200_may152009.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-OX0SryGCO6I/TmEypgjpoNI/AAAAAAAABjs/l4-_J1hIjT4/s640/emma_stone_1920_1200_may152009.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;2004'te seçmelere katılabilmek için liseyi bırakıp Los Angeles'a annesinin yanına yerleşen Emma, iki yıl boyunca evde eğitim görmüş. Sanırım bu yüzden Easy A'de &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Google Earth evreninde yaşasa ve 10 katlı bina şeklinde giyinse bile fark edilemeyecek kız"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tanımı ona pek uymamış; çünkü rolünü mükemmel bir şekilde yerine getirmesine rağmen liseyi Los Angeles'ta seçmelere katılmak için bırakacak kadar taşaklı biri :) Tabii ünlü olan birçok oyuncunun bu formülü aynen uyguladığını biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise ünlü olanların lise eğitimini bile tamamlamadan Hollywood'a koşan gençlerin %0.01'ini oluşturduğu. O yüzden "&lt;i&gt;&lt;b&gt;She has the Lady Balls!"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatimi çeken bir başka husus da, Emma Stone'un ayakları konusunda İnternet aleminde &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Fact"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; haline gelmiş bir gerçek; bu kızın ayakları ayak fetişlerini önemli ölçüde baştan çıkarıyor. Bu ayak fetişi olayını hiçbir zaman anlayamadım ama Google'a Emma Stone yazdığınızda "Emma Stone Feet" önerisini getirmesine neden olacak kadar almış başını yürümüş bu mesele. Eğer konuyu yerinde değerlendirmek isterseniz &lt;a href="http://www.wikifeet.com/pictures/Emma-Stone-Feet-43124.jpg"&gt;şuraya&lt;/a&gt; bir göz atabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emma'yı Zombieland'te beğenmiştim, ama filmi sevmediğimden olacak; Superchick listesine Easy A'i izleyene kadar giremedi. Easy A'i izlememe neden olan şey ise Jim Carrey'nin Emma Stone'a ilan-ı aşk edip; sonra "Şaka lan şaka!" diye kıvırmasına neden olan meşhur videosuydu. Hâlâ izlemediyseniz hemen Amerikan magazin programlarına kadar düşen videoyu paylaşalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/e4A-U4Gylmw?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/e4A-U4Gylmw?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bunun özellikle Twitter'da neden bu kadar mesele olduğunu, Jim Carrey gibi bir adamın neden &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Şaka ulan, mal mısınız?" &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;demek zorunda kaldığını, hatta Youtube'daki videoları (web sitesindeki orijinal videoyla beraber) sinir harbi içersinde kaldırmaya mecbur bırakılmasına neden olan olaylar bütününü hiçbir şekilde anlamadım. 41 yaşında bir adam, 23 yaşındaki bir kadına aşık olamaz mı? Ki JC, olamayacağını düşünenler olabileceğini öngördüğü için &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Eğer senin yaşında olsaydım" &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;yumuşatıcısıyla söze başlıyor. Herneyse.&lt;i&gt;&lt;b&gt;"Jim Carrey'i kendine aşık eden kız kim yahu?"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; diyerek IMBD'ye daldım, Emma Stone'u hatırladım, filmografisinde Easy A'i gördüm ve&amp;nbsp; filmi izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAM!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ben de Emma Stone'a aşığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gelelim Easy A'e.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda izlediğim en kafa aileye, en orijinal edebiyat öğretmenine (&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=d0E8QkHwK1s"&gt;şuradan&lt;/a&gt; şahit olabilirsiniz), en "Catchy" şarkıya, en çıldırtıcı -ama aslında sevimli- İsa fanına (ona da &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=u6Pbh4DuTOM"&gt;buradan&lt;/a&gt; şahit olun) ve en komik parti sahnesine sahip film olarak listeleri altüst eden Easy A, sinema tarihi açısından çok büyük bir önem taşımasa da kesinlikle çok çok çok iyi vakit geçirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Favorim olan Dill karakteri, Olive'in (Emma Stone) babası ve bu rolü ER, The Terminal, Lovely Bones, Julie &amp;amp; Julia gibi filmlerden hatırladığımız mükemmel aktör &lt;i&gt;&lt;b&gt;Stanley Tucci&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; canlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Bu noktadan sonra bu ailenin ne kadar mükemmel olduğunu göstermek için küçük Spoiler'lar vermek zorundayım, kendinizi mecbur hissetmiyorsanız izlemeyin :)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TjpkMfTBVQs?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/TjpkMfTBVQs?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt; &lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Zaten zenci olduğu için doğduğu günden beri evlatlık olduğunu bilen Chip'in babası Dill tarafından alenen taşağa alınması :)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/oTzTcic-1qs?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/oTzTcic-1qs?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Diğer favorim Olive'in son derece rahat, geçmişiyle barışık ve Zen Bahçesi kadar sakin bir ses tonuyla konuşan annesi Rosemary. (Patricia Clarkson)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: red; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Ve şimdi sırada filmden gerçekten çok eğlendiren iki sahne var;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Birincisi Melody Bostic'in partisinde gerçekleşen ve uzun süre unutulmayacak olan kumpas sahnesi :)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/71qm5ZOlpAw?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/71qm5ZOlpAw?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Diğeri de Emma Stone'un Natasha Bedingfield'ın &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Dünya'nın en akılda kalıcı pop şarkısı"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; ödülünü &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Serkan is My Girl'e"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; kaptırmaktan son anda kurtulan Pocketful Of Sunshine adlı şaheserini canlandırdığı bölüm :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/NYTS7NBDKKU?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/NYTS7NBDKKU?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu sahneleri izledikten sonra Emma Stone'un cazibesine ya da Natasha Bedingfield'dan Pocketful Of Sunshine dinleme isteğine karşı koyabilir misiniz bilmiyorum. Bildiğim tek birşey varsa, son yıllarda Natalie Portman'a bile komedi rolü oynatmaya çalışacak kadar çaresiz kalan Hollywood'un kadın aktristler bazında çektiği &lt;i&gt;&lt;b&gt;"komedyen sıkıntısını"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; sona erdirecek altın madeni Emma Stone'u takip etmeniz gerektiği ve bana kalırsa bu takibe Easy A ile başlamanızın şu saatten sonra elzem hale gelmiş olması :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/gte3BoXKwP0?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/gte3BoXKwP0?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-2711408133860486473?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/2711408133860486473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/yeni-askm-emma-stone.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2711408133860486473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2711408133860486473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/yeni-askm-emma-stone.html' title='Yeni Aşkım Emma Stone'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-x8Wy5MP8f3o/TmEya5zPMaI/AAAAAAAABjo/_j82GQVg__0/s72-c/091310-emma-stone-400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-295013557931760225</id><published>2011-09-01T11:56:00.003+03:00</published><updated>2011-09-01T12:06:38.163+03:00</updated><title type='text'>Arcana Dinlerken Michael Sikkofield</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bundan sonra &lt;i&gt;&lt;b&gt;kutsal üçlemeyi tamamlamadan&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; herhangi bir yazı yazabilecek miyim bilmiyorum, ama her yazıda en az üç konuyu ele almak şu sıralar daha ekonomik geliyor. Lafı kısa kesip, direk konuya gireyim ki genç dimağlar Wall of Text yüzünden işin başında soğumasın.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ezoterik ve Batîni doktrinler hakkında araştırma yapmaya başladığım zamanlar çok çok eskiye dayanmıyor. 2005'te izlediğim bir Firefly bölümünden sonra, Summer Glau'nun canlandırdığı River Tam'in "Fixing the Bible" muhabbetinden etkilenip Yeni Ahit'i okumuştum. Acaba ne kadar saçma olabilir ki? düşüncesiyle okuduğum için, çok saçma bulmam pek de zaman almamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Bible's broken. Contradictions, false logistics - doesn't make sense. So we'll integrate non-progressional evolution theory with God's creation of Eden. Eleven inherent metaphoric parallels already there. Eleven. Important number. Prime number. One goes into the house of eleven eleven times, but always comes out one. Noah's ark is a problem. We'll have to call it early quantum state phenomenon. Only way to fit 5000 species of mammal on the same boat. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu da River Tam'e verilen ünlü cevap:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;It's not about making sense. It's about believing in something, and letting that belief be real enough to change your life. It's about faith. You don't fix faith, River. It fixes you.&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onun öncesinde &lt;i&gt;&lt;b&gt;Vampire Masquerade: The Bloodlines&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; sayesinde, Cain ve Abel'ın köken olarak ne kadar eskiye dayandığını öğrenmek için araştırma yaparken; tüm İbrahimi dinlerin kitaplarını okumaya niyetlendiğim de oldu. Ama ne yalan söyleyeyim, hangi din olursa olsun, kutsal kitapların çevirileri öyle kötü ki, pasajların, ayetlerin ve metinlerin düzensizliğiyle birleştiğinde bu durum gerçekten çekilmez oluyor. Kuran-ı Kerim dışında hiçbir kutsal kitabı tamamen okumadım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu konuya neden değindiğimi soracak olursanız, şu yüzden;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Merakımı en çok cezbeden şeylerden biri Q metni adı verilen referans noktasıydı. 1960'larda Tomas İncili'nin ortaya çıkmasıyla birlikte varlığına dair spekülasyonların çoğaldığı Q metninin Sümer Tabletleri'nden tutun da Mısır'a kadar bir çok yerden beslenen bir referans kaynağı olarak kullanıldığı, İsa'nın yaşadığı dönemde söylediği özlü sözlerin derlenerek bir araya getirildiği (ki bunlar ağırlıklı olarak fakirlik ve müritliği temel alan özlü sözlerdi) ve Matta ve Luka'nın içerdiği, Markos'da bulunmayan ortak metinlerin kaynak olarak Q metninden yararlandığı iddia ediliyordu. Bunu Zeitgesit'in &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Bütün dinler, birbirlerinden esinlenen akımlardır"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; iddiasından çok daha önce fark ettiğim için&amp;nbsp; ne kadar ilgi çekici geldiğini kabul edersiniz. Çünkü o zamana kadar Kuran-ı Kerim dahil bütün kutsal kitapların, Sümer ve Mısır medeniyeti dahil birçok antik medeniyetin tarihi ile ne derecede ortak noktalar barındırdığını ve bunların kronolojik olarak her kutsal kitapda ne kadar farklı ele alındığını bilmiyordum. Bu konuya daha sonra ayrıntılı olarak değineceğim; ama ille de bir örnek vermemi isterseniz şöyle buyurun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Eski Ahit ve Mısır Deltası'ndaki Yerleşik Yahudi Kompleksi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mısır tarihini İbrahimi dinlerin tarihinden ayırmamız zor; çünkü başta Firavunlar olmak üzere Mısır'ın hemen tüm siyasi hareketleri birer "vak'a" olarak bütün kutsal kitaplarda yer alıyor. Bu konuda kutsal kitapların kendisi dışında kaynak olarak kullanılan, olayları kronolojik sırayla anlatan ve resmi devlet belgesi, arşiv tutanağı ya da günce sınıfına girmeyen tarihi belge sayısı ise çok az. Manethon'un sonraki yüzyıllarda Mısırlılarla Yahudiler arasında ciddi siyasi / akademik savaşlara neden olan kitabı "Mısır Tarihi" bunlardan başlıcası. Bir diğeri de Manethon'un çağdaşı Babilli Berossus'un yazıları. Burada ele alacağım oldukça eskiye dayanan itilafın nedeni ise şu: &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Manethon'un Mısır Tarihi kitabının orijinal kopyası M.Ö. 3.yy'dan kısa bir süre sonra, tıpkı çağdaşı Berossus'un yazıları gibi kaybolmuş ve bunların çalışmalarına dair en geçerli kaynak 1.yy'da Yahudi tarihçi Josephus'un derlemeleri olarak kabul edilmiş. &lt;b&gt;&lt;i&gt;(Eğer bu konuda akademik anlamda detaylı ve bilimsel bir çalışma okumak isterseniz, kaynak olarak Gerald P. Verbrugghe and John M. Wickersham'ın Michigan Üniversitesi Yayınları'na ait ünlü çalışmaları olan Berossos and Manetho, Introduced and Translated'tan yararlanabilirsiniz.) &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Tabii tek başına Josephus'un yazdıklarını doğru olarak kabul edebilmek mümkün olmadığı için, Africanus, Eusebius gibi diğer Hıristiyan tarihçilerin de dönem hakkındaki kayıtları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Sorun da tam olarak burada ortaya çıkıyor:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birbirinden farklı tarihçilerin yazdığı şeyler bile, gerek siyasi gerekse &lt;i&gt;"kutsal metinlerin doğrulanması"&lt;/i&gt; açısından tam olarak uyuşmazken; Torino Papirüsü, Palermo Taşı gibi başka arkeolojik bulgularla da tamamen ters düşüyor. Bütün kutsal kitaplarda, Eski Ahit temelinden hareket edersek, benzer şekilde bahsedilen Mısır'daki İbrani Kavmi'nin varlığıyla ilgili pasajlar Josephus'un Mısır Tarihi derlemesi dışında hiçbir kaynak tarafından aynı dönem içersinde belgelenmiyor. II. Ramses dönemine ait Torino Papirüsü adlı belgede, &lt;i&gt;ki bu Sakkara ve Abidos'taki önemli siyasal, coğrafi ve toplumsal olaylara dair kronolojik bir döküm içeren arşiv niteliğinde bir belgedir, &lt;/i&gt;Mısır'ın verimli deltasına yerleşen Yahudi Kavmiyle ilgili herhangi bir bilgi yok. Daha da ilginç olan Eski Ahit'in "Genesis" kitabında bu konuyla ilgili olan bölümlerin, tarihi gerçeklerle uyuşmaması.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;"Ve Yusuf babasını ve kardeşlerini yerleştirdi. Firavun'un emrettiği gibi Mısır'ın en güzel diyarında, Ramses'de ona bir mülk verdi."&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kısaca özetlemek gerekirse, bu durum kronolojik açıdan öyle imkansız ki, modern Eski Ahit incelemerinde bu bölüm artık tamamen farklı yorumlanmaya başlanarak; Yeni Krallık Dönemi'yle ilişkilendiriliyor. Ne yazık ki Yeni Krallık Dönemi'nde de Firavun'a gönderilen şikayet mektupları dışında yerleşik Yahudi Kavmi'ne işaret eden hiçbir belge yok. Ki bu mektuplarda da doğrudan Yahudi kavminden, Musa'dan, Mısır'ın Kuzeyinde'ki ya da Delta'nın doğusundaki dışlanmışlardan, şundan bundan bahsedilmiyor. Mektuplarda geçen "Habiru" kelimesi "Hebrew" sözcüğüyle benzeştiği için bunları İbranilerle ilişkilendiriyorlar, ama mektupların içeriğine göre şikayetler Mısır'ın "içinden" değil Ortadoğu'daki küçük krallıklardan geliyor. Yani Yahudiler, eğer Eski Ahit'de söylenenden farklı bir zamanda olsa bile, Mısır'ın herhangi bir bölgesinde kalıcı olarak ikamet etmiş olsalar dahi çoktan yola çıkmışlar. Böylece tüm kutsal kitaplarda Hz. Musa ve Yahudi Kavmi'nin hikayesine kaynaklık eden Exodus konusunda herhangi bir kaynak bulunamadığı gibi, bulunan kaynakların da bu hikayeyle uyuşmadığını görüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelelim asıl mevzumuza.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Michael Sikkofield, İlluminati ve Arcana.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Arcana, bu yazıyı yazarken dinlediğim müthiş bir grup. Wikipedia'da Neoklasik İsveç Grubu olarak adlandırılan Arcana Le Serpent Rouge ile öyle astral bir iş başarmış ki; Amber ve In Search of the Divine şarkılarını dinlerken Firavunlar'la takılmış kadar oluyorum. Eğer bu konularda birşeyler okurken atmosferi köklemek istiyorsanız Arcana'nın Le Serpent Rouge albümünü öneririm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Michael Sikkofield ise "Ekşiciler" tarafından "Milli Görüşçü Texe Marrs klonu" olarak adlandırılan değerli bir yazar. Tabii eleştirdiğim noktaları da var. Çok küfürlü yazdığı, maltoşları göt ettiği, kepçe kepçe sıçtığı ve görüşlerine katılmayanları şu ya da bu şekilde olsun "Ekşici" olmakla suçladığı için, sadık takipçileri de bu akıma uyarak aynı biçimde, hatta aynı küfürlerle tepki gösteriyorlar. Bazen yorumları okurken gerçekten sıkılıyorum. Çünkü aslında orijinal olan ve güçlü bir hayalgücünden beslenerek vücuda gelen yaratıcı küfürler, sırf "@2 soktu beyler madalyası" kazanmak uğruna tribünlere oynamaya başladığı için potansiyel değerlerini kaybediyorlar. Tabii bu noktada dikkatinizi küfürlerden çok, Sikkofield'ın anlatmaya çalıştığı konu olan Illuminati'ye çekeceğim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sıkı bir Vigilant Citizen, Devil Industry ve David Icke takipçisi olan Sikkofield, yabancı forum ve kaynaklardan derlediği bilgileri belirli İslami bir temaya göre işleyerek İlluminati adı verilen siyonist bir grubun, pagan kültürüne dayalı satanik ayinler düzenleyerek dünyadaki savaş, endüstri, kültür ve ekonomi adı verilen dört atlıyı yönlendirdiğini iddia ediyor. İddialarıyla ilgili herhangi bir yorumda bulunmadan önce blogundaki bütün yazıları okumanızı öneriyorum. &lt;a href="http://link./"&gt;Link.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2008'den bu yana yaptığım araştırmalara göre, &lt;i&gt;-ki çok basit bir örneğini, Exodus'un tarihi belgelerle çelişmesi durumunu yukarıda paylaştım-&lt;/i&gt; Sikkofield'in paylaştığı şeylerde, en azından akademik açıdan yanlış olduğunu düşündüğüm birçok şey var. (İlerde değineceğiz.)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendisini eleştirdiğim bir başka konuda bu hususta takındığı tavır: &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Size bilim adı altında kabul ettirilen şeylerin doğru olduğuna neden hemen inanıyorsunuz?"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; diyor. Bunu biraz ikiyüzlü bir tavır olarak değerlendiriyorum. Çünkü söz konusu olan dini inançlar olduğunda, yazının başında River Tam'e cevap veren Book'un da dediği gibi inanç, kutsal bir hale bürünüp dokunulmaz oluyor. Üstelik kutsal kitaplarda yazan şeylerin doğruluğunu kanıtlamak için gerek bilimsel, gerek okült, gerekse felsefik her türlü yol mübah kabul edilirken, söz konusu yanlışlamak olduğunda bunların hepsi birden, bir şekilde geçersiz sayılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu "geçersizlik bahanesi" için öne sürülen iddia ne olursa olsun, ister bilimsel ortodoksluk, ister siyasi propagandalar, eğer tartışmak için merkez kabul edeceğimiz bir sabitimiz olmazsa işin içinden çıkamayız. Bu durumda benim sabit kabul ettiğim şey bilim ve bilgi birikimim, donanınım ve imkanlarım elverdiğince, bilimsel olduğu iddia edilen her türlü görüş için mutlaka bir sağlama yapmaya çalışıyorum. Michael Sikkofield ise genellikle "Hepsi mi tesadüf mal Ekşici?" "Bir tanesi yanlış diye, hepsi mi yanlış kaynatasız?" argümanlarını savunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yine bu yazıda bahsettiğim örneğe dönecek olursak, Eski Ahit'in mevcut arkeolojik ve tarihi bulgularla uyuşmadığı gerçeğini göze almak istemeyen yorumcuların, araştırmacıların, hatta bazı bilim adamlarının yola çıktığı argüman da aslen aynı. Tezlerini ellerindeki tek doğruya göre oluşturmak ve sağlamasını bu şekilde yapmak adına çaba sarf ettikleri için, yanlışların üzerini aynı mantıkla örtmeye çalışıyorlar. Bugün çoğu zaman saygın ve birçok hususta otorite kabul edilen akademik dünyada bile, birbirini "yalan, çarpıtma, bilgi kirliliği, satılmışlık vb." şeylerle suçlayanların sayısı az değil. Ve bu durum yıllardır çözülemeyen beşeri kördüğümler yüzünden, giderek büyüyen ve karmaşıklaşan felsefik bir buhrana dönüşüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O yüzden Michael Sikkofield'ı eleştirirken, kendisini savunmak için öne sürdüğü argümanı göz ardı edip, bilimsel verilere odaklanmaya çalışacağım. &lt;b&gt;Hatta yazdığı hususlarda yalnızca yanlış bulduklarımı değil, doğru olanlara da değineceğimi belirtmek isterim.&lt;/b&gt; Çünkü bilimsel makale, kitap, araştırma ya da tezler yerine kaynak olarak screenshot gösteriyor olması, onun her konuda saçmaladığı anlamına gelmez. Sonuçta biraz da üslubuna dikkat edersek, savunduğu şeyleri akademik açıdan doğrulanma kaygısı gütmekten ziyade, kendince "mal" olarak gördüğü insanlara laf anlatmak için&amp;nbsp; yazdığını görebiliriz. Benim gayem ise; kendince bir sebeple bu konulara merak salmış insanların, olayları yalnızca "Bu da mı gol değil?" penceresinden değerlendirmek yerine, bilimsel olarak araştırmaya yönelmelerini sağlamak. O yüzden temelde fikir birliği sağlayamasak bile, bilinçlenme arayışında aynı şeye hizmet edeceğimizi düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="500" scrolling="no" src="http://books.google.com.tr/books?id=EGqpeKykCPQC&amp;amp;lpg=PA24&amp;amp;ots=KZCam0QDJf&amp;amp;dq=Manetho%20In%20The%20Oxford%20Encyclopedia%20of%20Ancient%20Egypt&amp;amp;pg=PA24&amp;amp;output=embed" style="border: 0px;" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kaynaklar&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Manetho&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Berossos and Manetho, Introduced and Translated, Gerald P. Verbrugghe and John M. Wickersham &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ezoterik-Batîni Doktrinler Tarihi, Cihangir Gener&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-295013557931760225?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/295013557931760225/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/arcana-dinlerken-michael-sikkofield.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/295013557931760225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/295013557931760225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/arcana-dinlerken-michael-sikkofield.html' title='Arcana Dinlerken Michael Sikkofield'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-5579523503953825709</id><published>2011-09-01T00:02:00.001+03:00</published><updated>2011-09-01T00:04:16.157+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Site Önerisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Videogames'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Internet'/><title type='text'>Everybody gets Rick Roll'd</title><content type='html'>Biraz da İnternet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani böyle sabah programı sunucuları var ya, programı bir sonraki temaya nasıl taşıyacağını bilemeyen. "Şimdi biraz da sağlık!" diyerek VTR tetikleyenler; işte ben, biraz da onlardanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar ilgimi çeken İnternet sitelerinden, Youtube videolarından, meme'lerden vs. bahsedeceğim. Hatta yıllar sonra da "Turkishmusic.org'taki Sezen Aksu Tartışması" gibi birer fenomen olmaya aday, çığ gibi büyüyen bazı Türk bloglarını da araya sıkıştırmakta beis görmeyeceğimi belirteyim. Tabii bunların hepsi, tek yazıda olacak şeyler değil. Ayrıca bu ve sonraki yazılarda geçen kıyaklarım için de herhangi bir feedback beklemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu satırları Miley Cyrus'tan Party In The U.S.A. dinleyerek yazıyor olmam yazının kalitesini ya da içerdiği bilgilerin gerçeklik&amp;nbsp; oranını doğrudan etkilmeyecek, buna söz veriyorum. Bu aralar 50'lerden bu yana zevklerimizi şöyle ya da böyle etkileyen Amerikan müzik ve film kültürünü derinlemesine incelemekle meşgulüm. Hatta ruhumun derinlerinde bir yerlerde, uğraştığım işlerin tamamını bırakıp University of California, Los Angeles'ta Sosyoloji bölümü için sırasıyla BA, MA, PHD patlatmak isteği var. Research Area olarak Soğuk Savaş sonrası kültür ihracatını seçmek isterdim. Tabii ki Amerika'nın, tabii ki membasında. O yüzden normalde burun kıvırdığım şeyleri de, ayrı bir ilgi ve iştahla dinleyip, izleyebiliyorum. Okulumun bitmesine çok az kaldı, bakalım zaman ne gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #3d85c6;"&gt;&lt;b&gt;Stop Gay Now!&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda Youtube videolarının altında eşcinsellere karşı yürütülen planlanmış bir hareket sezinliyorum, ki mottoları da şu: &lt;b&gt;Stop Gay Now!&lt;/b&gt; Sanki Amerikan eğitim kurumlarındaki mormonları bile kendilerinden utandıracak kadar muhafazakar ve Osho'yu bile sigaraya başlatacak kadar sıkıcı Jesus grupları bir spor salonunda toplanmış ve yanlarında getirdikleri Blackberry'lerle Youtube'taki eşcinsel kullanıcıları tek tek ziyaret ediyorlar. &lt;b&gt;Stop Gay Now!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i.imgur.com/P4J9a.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://i.imgur.com/P4J9a.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Chris Crocker'ın kendini Lady Gaga sanmaya başladığı günden bu yana favorim haline gelen tek bir gay var, o da Chris Crocker'ın kendini Lady Gaga sanmadan önceki parlak günlerini çok fena anımsatan Johnny Boy. Twitter'ına &lt;a href="https://twitter.com/#%21/johnnyboyxo"&gt;şuradan&lt;/a&gt;, Youtube Channel'ına &lt;a href="http://www.youtube.com/user/johnnyboyxo"&gt;buradan&lt;/a&gt; ılaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johny Boy'a gönderilen ve içinde boy boy nefret söylemi bulunduran bir mektup, uzun süredir dikkatimi çeken &lt;b style="color: #3d85c6;"&gt;Stop Gay Now!&lt;/b&gt;&lt;span style="color: #3d85c6;"&gt; &lt;/span&gt;fenomeninin ne boyutlara ulaştığını göstermek açısından önemli. Mektubun tam metni aşağıda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;JohnnyBoy! I'll laugh at you the day Armageddon comes, and you're dead, and I'm alive in Heaven. Stop Gay Now!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Ze__q1Q5L6Y&amp;amp;feature=player_detailpage#t=39s"&gt;Buraya&lt;/a&gt; tıklayarak videonun ilgili bölümünü ve JohnnyBoy'un beni gülmekten altıma sıçırtan tepkisini izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #3d85c6;"&gt;&lt;b&gt;Kids React&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Benny ve Rafi Fine isimli iki kardeş, Youtube'da The Fine Bros isimli bir kanal açtılar. Şimdi CNN'den USA Today'e, Perez Hilton'dan Wired'a kadar tüm Amerikan medyası onların yarattığı fenomen; Kids React'ten bahsediyor. Aslında bu çocukları keşfedeli baya bir süre oluyor, ama paylaşmak yeni aklıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i.imgur.com/n0jmx.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://i.imgur.com/n0jmx.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lia, William, Jake, Morgan gibi birbirinden cool veletleri bir araya toplayıp, onlara her hafta güncellenen bir seri hazırlayan Fine kardeşler; Türkiye'yi baz aldığımda umutsuzluğa kapıldığım yeni nesil için resmen umut aşıladı diyebilirim. Kids React'in teması, çeşitli yaş gruplarından, farklı ırklardan ve farklı sosyal sınıflardan Amerikalı çocukların o sıralar meşhur olan İnternet ve medya fenomenleri üzerine yorum yapması ve bu yorumların kaydedilerek Youtube kanalıyla paylaşılması üzerine. Bugüne kadar Justin Bieber, Lady Gaga, Nyan Cat, Rebecca Black gibi fenomenleri yorumlayan çocuklardan favorilerim Morgan ve Jake.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizle en sevdiğim reaksiyonlardan birini paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="560"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/DzSuJt5mDPY?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/DzSuJt5mDPY?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Madem konu Rebecca Black'ten açıldı, o zaman onunla devam edelim. Then it's Rebecca Black!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #3d85c6;"&gt;&lt;b&gt;Friday, Friday, Friday!&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Burada herkesin linç etmekten büyük bir zevk aldığı 13 yaşındaki burger suratlı Rebecca Black'ten çok, onu dangalak bir şarkı ve After Effects'te Emboss filtresiyle yapılmış moron bir video ile Youtube ahalisinin kucağına atan şarlatan sirki &lt;b style="color: #3d85c6;"&gt;Ark Music Factory&lt;/b&gt;'den bahsedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Patrice Wilson&lt;/b&gt; isimli tiynetsiz bir GTA NPC'si tarafından 2010'da kurulan Los Angeles merkezli bu şirket, bildiğiniz baba parasıyla değirmen döndürüyor. Tabii söz konusu baba Wilson'ın ki değil; hemen hepsi Los Angeles'ta büyümüş ve MTV'deki SweetSixteen programı için gün almış zengin bebelerin babaları. Gerçi Wikipedia'ya göre ARK'a ödenmesi gereken para $2,000'dan $4,000'a kadar bir meblağ ve Amerika'da bunun için zengin olmanıza gerek yok. Ama Rebecca Black dahil bütün ARK starlarının (Abby Victor, Alana Lee, Ariana Dvornik, Sarah Maugaotega etc.) bu klasmana girdiğini söyleyebiliriz. İşin daha ilginç olan yanı, bu çocukların neredeyse hepsinin &lt;i style="color: #3d85c6;"&gt;&lt;b&gt;"Çirkinim, fakirim, Homeschooled'um, Bullying mağduruyum, ama kendimle barışığım"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; modunda gezmeleri. Yani Rebecca Black dışında "Hey I'm famous bitches!" kafası yaşayan biri görmedim.(Diğer bir ortak noktaları da hepsinin kliplerinde Emboss efektinin kullanılması, bir zencinin rap katkısı ve Kesha'yı bile Tanrıça ilan etmemize yetecek kadar Autotune.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rebecca Black'in tüm bu Teentrash'lerin yanında neden bu kadar dikkat çektiğini merak ediyorsanız, bence yanıtı şu videoda gizli:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="345" width="420"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/K0i_yL4llbg?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/K0i_yL4llbg?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="345" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kız ünlü olmamasına rağmen, ki bu video Rebecca Black nefreti DIE DIE DIE seviyesinde varmadan çok daha önce yayınlanmıştı, ünlü gibi davranıyor ve bu gerçekten insanları, özellikle Youtube'da en çok sinirlendiren şey :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABCNews'te yayınlanan Rebecca Black röportajını izlemek isterseniz &lt;a href="http://youtu.be/AjFIzWjT5I4"&gt;buyrun&lt;/a&gt;. Şimdi bir sonraki konuya geçiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #3d85c6;"&gt;&lt;b&gt;Minecraft!&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/67/Minecraft_title.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="356" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/67/Minecraft_title.png" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lanet olası bir bağımlılık :) İşiniz, vizeniz, sevgiliniz ve bakmanız gereken hayvanlar, kısacası bir hayatınız varsa, bulaşırken dikkatli olun :) Yapımcısının ağzından Minecraft'ı özetlememiz gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;"Minecraft is a game about placing blocks to build anything you can  imagine. At night monsters come out, make sure to build a shelter before  that happens."&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Eğlenceli bir commentary ile Gameplay izlemek isterseniz, buyrun &lt;a href="http://youtu.be/i_YGozaPhvA"&gt;link&lt;/a&gt;. AMA BENCE İZLEMEYİN!&lt;br /&gt;Neden diye soracak olursanız, şu yüzden: Neredeyse herşeyi stilize edilmiş legolardan ve devasa piksellerden oluşuyor olmasına rağmen hayatımda oynadığım en bağımlılık yapıcı ve gece olunca en sıçırtıcı oyunlardan biri Minecraft. Bu etkiyi yaşayabilmek için de, hiçbir tutorial izlemeden ve hiçbir yorum almadan oyuna başlamanız çok önemli. O zaman oyundaki "ilk gecenizi" atlatamamanın nasıl dehşet verici bir hale bürünebildiğini görüyorsunuz :)&lt;i&gt; (KidsReact'ten Lia ve William da bu oyunu oynuyormuş.)&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şimdi asıl, çok uzun süreden beri beklediğim ve daha önce &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/hello-android-hello-age-of-empires.html"&gt;şu yazıda&lt;/a&gt; bahsetmiş olduğum Age of Empires Online'a bulaşacağım ki, vay bana, vaylar bana. Oyun hakkındaki detaylı yorumlarımı bir sonraki yazıda paylaşacağım. Gelelim sondan bir önceki konuya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #3d85c6;"&gt;&lt;b&gt;Jurnal&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;85 doğumlu ve yetenekli insanlar kümesinin bir üyesi olan Abdülbaki Yavuz'un filmi Jurnal kısa film kategorisinde, Altın Portakal'da finale kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/10657888?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/10657888"&gt;Jurnal ( Fragman )&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/yavuz"&gt;Abdulbaki Yavuz&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz üzere, bilmemeniz de olası, ben pek kısa film sevmem. Yani TV / Prodüksiyon için üretilmediği sürece, film klasmanına giren herhangi birşeyin kısa olmasından hoşlanmıyorum. Anlatım dilinden, sinematografiye, senaryodan, diyaloglara kadar herşey değişiyor kısa filmde. Tabii bu konuda Türk yönetmenlerin çoğu, yine ve maalesef çağın çok gerisindeler çünkü kısa film çektiklerinde garip kamera açıları, şizoid karakterler ya da ruh hastası cut'lar kullanmazlarsa öleceklerini, ya da filmin doğaüstü bir fenomene tabii kalarak uzayacağını falan sanıyorlar. Yani ben böyle yorumluyorum, çünkü bir olaydan ziyade durumu anlatan kısa filmlerin içinde, anlattığı duruma dair mantıklı çıkarımlar yapabileceğim fazla örneğe rastlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde Samanyolu prodüksiyonu ya da romantik komedilerden çıkma "Deleted Scene"gibi duran kısa filmler, Okan Bayülgen'in, Hülya Avşar'ın falan jüri olduğu bir yarışmada incelenip duruyor. Ama Jurnal'in kesinlikle onlara benzemediğini söyleyebilirim. (Zaten Altın Portakal'da finale kalması da, bir bakıma bunu gösteriyor çünkü bu sene yarışan filmler gerçekten ortalamanın üzerinde iyiymiş.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii o ekipler kısıtlı bir süre ve maldan anlamayan insanlara laf anlatma telaşı ile boğuşuyorlar, hepsinin hakkını yemeyelim. Ama Jurnal'in izlediğim tüm kısa filmler içinde, özel bir yer edindiğini belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu cüccük kadar yazıyı 3 saatte yazdım, dikkatim başka şeyler tarafından bölünüp duruyor. Yarın başlı başına bir yazı olmayı hak eden Michael Sikkofield ve memlekete getirdiği Almancı modası Illuminati'den bahsedeceğim. Ki o konu daha da uzar, daha önce Illuminati ile ilgili yazdığım bir yazıya bakınmak isterseniz ona da buradan buyrun. &lt;b&gt;&lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/02/texe-marrs-illuminati-ve-entrika.html" style="color: #3d85c6;"&gt;LINK&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #3d85c6;"&gt; - Texe Marrs İlluminati ve Entrika Çemberi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-5579523503953825709?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/5579523503953825709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/everybody-gets-rick-rolld.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5579523503953825709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5579523503953825709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/09/everybody-gets-rick-rolld.html' title='Everybody gets Rick Roll&apos;d'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8526486802454934339</id><published>2011-07-30T22:33:00.003+03:00</published><updated>2011-07-30T23:06:31.559+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hanna'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Chemical Brothers'/><title type='text'>Hanna: The Best Young, Sweet, Innocent, Deadly</title><content type='html'>Bu blogla alakalı mailbox'ı uzun süredir kontrol etmiyordum ve ilginç mailler aldığımı öğrenmek için &lt;i&gt;-bilmeden de olsa-&lt;/i&gt; uzun süre bekledim. Bu ilginç mail'leri alalı çok olmuş, ben bunu bilmeden öyle beklemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan bir tanesi neden yazılarımın çoğuna "İngilizce" başlık attığımı sormuş. Bunun en temel sebebi, kompozisyon sınavlarında başlık atmayı unuttuğum için 90 almamdır. İkinci nedeni de konu başlık olduğunda İngilizce'yi Türkçe'den daha fazla seviyor oluşum. Misal; Underrated'ı Türkçe yazamadığım sürece, eğer TDK tarafından buna makul bir karşılık bulunmazsa, bir sonraki yazıma da İngilizce başlık atacağım. Ama en geçerli neden şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogger; yazının arama motorları tarafından indekslenerek halka ulaşmasını sağlayan URL ID'sine, benim yazıya attığım başlığı layık görüyor ve ben Şiki Şiki Baba diye başlık atacak olursam; bu "iki_iki_baba" şeklinde görüntüleniyor. Umarım mail üzerinden cevaplamayıp buradan yazdığım için ilgili kişi bana darılmaz, ama "Cevapla" yerine "Reply" butonuna bastığımı bilse kahrolurdu diye düşündüğümden buradan cevaplamayı tercih ettim. Blogger arayüzüm Türkçe çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci mail de, öyle herkese mail atmayan, ama beni düşündüğü için cehennem azabından korumak isteyen fedakar bir Mü'min bir kardeşimizden gelmiş. Konu hakkında detay vermeyi düşünmüyorum. Ayrıca ilgisi için teşekkür ederim, ama cevabım: No Way Yo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0bOUaLMqgUU/TjRca4V9gbI/AAAAAAAABiQ/171D3iOilwE/s1600/Hanna.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="426" src="http://3.bp.blogspot.com/-0bOUaLMqgUU/TjRca4V9gbI/AAAAAAAABiQ/171D3iOilwE/s640/Hanna.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanna'ya dönecek olursak... Keşke kolkola girip döne döne dağlardan insek Hanna'yla. Çünkü tanıdığım en ölümcül dağ keçisi, en haşin Heidi klonu o. Son zamanlarda izlediğim en güzel film bi de. IMDB'ye baktığımızda, neden bakıyorsak, puanının giderek düşmekte olduğunu görüyoruz. Ben filmi izlediğimde 7.7'ydi, şu anda 7.2 olmuş. Bir senesi dolmadan 6.9-7.2 arasında bir yerde sabitleneceğini öngörüyorum. Eski ve iyi ki eskide kalmış bir arkadaşım, "İleriye dönük tahminlerde bulunup, onları bildiğinde "ben demiştim" dersen blog'un daha fazla ilgi görür" demişti. Blogumu 6 ayda bir, hatta kafama estiğinde güncellediğimi görmemiş olacak ki, detaylara takılıp kaldı. Rahmetli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanna'nın yönetmeni Joe Wright'ın daha önce hiçbir filmini izlememiştim. Bundan sonra da Hanna'yı canlandıran Saoirse Ronan'ı görmek umuduyla yönetmenin gelecek filmi Anna Karenina'yı izleyecek ve ilişkimizi orada donduracağım. 1972 doğumlu İngiliz yönetmenimiz, Hanna'yı hiç "İngilizimsi" çekmemiş. Şahsen daha çok çocukluktan beri film çekmeye çalışan, Hollywood'un ilgisini çekmek istediği halde, sanki böyle bir derdi yokmuş gibi &amp;nbsp;davranan "Kuzey Avrupalı Yönetmen" filmi izlediğimi düşünmüştüm. Kuzey Avrupa filmleri hakkında bir bok bilmediğimden, yanıldığıma da şaşırmadım. Avrupa Sineması konusunda kültürsüz olmak kadar güzel birşey yok! Bu sayede hayattaki -neredeyse- herşeye tekrar tekrar şaşırabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eric Bana, Cate Blanchett gibi devleri barındıran kadro, filmin gerek mekan, gerek diyalog kullanımındaki minimalliği yüzünden insanı şaşırtıyor. Halbuki İngilizler karakterlerini konuşturmayı çok sever. Öyle ki Hanna'nın babasını canlandıran Bana'nın diyaloglarının önemli bir kısmı, bildiğiniz standart, ansiklopedik, bilgi. 30 litrelik balina taşağından ve Ruslar tarafından uzaya gönderilen ilk sokak köpeği Laika'dan bahsediyor. Bence bunlar gerçekte varolmayan bir hikayenin, varolmayan detaylarını anlatmaktan daha iyi. Ama küçük Tanrıça Hanna'nın "Home-Schooled Freak" liğini aktarmak için neden bu konu başlıklarını seçmiş, bilmiyorum. Gerçi Laika'nın geri dönebilmiş olmasını ummakla, aslında eğitildiği gibi "Stone-Hearted-Deadly-Bitch" olmadığını, "Young-Sweet-Innocent-Deadly" olduğunu öğreniyoruz. [İngilizce başlık attığım için mutsuz olan kişinin ekrana tükürerek okumaya bıraktığına yemin edebilirim :) ] - [Ayrıca şu anda müthiş bir estetik kaygı güdüyorum. Parantez içinde Smile kullandığınızda bu sizi de rahatsız etmiyor mu? Yani :) yazıyorsun ve parantezi tekrar kapatıyorsun. Şöyle birşey oluyor :) )... Buna katlanamam. Güleceğimi bildiğim parantez içi yazılar için [] kullanıyorum. Köşeli parantez rules! ]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin Hanna'yı canlandıran, mükemmel aksanlı, mükemmelin ötesinde 9 günlük bayram tatiline çıkan genç oyuncusu Saorise Ronan dışında neleri güzel?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikleri!&lt;b&gt; Chemical Brothers&lt;/b&gt;'ın ürettiği bu can alıcı güzellikteki Soundtrack'ten bahsetmezsem olmaz.Zaten bunu daha sonra ayrı bir yazıda inceleyeceğim. Filmin her karesinde öyle muazzam bir destekleyici güç olmuş ki müzikler, garip kurgu ve "Frame Atlatma" tekniğiyle çekildiğini düşündüğüm dövüş sahnelerindeki detaysızlık, sırf bu nedenden ötürü göze batmıyor. Hanna'nın tekmelerini, adımlarını, yumruklarını Chemical Beat'ler tamamlıyor. Şu anda arka planda Escape 700'ü dinliyorum. Bu yazıyı detaylandırmak için aldığım gücün %90'ı ondan, %10'u Cola Zero'dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekanları. Filmin başından sonuna kadar kullanılan tüm mekanlar mükemmel. Çöl sahneleri, karlı sahneler, kamp sahneleri... Hepsi birbirinden manyak yerlere dokunuyor bilinç altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin aslen Danny Boyle'un projesi olduğunu fakat National Theatre isimli TV projesi için 2009'un başlarında projeden çekildiğini düşünürsek, Joe Wright'ın kendi hikayesi olmayan bu film için ne kadar iyi bir iş çıkardığını daha iyi anlamış oluruz. (Hollywood'ta Black List adı verilen, filmi çekilmemiş senaryoların ve hikayelerin derecelendirildiği bir liste var. Danny Boyle 2006'dan beri bu listede olan Hanna'yı filmleştirmeyi düşünüyormuş. Hatta senaryoyu yazan Seth Lochhead ile uzun bir süre beraber çalışmış.) Zira çekimlere başlanmadan önce yönetmen olarak&amp;nbsp;Alfonso Cuarón'un adı geçiyormuş fakat Hanna'yı canlandıran&amp;nbsp;Saorise Ronan bizzat Joe Wright'la çalışmak istemiş. Great Expectations, Children Of Men gibi efsane filmleri yöneten lezzetli bir Meksika biberi yerine, adı-sanı duyulmamış Joe Wright'la neden çalışmak istemiş olabilir? Bilmiyorum. Ama ciddi derecede merakımı cezbetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutuplarda yetiştirilen, biyolojik bir fetüs geliştirme projesinin ürünü, masum, ölümcül ve sarışın Hanna'yı, tipik bir Hollywood aksiyonundan veya ajan filminden bekleyeceğiniz şeylerden en uzak ve alakasız beklentilerle, kulaklarınızı Chemical Brothers'ın modern şaheserine açarak, kaliteli bir kopyasından olmak kaydıyla, sakin bir yaz akşamı izleyin. Beğenmeme olasılığınız olacağını sanmıyorum. Kendi içindeki ufak&amp;nbsp;kusurları, kimi yerlerde yavşayan kurgusu ve ucu açık sonuna rağmen çok iyi bir film. İzlememezlik etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; İşte düşeceğiniz olası hatanın IMDB'deki karşılığı: &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Looking for Jason Bourne. Got Jason Boring."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-8526486802454934339?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/8526486802454934339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/hanna-best-young-sweet-innocent-deadly.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8526486802454934339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8526486802454934339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/hanna-best-young-sweet-innocent-deadly.html' title='Hanna: The Best Young, Sweet, Innocent, Deadly'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0bOUaLMqgUU/TjRca4V9gbI/AAAAAAAABiQ/171D3iOilwE/s72-c/Hanna.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-30323850110570251</id><published>2011-07-30T21:26:00.002+03:00</published><updated>2011-07-30T21:29:29.457+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jonah Hex'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Jonah Woodson Hex: Sad Story Bro</title><content type='html'>Değeri bilinmemiş bir efsane daha; Jonah Hex. Önyargılı piçlerin devasa kötü değerlendirmeleri yüzünden filmi anca bugün izleyebildim :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Udtl3IHoXg8/TjRMIyyz-2I/AAAAAAAABh8/ye0Pi46oOVI/s1600/JonahHex4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-Udtl3IHoXg8/TjRMIyyz-2I/AAAAAAAABh8/ye0Pi46oOVI/s640/JonahHex4.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Jonah Hex'i keşfedişim, Megan Fox'un o korkunç estetik müdahelerden sonra bir filmde rol alabilmesine şaşırmamdan hemen önce oldu. 2009'da Jonah Hex filminin çekileceğini duyduğumda, o zamanlar okuyacak "farklı" bir çizgi roman arıyordum. Gerçi elimde olan bölük pörçük sayıları da okumakta pek başarılı olduğum söylenemez. Nathan Never'ı bitirmek için can atıp öylece kalakaldığım serilerden biri mesela... Hâlâ raflarda yatıyor be. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MARVEL varken DC'ye zaman ayıramayan vasıfsız bir çizgiroman okuruydum eskiden, yalnızca X-Men serisini doğru dürüst takip ederdim. O sebeple, zaten bizde pek bilinmeyen Jonah Hex'le, Megan Fox'un estetik operasyonları sayesinde tanışmam gerçekten ironik oldu. Burada uzun uzun çizgiromandan bahsedecek değilim; zaten yazıyı kısa keseceğim... Ama filmden bahsederken çizgiromana atıfta bulunmak zorunda kalacağım noktalar da vardı. Belki başka zaman uzun uzun yazarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bfFLFnjwa9U/TjRMTTljuqI/AAAAAAAABiA/0SZbWx_M2Jk/s1600/JonahHex5.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-bfFLFnjwa9U/TjRMTTljuqI/AAAAAAAABiA/0SZbWx_M2Jk/s640/JonahHex5.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle genel olarak filmin itin götüne sokulmasından bahsedelim. Bullshit. Evet, Jonah Hex'in karısı ve oğlu Travis'in katledilişini defalarca flashback formunda izlememiz filme ister-istemez "Beşinci Boyut" tadı katıyor, ama olsun. Josh Brolin Jonah Hex rolünde oldukça başarılı ve "Yüzüne ne oldu?" sorusunu her seferinde mükemmel biçimde yanıtlıyor. Quentin Turnball &lt;i&gt;-ki kendisini en az Farscape'teki &amp;nbsp;Scorpius ya da Alias'taki Arvin Sloane kadar severim-&lt;/i&gt; John Malkovich tarafından biraz donuk olsa da, yeterince iyi biçimde canlandırılıyor. Bu iki herifin canlandırılmasında sorun yoksa, o filmde sorun yoktur arkadaş! Tabii "iyi film" denince klasik Western yiyip kovboy şapkası sıçan tipler filmi itin götüne sokacaktı, ama buna NERD camiasının da ortak olmasını beklemiyordum açıkcası... Bence Jonah Hex hak etmediği kadar kötülenmiş bir çizgiroman uyarlaması ve&amp;nbsp;Ben 10: Alien Swarm'la aynı notu almayı kesinlikle hak etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten IMDB'de 4.6 aldığı için birçoğunuz bu yazıyı okumayacak, o sebeple kısa kesiyor ve çizgi romana birebir gönderme yapan birkaç sahne paylaşarak yazıyı burada bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-aqHgYS-F8sI/TjRMnq12SNI/AAAAAAAABiI/TepCm94Le8Q/s1600/JonahHex2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-aqHgYS-F8sI/TjRMnq12SNI/AAAAAAAABiI/TepCm94Le8Q/s640/JonahHex2.jpg" width="640" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: none; color: black;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-YUzebha8wtg/TjRMpM2BeyI/AAAAAAAABiM/G7dkNOQOqno/s1600/JonahHex3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-YUzebha8wtg/TjRMpM2BeyI/AAAAAAAABiM/G7dkNOQOqno/s640/JonahHex3.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8kN_eXVU7DQ/TjRMcHTNlEI/AAAAAAAABiE/ol0HtnR9IcY/s1600/JonahHex.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/-8kN_eXVU7DQ/TjRMcHTNlEI/AAAAAAAABiE/ol0HtnR9IcY/s640/JonahHex.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-30323850110570251?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/30323850110570251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/jonah-woodson-hex-sad-story-bro.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/30323850110570251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/30323850110570251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/jonah-woodson-hex-sad-story-bro.html' title='Jonah Woodson Hex: Sad Story Bro'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Udtl3IHoXg8/TjRMIyyz-2I/AAAAAAAABh8/ye0Pi46oOVI/s72-c/JonahHex4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3966085472841516309</id><published>2011-07-27T21:47:00.001+03:00</published><updated>2011-07-27T21:50:06.784+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Photography'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samsung Galaxy S2'/><title type='text'>12 Fotograf</title><content type='html'>Samsung'la yakaladığım 12 fotoğraf! (Efektler Magic Hour ile yapıldı, ki baya bir düşürüyor çözünürlüğü, ona rağmen güzel...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oRusgHTzndE/TjBctlFc9qI/AAAAAAAABgU/RPxkMj6GQdo/s1600/01.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://3.bp.blogspot.com/-oRusgHTzndE/TjBctlFc9qI/AAAAAAAABgU/RPxkMj6GQdo/s640/01.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7RifmzniJqc/TjBcu7vhCYI/AAAAAAAABgY/hK72K7tSuNo/s1600/02.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://2.bp.blogspot.com/-7RifmzniJqc/TjBcu7vhCYI/AAAAAAAABgY/hK72K7tSuNo/s640/02.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZN6RYMRKzRQ/TjBcv8HFHcI/AAAAAAAABgc/30R8RIix9lY/s1600/03.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZN6RYMRKzRQ/TjBcv8HFHcI/AAAAAAAABgc/30R8RIix9lY/s640/03.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-htRLNNN03hw/TjBcwjdehRI/AAAAAAAABgg/9yr9cA9SeOQ/s1600/04.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://1.bp.blogspot.com/-htRLNNN03hw/TjBcwjdehRI/AAAAAAAABgg/9yr9cA9SeOQ/s640/04.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-11y9WF5onaw/TjBcxmQi4xI/AAAAAAAABgk/9f4URJdvbI4/s1600/05.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://3.bp.blogspot.com/-11y9WF5onaw/TjBcxmQi4xI/AAAAAAAABgk/9f4URJdvbI4/s640/05.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2MdH6n-uAMs/TjBcyrKD80I/AAAAAAAABgo/PPsIi1U1e1A/s1600/06.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://3.bp.blogspot.com/-2MdH6n-uAMs/TjBcyrKD80I/AAAAAAAABgo/PPsIi1U1e1A/s640/06.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5U_12gLD_mc/TjBczYhYQTI/AAAAAAAABgs/d9M8LzsaWd4/s1600/07.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://3.bp.blogspot.com/-5U_12gLD_mc/TjBczYhYQTI/AAAAAAAABgs/d9M8LzsaWd4/s640/07.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LLdKx-9sbU8/TjBc0btTUEI/AAAAAAAABgw/c8s4diFIFLQ/s1600/08.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://3.bp.blogspot.com/-LLdKx-9sbU8/TjBc0btTUEI/AAAAAAAABgw/c8s4diFIFLQ/s640/08.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-d2WJH0q1i80/TjBc1YCx2PI/AAAAAAAABg0/jybqp1cbkrM/s1600/09.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://2.bp.blogspot.com/-d2WJH0q1i80/TjBc1YCx2PI/AAAAAAAABg0/jybqp1cbkrM/s640/09.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VrK9W-TROTg/TjBc2Z2odoI/AAAAAAAABg4/JvTh_9o36vs/s1600/10.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://3.bp.blogspot.com/-VrK9W-TROTg/TjBc2Z2odoI/AAAAAAAABg4/JvTh_9o36vs/s640/10.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qGrzdEk-_zs/TjBc3HT8cEI/AAAAAAAABg8/eMJ24oDxwbQ/s1600/11.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://1.bp.blogspot.com/-qGrzdEk-_zs/TjBc3HT8cEI/AAAAAAAABg8/eMJ24oDxwbQ/s640/11.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GIf3Wi6rkJM/TjBc4iVbSDI/AAAAAAAABhA/ZJ9IkqLBZzk/s1600/12.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="636" src="http://4.bp.blogspot.com/-GIf3Wi6rkJM/TjBc4iVbSDI/AAAAAAAABhA/ZJ9IkqLBZzk/s640/12.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3966085472841516309?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3966085472841516309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/12-fotograf.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3966085472841516309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3966085472841516309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/12-fotograf.html' title='12 Fotograf'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-oRusgHTzndE/TjBctlFc9qI/AAAAAAAABgU/RPxkMj6GQdo/s72-c/01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8071009019238015884</id><published>2011-07-27T20:57:00.002+03:00</published><updated>2011-07-27T21:16:07.363+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Age Of Empires: Online'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samsung Galaxy S2'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Android'/><title type='text'>Hello Android, Hello Age Of Empires, Hello World</title><content type='html'>Uzun süredir Iphone almaya çalışıp alamıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkcell yerli otomobil fiyatına Iphone satmaktan utanmadığı gibi, yok hattınız 1 senelik olacak, yok şu olacak, yok bu olacak, insanı hayattan soğutuyordu. İkinci el telefonu da ben alamam. Yurtdışından getirtemedim, çünkü zaten pasaportuma kayıtlı bir cihaz vardı. Bu nedenle içime sinen bir Android almak için gerekli şartlar doğmuş oldu. İyi ki doğmuş. İyi ki Iphone alamamışım. &lt;b&gt;Yaşasın Android! Yaşasın Samsung Galaxy S2!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apple Fanboy'ları ekseriyetle aptal olduğundan, beni Android yolundan döndürmeye çalışan kişi çok oldu. Adamlar örgütlendiler! Fanboy'lar cihaz satın alırken dikkate alınması gereken en son mecra, çünkü gerçekten renksiz hayatlarında ufacık bir yaşam belirtisi hissedebilmek için benzersiz biçimde fanatizm ve despotluğa ihtiyaç duyuyorlar. Hele bunlardan en sinir olduğum çeşit; iyi niyet kisvesi altında Fanboy'luk yapanlar... "Yani ben gördüğümü söylüyorum, yine de sen bilirsin!" tipleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii Fanboy bile olsa, bu eşsiz bir fenomene dönüşmüş Iphone sonuçta, belki haklılık payları vardır diye düşündüm. Çünkü eleştiri ve yorumlar genelde şu yönde oluyordu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Iphone'un kamerası daha güzel!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O APPLE, o bir trendsetter!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Samsung kötü ekran yaptığı için renkleri patlatıyor... bu nedenle Iphone'un ekranı daha güzel!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilk SMARTPHONE'um olacağı için yapılan her eleştiriye açık olmak adına, Galaxy S2'yi satın almadan önce söylenen herşeyi tek tek test ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EZbMHbmVtco/TjBNxPwZP4I/AAAAAAAABf8/xknh9RhfVNI/s1600/Screenshot2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-EZbMHbmVtco/TjBNxPwZP4I/AAAAAAAABf8/xknh9RhfVNI/s320/Screenshot2.jpg" width="192" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir Iphone 4'ü ödünç aldım ve bir-iki ay boyunca her türlü amaç için kullandım. Bejewelled oynadım, Flight Control oynadım, İnternet'te gezindim, Instagram'la fotoğraf çektim... Falan, filan. Jailbreak, I-Tunes Sync Session'ları, App Store ve yıllara dayanan bir IOS tecrübem olmadığı için muhtemelen telefonun tüm özelliklerinden etkin biçimde yararlanamadım. Ama buna rağmen, o ana kadar kullandığım en güzel cihazdı Iphone 4... Ve ibre gerçekten Iphone'a dönmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sıra Samsung Galaxy S2'ye geldi. Arka kapağı çok dandik, kaplaması bok gibi, tasarım açısından Iphone'un yanına yanaşamaz dedikleri Samsung'u elime aldığım anda, yine Apple Fanboy'larına küfrettim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ne gerzek adamlarsınız lan!&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon Iphone'dan neredeyse bir Iphone kadar hafif ve ondan çok daha ince. Ekranı Iphone'u küçük, tıknaz bir kibrit kutusuna çevirecek kadar geniş olmasına rağmen, cebinizde hissedemiyorsunuz bile. Ve dandik denilen arka kapağı -ki zaten telefonun ekranına bakmaktan arkasına bakacak vakit bulamıyorsunuz bile- üstüne otursanız dahi kırılmayacak plastik bir malzemeden yapılmış. Bence Iphone 4 Samsung Galaxy S2'nin yanında kütük gibi kalıyor. Kendi klasmanında kasa tasarımı açısından yalnızca HTC Sensation'ı daha çok beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gelelim şu ekran meselesine.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WG4OaNc0fIg/TjBNpCVR9dI/AAAAAAAABf4/CRjJMO_GQoc/s1600/Screenshot.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-WG4OaNc0fIg/TjBNpCVR9dI/AAAAAAAABf4/CRjJMO_GQoc/s320/Screenshot.jpg" width="195" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Samsung'un Amoled ekranı Iphone 4 kadar güzel. Ekranı renkli noktalara boğan ve yeşil rengi patlatan mat bir ekran kılıfı kullanmama rağmen, Iphone da görüp de Samsung'ta göremediğim hiçbir detayla karşılaşmadım. Hatta şöyle bir avantajı var; EKRAN BÜYÜK! Oldukça büyük bir ekran olduğu için daha sonra kıyasladığınızda Iphone ikonları ve arayüzü sıkış-tıkış geliyor. Samsung ise karadeniz yaylaları gibi, yayıl yayılabildiğin kadar! Dokunmaya verdiği tepki hususunda da hiçbir sıkıntı yaşamadım. Hatta Flight Control oynarken Iphone'da yaptığım skoru 4'e katladığımı söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Peki eksik olan ne var?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsung ROM'u ile beraber gelen varsayılan Widget ve uygulamalar IOS'a göre çok zayıf. Zaten beklediğiniz gibi APPLE yazılım hususunda SAMSUNG'u ezip geçiyor. Android'in FREE ve PAID aplikasyonları da, Iphone yazılımlarına göre zayıf ve az çeşitli diyebiliriz. Ama Android camiası inanılmaz bir hızla büyüyor ve bütün majör oyuncular çok daha güçlü bir donanıma sahip olduğu için Android tabanlı telefonlara yönelmeye başladı. Bu sebeple bir seneye kalmadan Iphone'da ünlü olan belli başlı bütün programların Android versiyonlarının çıkacağını öngörebiliriz. Hatta customization konusunda Apple yaşlı inantçı bir dede gibiyken, Android komik ve eğlenceli bir Cyborg olmulş! Jailbreak'le bile Iphone'da hayalini kuramayacağınız KERNEL tırtıklamaları, Android'le neredeyse sıradan hale geliyor. Yine de Iphone'un APPSTORE'la başardığı şeyi Google ve donanım üreticilerinin MARKET'le yakalaması için en az bir seneye ihtiyaç duyacağımızı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son tahlilde şöyle bir karşılaştırma yapacak olursak;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Samsung Galaxy S2 &amp;nbsp; | &amp;nbsp; Apple Iphone 4&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Donanım : &lt;/b&gt;Samsung Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yazılımlar : &lt;/b&gt;Apple Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Pil Ömrü &amp;nbsp;:&lt;/b&gt; Samsung Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kamera &amp;nbsp; : &lt;/b&gt;Apple Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tasarım &amp;nbsp; : &lt;/b&gt;Samsung Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ekran &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;: &lt;/b&gt;Samsung Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kişiselleştirebilme :&lt;/b&gt; &amp;nbsp;Android Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Fiyat : &lt;/b&gt;Samsung Wins!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Overall :&lt;/b&gt; Samsung Wins!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iphone 5 geldiğinde muhtemelen bu tablo değişecek. Yani Apple'ın bunu değiştirmek için gerçekten çabalaması lazım; çünkü bir seneyi aşkın süredir Iphone 4 almaya çalışan biri olarak telefondan vazgeçmem 15 dakika sürdü :) Bu konuda daha detaylı değerlendirmeler yazacağım gibi görünüyor. Hadi hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; Gördüğünüz üzere telefonum küçük bir Terminator arayüzü gibi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim diğer güzel habere... Muhtemelen siz bunu çoktan duymuşsunuzdur, ama ben yeni haberdar oldum. &lt;b&gt;AGE OF EMPIRES: ONLINE GELİYOR!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir eksilik olmazsa oyun &lt;b&gt;16 Ağustos&lt;/b&gt;'ta dünyanın her yerinde oynanabilir olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücretsiz olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Güzel olacak!&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde Cartoon-like görünümlü oyun grafiklerini sevmem, ama Age Of'un Online versiyonu için yaptıkları harita tasarımları, arayüz tasarımları ve detaylar acayip hoşuma gitti! BETA devresi bitmiş, o yüzden oyunu kanlı-canlı deneyemedim ama izlediğim videolar, okuduğum şeyler ve Screenshot'lar herşeyin güzel olacağını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen sapık gibi muhafazakar olan yıllanmış PC emekçileri, ki ilk oyunlarından biridir Age Of Empires hak vermek lazım, serinin bürüneceği bu halden ilk görüşte nefret edecektir! Ama ben herşey için yapılan Fanboy'luklardan ve değişime gösterilen dirençten öyle sıkıldım ki, artık denemeden hiçbirşey hakkında olumsuz görüş bildirmeyeceğim! Buyrun Age Of Empires: Online'dan iç açan, yüz güldüren ekran görüntüleri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-bN1GgEDU3Dc/TjBRNlidPDI/AAAAAAAABgA/EMjJQMock50/s1600/Kianna+Cyr.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-bN1GgEDU3Dc/TjBRNlidPDI/AAAAAAAABgA/EMjJQMock50/s640/Kianna+Cyr.jpg" width="640" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-hy78wSSF5CQ/TjBRUr0QiFI/AAAAAAAABgE/XjUJHptYHnI/s1600/Solartide.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-hy78wSSF5CQ/TjBRUr0QiFI/AAAAAAAABgE/XjUJHptYHnI/s640/Solartide.jpg" width="640" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qYM-r1vXFTM/TjBRbD1MqiI/AAAAAAAABgI/5xRdDv21FKE/s1600/SyriusSunrider.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-qYM-r1vXFTM/TjBRbD1MqiI/AAAAAAAABgI/5xRdDv21FKE/s640/SyriusSunrider.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-8071009019238015884?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/8071009019238015884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/hello-android-hello-age-of-empires.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8071009019238015884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8071009019238015884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/hello-android-hello-age-of-empires.html' title='Hello Android, Hello Age Of Empires, Hello World'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-EZbMHbmVtco/TjBNxPwZP4I/AAAAAAAABf8/xknh9RhfVNI/s72-c/Screenshot2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1882490614623461424</id><published>2011-07-04T18:26:00.005+03:00</published><updated>2011-07-04T18:31:33.547+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Red Hood Riding'/><title type='text'>Red Riding Hood</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kırmızı Başlıklı Kız&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; masalını sever miydim, sevmez miydim belli değil. Yani hakkında negatif birşey hatırlamıyorum ama, muhtemelen Ayşecik tarafından hiç edildiğini görmediğim için bir Cindrella kadar önem arzeden yere hiçbir zaman sahip olamamış. En çarpıcı bölümü &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Senin kulakların neden bu kadar büyük, senin burnun neden bu kadar büyük, senin ağzın neden bu kadar büyük?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; üçlemesi olan bu masalda, babanne yerine geçen Kurt'un aslında bir çeşit Warewolf olduğunu yeni fark etmiş olacaklar ki, Threesome'ın alasını masaldaki üçlemenin tam ortasına oturtmuşlar. (Filmde de masalın özünü oluşturan bu replikler birebir kullanılmış.) Neden mi bahsediyorum, tabii ki Catherine Hardwicke'in yönettiği 2011 yapımı Red Riding Hood'tan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogu güncellemeye oldukça uzun süre ara vermiş olmama rağmen bu uzun sürede değişmeyen en temel özelliklerimden biri, "ben kötüyüm" diye bağıran filmleri izlemek için heyecan duymam. Bunu Tarantino gibi yaratıcılıkla karamelize edip &lt;b&gt;&lt;i&gt;"B Movie seviyorum ben hacı ya!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; klişesinde olgunlaştırabilecek kadar ısıtır, üstelik utanmadan önünüze koyar mıyım bilinmez, ama ben kötü filmleri izlemeyi seviyorum hacı. Tabii buradaki kötü sözcüğünün açılımı bir &lt;b&gt;&lt;i&gt;Transformers: Dark of the Moon&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tarzı kötülük, bir Top 5000 of Worst Movies Ever listesinin kralı olan &lt;b&gt;&lt;i&gt;D-War&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tarzı kötülük ya da&lt;b&gt;&lt;i&gt; Uwe Boll&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; klasmanındaki şeytani kötülük değil. İçinde, ultimate iyi filmlerin barındıramadığı kolay bir "izlenilebilirlik" barındıran, kendine has özellikleri olan, atmosferi başka hiçbirşeye benzemeyen kötü filmleri seviyorum. Catherine Hardwicke'in &lt;b&gt;&lt;i&gt;Twilight'&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;ı veya Diablo Cody'nin &lt;b&gt;&lt;i&gt;Jennifer's Body&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'si, M. Night Shyamalan'ın &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Happening&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'i o yüzden sevdiğim filmler listesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne bileyim, herhalde Show TV'nin, efendime söyleyeyim bir Star TV'nin Parliament Gece Sineması sayesinde hamurumuza zerk ettiği o kötü film tadı yok mu, işte onu bulamadığım zaman BMX bisikletimle çocukluğuma doğru tura çıkacakmışım gibi heyecanlanamıyorum. Bu hissi açıklamak zor. Chuck Norris filmi izlemenizi sağlayan, Evrenin Askerleri'nin repliklerini ezberlemenize neden olan, Steven Seagal'e karşı anlatılması güç bir sempati beslemenize neden olan şey bu. Tam olarak örneklememiz gerekirse; La Femme Nikita yerine Point of No Return izlemek isteyen kişiyim ben.O yüzden yazının en başında Red Riding Hood'u izlemekten haz aldığım kötü filmler listesine sokuyorum ki, daha fazla okumak istemeyen iyi film tutkunları burada göz kaslarını dinlendirmek için bir bahane bulabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Amanda Seyfried'la başlayalım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu kızı Mean Girls'le tanıdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7DS81z_62hA/ThHbh9F2EwI/AAAAAAAABeg/fP5lBbBwt6g/s1600/Amanda-Seyfrieds-Red-Riding-Hood-Cape-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="http://4.bp.blogspot.com/-7DS81z_62hA/ThHbh9F2EwI/AAAAAAAABeg/fP5lBbBwt6g/s400/Amanda-Seyfrieds-Red-Riding-Hood-Cape-2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ki Mean Girls, işi sinema eleştirmenliği satmak olan bir çok herifin/hatunun blogunda adına dahi rastlayamayacağınız bir filmdir. Ben o filmi, altyazısı fenomen olabilecek kadar yanlış ve kaymış olmasına rağmen, 3 CD'ye malolan uzunluğuna katlanarak izlemiş birisiyim; bu nedenle "Amanda'yı keşfettim" diyebilecek özgüveni kendimde buluyorum. Hatta Amanda Aman yapmıştım sonra nickimi. Ne kadar sevmişim anlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Mama Mia'ya Sinema TV'de rastgelince, kendisine beslediğim sevgi "görünürde" nedensiz biçimde azalmıştı. Ama subtext'e baktığımızda, hani böyle rahatsız edici derecede düzenli ve takıntılı Nilay'lar vardır ya, Mama Mia'da o Nilay'lara benzediği için kızdan soğudum. Sırf tip olarak benziyor bi de. Yoksa şapalağın tekiydi. Şanslıyım ki, ilişkimiz burada bitmedi ve Jennifer's Body'de Amanda'ya kelimenin tam anlamıyla aşık oldum. Aşkın anlamı henüz tam olarak ifade edilemediği için, kelimenin tam anlamıyla aşık oldum dememde de bir sorun yok. Red Riding Hood'u izlememin başlıca nedeni Amanda ve o "Aman Allah" büyüklüğündeki gözleri olmuştur. Kızın ses tonunu da telefonuma SMS Alert yaparım hani. Seviyorum Seyfried.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He filmde nasıl? Fi Fi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Red Hood Riding nasıl bir film?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta durumu izah ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok açıdan kötü bir film. (Diyalogların sinir bozuculuğu, kurgunun son bölümde tavsaması, oyunculuğun kimi anlarda yerlerde sürünmesi vs.) ama öyle kendine has, öyle güzel işlenmiş renkli bir dokusu var ki, açılış sahnesinde direk &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Ben Twilight fidanlığından ödünç alınan ağaçlarla çekildim"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye bağıran &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Ormanın Ruhu"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; sahnesini bile görmezden gelebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin belli bir zamana tam olarak işaret etmeyen kaypak yapısı kendisine olumlu anlamda çok şey katmış. Sırf Vatikan müdahalesinden "medieval" münasebetini kuracakmış gibi oluyorsunuz fakat, Ortaçağ'ın hangi döneminde böyle göstere göstere "Extreme Pagan" yaşayan bir köyün, bu derece rahat biçimde varlığını sürdürebildiği, ciddi merak konusu... Vatikandan pompalı Hıristiyan askeri birlikleri, direk davetle girdikleri o köyü Warewolf sebebiyle değil, paganlığı sebebiyle kafadan s*kertirlerdi. Öyle göstermelik cadı avıyla kalmazdı iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, fantastik bir film olması sebebiyle, böyle havada kalan tarihi zemini ve Orta Dünya'daki İnsan Medeniyetlerini andıran Pagan kültürü atmosfere yaramış. Battlestar Galactica'nın en sevilen karakterlerinden biri olan Saul Tigh'ı canlandıran Michael Hogan bile, alem yapmaya meraklı vizyonsuz pagan dede konseptinde, gözünüze batmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin renkleri, "Katil Kim?" sorusuyla ayakta tutulmaya çalışılan gerilimli yapısı, Gary Oldman'ın Peder Solomon rolünde Fifth Element'ten bu yana sergilediği en başarılı kötü adam tiplemesi falan, Red Riding Hood'un güzel yanları. (Oldman'ın Book of Eli'da eli boş kalan Carnegie performansı, bu filmde Solomon'la daha da oturmuş denebilir. Ama bir ZORG değil.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakat ve zihinsel özürlü çocuklara işkence edilmesi, kadınların Public Discrease'e uğraması gibi, yönetmenin ilk filmi Twilight'ta göremediğimiz şiddet unsurları var. Hatta filmin altyapısında, babanın kızlarına duyduğu ensest duyguların çıkarımlarını bile yapabiliriz. Bu nedenle &lt;b&gt;&lt;i&gt;(Alice Harikalar Diyarında'nın köklerinde yatan LSD'yi günyüzüne çıkaran Alice oyunu gibi)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tam da olması gerektiği gibi, Kırmızı Başlıklı Kız masalından yoğun bir karanlık taraf hissi edinebilecekken, başroldeki erkek oyuncuların lanet olası Edward kontenjanından 14'lüklere kakalanmaya çalışılması sebebiyle, filmin bel bağladığı o atmosfer son ayakta yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmdeki Alignment'a göre Neutral Evil olması gereken Peter karakteri, kendisine layık bulunan Shiloh Fernandez'in içler acısı performansı yüzünden Hobby Jöle'nin reklam filmlerindeki teen bebelere dönmüş. Haliyle filmin esas oğlanı yalan olunca, film de yalan oluyor. Ama Allah için Cesaire'ı canlandıran Billy Burke'ün sefilliğini sevdim. Bence diyaloglardaki bu aşağılıklık, bu ezilmişlik olmasa, Burke'ün performanı tam anlamıyla değerine kavuşabilirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Efektler?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle üzerine konuşulacak, özellikle bahsedecek bir yanı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Son Söz:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin Pagan ruhunu okşayan o kutlama sahnesi yok mu? Hani şu Fever Ray'in The Wolf parçasıyla, 90'larda izlenen Nezih Ünen - Çingene Yüreğim klibi hissi yaratan sahnesi... Hatta neredeyse bir The Matrix / Fluke - Zion başarısı yakalanmış diyebileceğimiz o uyum... Bence sırf o sahne sebebiyle Red Riding Hood'a bir şans verilebilir. Ama Twilight'ın yarattığı milyar dolarlık pazarın ayak izlerini takip etmeye çalıştığı için patlayan ve unutulup gidecek bir film Red Riding Hood. Çünkü Twilight anca benim gibi kötü film hastalarının ve 14'lüklerin sevebileceği bir filmdi. 14'lükler aynı yemeği iki kere yemeyi sevmez. En azından ilk yediklerini henüz sıçmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="349" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/v1mWEGJhpcs?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/v1mWEGJhpcs?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="349" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Saygılar beybz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1882490614623461424?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1882490614623461424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/red-riding-hood.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1882490614623461424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1882490614623461424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/07/red-riding-hood.html' title='Red Riding Hood'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-7DS81z_62hA/ThHbh9F2EwI/AAAAAAAABeg/fP5lBbBwt6g/s72-c/Amanda-Seyfrieds-Red-Riding-Hood-Cape-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6462373621638225741</id><published>2011-06-27T16:32:00.001+03:00</published><updated>2011-06-27T17:55:34.752+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Magnum'un Pahalı Olduğu Yıllar</title><content type='html'>&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5vY6S_VIrJ4/TgiGPa3fBEI/AAAAAAAABec/Zmh_e2M47uA/s1600/detail_magnum_classic.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-5vY6S_VIrJ4/TgiGPa3fBEI/AAAAAAAABec/Zmh_e2M47uA/s320/detail_magnum_classic.gif" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Ekşi Sözlük'te Magnum'un pahalı  olduğu yıllar başlığı dikkatimi çekti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm de, Algida yapabileceği en büyük salaklığı yapmış o yıllarda. Yeni yetişmekte olan bir nesle yatırım yapmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken en sevilen şeylerden biri olan dondurma, yetişkinlik döneminde çocukluktaki kadar değer gören birşey değil. Ben şimdi dondurma alacağım zaman Max, eğer canım çok çekerse Cornetto alırım. (Diğer süpersonik şeylere pek elim gitmez.) Eğer çok nostaljik hissedersem Starcup, Sandwich ya da Minimilk alırım. (Gerçi çoğu dondurmacıda bunları bulamıyorum. Hatta Minimilk ve Buzparmak yemeyeli 10 yıldan fazla olmuştur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Magnum almam ulan asla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ben çocukken çok pahalıydı (6.000.000 TL) ve bu yüzden Magnum alma alışkanlığı edinemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cornetto bile 2.000.000 TL idi ve Super Cornetto yiyeceksen 4.000.000 TL bayılırdın. Ama Magnum'u alamazdın öyle. Bir sebebinin olması gerekirdi mutlaka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasmanlara gittiğimizde, iyi geçen bir maçın sonucu, hocalar tarafından alınan ödüldü Magnum. Anne / Baba ile dondurma dolu dolabın önüne gelindiğinde, o döner tabelada parmağınla göstersen direk elenecek seçenekti Magnum. Max neyine yetmezdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Cornetto'nun dibini yemek istiyoreeeeeeeeeeeeoummmmmmmmmmaaaa"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye ağlayabilirdin, ama Magnum için hiçbir bahanen yoktu. Ne diyecektin de ananı babanı 6.000.000TL'lik Magnum almaya ikna edecektin ulan? Hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep böyle bi soğukluk vardı Magnum'a karşı bizde. Katır kutur parçalanan kabuklu reklamları cinselliği çağrıştırırdı ve bu ebeveyn tepkisine yol açardı ister istemez. (Ortaokulda ucuz ve artık tedavisi mümkün olmayan 4. evreye girmiş abazanlıktan muzdarip erkeklerin Magnum'a yakıştırdıkları saçma sapan sıfat var bi de.) Ordan da bi cinslik, bi bohemlik olurdu Magnum'da. Sevilmezdi ulan işte. Cornetto gibi ulaşılabilir bir lüks ya da Max gibi halkın içinden bir dondurma değildi Magnum. Ben o yüzden hâlâ sevmem Magnum'u. Almam da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşasın Max ve bedava Max çıkan çubuklar. Öyle boktan yıllar yaşıyoruz ki, 90'lar ve tüm saçmalıkları hayatımızdaki en güzel şeymiş gibi geliyor. O yüzden şimdi Magnum'u satın alabiliyor olmamın hiçbir kıymeti yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; Vienetta bana hala zengin işi gelir. Sanki almak için zengin olmamız lazımmış gibi. Tipik memur çocuğuyum işte :)))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6462373621638225741?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6462373621638225741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/06/magumun-pahal-oldugu-yllar.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6462373621638225741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6462373621638225741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/06/magumun-pahal-oldugu-yllar.html' title='Magnum&apos;un Pahalı Olduğu Yıllar'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5vY6S_VIrJ4/TgiGPa3fBEI/AAAAAAAABec/Zmh_e2M47uA/s72-c/detail_magnum_classic.gif' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6806069404618601742</id><published>2011-02-25T01:00:00.000+02:00</published><updated>2011-02-25T01:00:29.560+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Ara</title><content type='html'>İşlerimin yoğunluğu sebebiyle yaz aylarına kadar geçici ve uzun bir ara vereceğim. Yazın, yepyeni bir arayüz ve mükkkkkkemmel bir içerikle karşınızda olmak üzere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşçakalın :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6806069404618601742?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6806069404618601742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/ara.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6806069404618601742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6806069404618601742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/ara.html' title='Ara'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3103785411952724</id><published>2011-02-23T19:11:00.001+02:00</published><updated>2011-02-23T19:11:33.870+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Cape'/><title type='text'>Summer Glau Neden Cape'te Oynamak İstediğini Açıklıyor</title><content type='html'>&lt;object height="390" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/sZHLNDVQwQw&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/sZHLNDVQwQw&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="640" height="390"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3103785411952724?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3103785411952724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/summer-glau-neden-capete-oynamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3103785411952724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3103785411952724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/summer-glau-neden-capete-oynamak.html' title='Summer Glau Neden Cape&apos;te Oynamak İstediğini Açıklıyor'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-173013177629463186</id><published>2011-02-23T18:15:00.001+02:00</published><updated>2011-02-23T18:24:35.622+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Imageshack'ten Benzersiz Bir İ*nelik!</title><content type='html'>Blogumun Header'ı ve Facivon'unu Imageshack'e yükelmiştim. Bugün girdim, ne göreyim? Yüklediğim resimler yerine gerizekalı bir kurbağa görseli görüyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-n-8h3xj_nDQ/TWUxE72kw9I/AAAAAAAABeY/uwh2MR8zDhQ/s1600/blocked_login.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-n-8h3xj_nDQ/TWUxE72kw9I/AAAAAAAABeY/uwh2MR8zDhQ/s1600/blocked_login.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Diğer sitelere baktım; Imageshack kullanan heryerde durum aynıydı. Eğer ziyaretçi Imageshack'e üye değilse, upload ettiğiniz görselleri göremiyor. &lt;b&gt;Evet yanlış duymadınız.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uploader'ın kayıtlı kullanıcı olması mühim değil. Imageshack internet üzerindeki herkesin, Imageshack'e yüklenen resimleri görüntüleyebilmek için ÜYE OLMASINI istiyor. Tabii, gelecek tepkileri tahmin ettikleri için Domain Register diye birşey eklemişler. Site adresinizi yazıyorsunuz ve yüce Imageshack'in "resimlerin gösterilmesine izin vermesini" beklemeye başlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasssstir lan ordan! Benim blogta 2-3 tane görselim vardı taşıdım. Imgur kullanmaya başlıyorum. Ama onlarca fotoğraf yüklenmiş blog, forum, site ne olacak? Herkesi Imageshack'e üye olmaya zorlamak, adiliktir. Belirli bir sayıya ulaştıktan sonra isim değiştiren Facebook grupları gibi, şark kurnazlığından başka birşey değil yaptıkları... Bir daha ömrüm boyunca Imageshack kullanmayı düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapidshare gibi kendini öldüren aptal dev Imageshack'in cesedine tüküren çok. Bütün yabancı forumlarda ve servislerde bu durum tartışılıyor. Hayatımda şahit olduğum en maltoş uygulamaya imza atan Imageshack'e veda ediyor ve bedava servislere güvenilmemesi gerektiğini tekrar tecrübe ederek Premium'un ayrıcalıklı dünyasına doğru yola çıkıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-173013177629463186?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/173013177629463186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/imageshacktan-benzersiz-bir-inelik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/173013177629463186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/173013177629463186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/imageshacktan-benzersiz-bir-inelik.html' title='Imageshack&apos;ten Benzersiz Bir İ*nelik!'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-n-8h3xj_nDQ/TWUxE72kw9I/AAAAAAAABeY/uwh2MR8zDhQ/s72-c/blocked_login.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-2927056340334787778</id><published>2011-02-22T13:07:00.001+02:00</published><updated>2011-02-22T13:18:09.754+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arnold Schwarzenegger'/><title type='text'>Dönmeden Duramıyorum</title><content type='html'>Hayatım boyunca yaşadığım en büyük problem bu oldu; dönmeden duramamak. Döneklikten bahsetmiyorum, geçmişe dönmekten bahsediyorum. Bugünden sürekli şikayetçi, istikbale yönelik ise sürekli umutsuz olduğum için; protest benliğimin huzur bulduğu tek zaman dilimi, "Di'li Geçmiş Zaman" oluyor. Başkalarının ağzından aktarılan "Miş'ler" de bei pek enterese etmez... Ne var, ne yoksa hepsi kendi geçmişimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hahahaha şaka yaptım şakaaaaaa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç böyle dramatik ve edebi bir insan değilim ben lan! Tek derdim şu: Sürekli 90'lar konusunda yazmak istemiyorum; hatta burayı 90'lar çöplüğüne çevirmemek için &lt;a href="http://theoldvault.blogspot.com/"&gt;yeni bir blog açtım&lt;/a&gt;. Ama şuraya yazmadan duramıyorum arkadaş! Yine 80'lerin sonu 90'ların başı soslu bir yazı yazacağım. (Bizim nesil için 80'ler de 90'larda idrak edildiği için, iki dönem içiçe geçmiş sayılır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sanctum (2011)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Şubat'ta bir arkadaşımla Kanyon'da Sanctum'u izledik. İçimdeki "90'lar sineması" ateşini harlayan da bu film oldu. Yönetmen Alister Grierson'ın ticari olarak doğru; şahsi kariyeri açısından tehlikeli sayılabilecek kararı doğrultusunda bir James Cameron filmi olarak algılanan Sanctum, bu görsellikle 90'lar ortasında çekilebilmiş olsaydı bir efsane olurdu. Maalesef günümüzde &lt;i&gt;'eski, güzel günleri hatırlatmaktan'&lt;/i&gt; hallice bir işlevi yok. Bir de izlerken insanı dalmaktan soğutuyor, bünyesine klostrofobi tohumları zerk ediyor o kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9Em0_j7Lj8M/TWOOaPgNE7I/AAAAAAAABeU/s0GLAeX7vBI/s1600/Sanctum-3d.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-9Em0_j7Lj8M/TWOOaPgNE7I/AAAAAAAABeU/s0GLAeX7vBI/s1600/Sanctum-3d.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Eğer hâlâ izlemediyseniz, bence izleyin. IMDB'de 5.7 almış olması sizi yanıltmasın. Blockbuster kavramına yakın bir anlayışla çekilen Sanctum; sinemada izlemediğiniz sürece iyi vakit geçirmenizi sağlayabilecek bir film değil. Tam olarak ağızda patlayan popcorn'ların çatırtısı ve Dolby'nin gümbürtüleri eşliğinde, büyük ekranda izlenmesi gereken bir Hollywood filmi. Hatta başrolünde Richard Roxburgh yerine Bruce Willis'in oynamasını bekleyebileceğiniz derinlikte bir Hollywood filmi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum 90'ların gazını aldım ya, bir "Arnold Schwarzenegger" kombosu yapmadan olmazdı. O yüzden geçtiğimiz haftasonu Schwarzenegger'ın belli başlı filmlerini seri halinde izlemeye karar verdim. Merak etmeyin, filmleri sayfalar süren bir incelemeye tabii tutmayacağım. En azından burada :) Diğer blogumda bir Arnold serisi yazmaya karar verdim. Burada yalnızca öne çıkan başlıkları yazsam yeter :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Commando (1985)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conan ve Terminator serisini ayrıca izlemeyi düşündüğüm için, asla bıkmam, Schwarzenegger'ın her biri kendi çapında fenomen olan solo çıkışlarını izlemeye karar verdim. Bunların başında bir Schwarzenegger filmi olarak anılmaya layık olan ilk film Commando'ydu. Arnie'nin diğer filmlerine göre, Star'da ya da ShowTV'de kendinde daha az yer bulan bu film; Arnold'un sonraki soloları Raw Deal ve Running Man'in diyalog ekibine çok yardımcı olmuş :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii Arnold'un kariyerindeki en büyük çıkış olan Terminator'ün (1984) Amerikalılar (ve geriye kalan Dünya vatandaşları LOL) üzerinde, unutulmaz etkiler bırakan klasik sahneleri Commando'da önemli göndermeler kullanılarak başarıyla işlenmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu sahneler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Terminator: (1984)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/JUJfkaczxlI" title="YouTube video player" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu da Commando'daki ünlü sahne :)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/v8K87H3T1UU" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir diğeri, artık bir atasözü haline gelen &lt;b&gt;"I'll be back!"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Terminator (1984):&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/M1ypn0y32Ac" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Commando (1985):&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/rEWDzVhOK90" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not: &lt;/b&gt;Gerizekalı Youtube user'ı, malca bir remix yapmış, videonun tamamını izlemenizi önermem :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film kendi çapında efsane olsa da, Sylvester Stallone tarzı "tek adam" konusunu işlediği için, diğer Arnold filmleri kadar ünlü olamadı. Ama hâlâ izlememiş olanlar varsa, sırf başındaki mutlu aile tablosu sahneleri için izlemenizi öneririm. Bence Arnold Schwarzenegger John Matrix ve kızı Jenny Matrix'in (Alyssa Milano) filmin başındaki yaşantıları, gelmiş geçmiş en mükemmel " Amerikalı aile mutluluğu" şablonlarından birisidir :) Üstelik annesiz olmasına rağmen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Running Man (1987)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine değeri bilinememiş Arnold Schwarzenegger filmlerinden biri daha. Asıl derdi Stephen King'in Richard Bachman adıyla yazdığı bir hikayeden yola çıkarak Network ve Medya eleştirisi yapmak olan film, bu hususta çok önemli bir çaba sarf etmese de distopik bilim-kurgu türü için önemli nitelikler taşıyan başarılı yapımlardan biri olmayı başardı. Kurgusundaki basitlikler ve Arnold Schwarzenegger'ın komik olması için uğraşılan lüzumsuz diyaloglar olmasaydı, çok daha karanlık bir atmosfere bürünerek daha iyi sonuçlar elde edilebilirdi. Ama bu haliyle bile kesinlikle izlenmeye değer, eğlenceli, zamanına göre başarılı bir film The Running Man.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trailer'da yine Terminator'e yapılan ünlü &lt;b&gt;&lt;i&gt;"I'll be back"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; göndermesini görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/-ceegnWSENQ" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Araya işlerim girdiği için, seriyi henüz tamamlayamadım. Ama Raw Deal, Red Heat, Twins ve Total Recall'u içeren ikinci bir seriyi yakın zamanda patlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmler benim için öyle değerli ki; bir "Arnold Schwarzenegger Filmleri" yazı dizisi oluşturmak için sabırsızlanıyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I'll be back!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-2927056340334787778?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/2927056340334787778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/donmeden-duramyorum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2927056340334787778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2927056340334787778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/donmeden-duramyorum.html' title='Dönmeden Duramıyorum'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9Em0_j7Lj8M/TWOOaPgNE7I/AAAAAAAABeU/s0GLAeX7vBI/s72-c/Sanctum-3d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6607414398193011660</id><published>2011-02-13T13:46:00.000+02:00</published><updated>2011-02-13T13:46:54.724+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>M. Night Shyamalan's Signs</title><content type='html'>Nedendir bilmem ama M. Night Shyamalan'ın filmlerini bir türlü sevemedim. Eğer filmlerinin senaryosunu kendisi yazmak ve casting aşamasına burnunu sokmak yerine, işi profesyonellere devredecek kadar zeki olsaydı; perişan olan kariyeri düştüğü son hallerden çok daha iyi bir seviyede olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-xbwWe3xixYk/TVfENSBjDOI/AAAAAAAABeQ/r3e1bbsvHLg/s1600/signs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-xbwWe3xixYk/TVfENSBjDOI/AAAAAAAABeQ/r3e1bbsvHLg/s1600/signs.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünya dışı yaşam, istila, bilim kurgu, crop circles vb. konulara muazzam derecede ilgim olmasına rağmen Signs'ı 9 yıl boyunca izlememiş olmamı Shyamalan faktörüne bağlıyorum. Tüm filmlerinde, retinası dondurulmuş uskumru canlılığındaki büyük gözlü ve yuvarlak suratlı çocukların, gerizekalı ebeveynlerinden bile daha zeki olması bir tesadüf müdür bilmem, ama&amp;nbsp;Shyamalan'ın iki çocuk + bir pederli filmine uzun süre burun kıvırmış olmam tesadüf değildir. (Mucize olabilir mi acaba? Hahahaha) Zaten bu adam casting ve karakter örtüştürme mevzusunda öyle yeteneksiz biri ki; Zooey Deschanel'ı bile sevimsiz ve gerizekalı göstermeyi başarabildi. (The Happening'i izlerken kızı öldürmek istediğimi anımsıyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece çalışmaktan sıkıldım ve filmi izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin kendisinde; vücuda gelişine seneler olan War Of The Worlds remake'ine muazzam göndermeler var. Zira olayların seyri; orijinalinden çok Spielberg yorumunu hatırlatan bir düzende ilerliyor. Problemli ve annesiz büyüyen çocuklar (abi &amp;amp; kızkardeş), iyi niyetli fakat marazlı baba, uzun süre boyunca uzaylı gösterilmeyerek ayakta tutulan gerilim ve uzaylıların dünyamız yerine, %70'i sudan oluşan bedenimizle ilgilenirken, Allah'ın H2O'su yüzünden götüm götüm kaçması gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki filmin bir klasik olmasına engel olan en önemli falsosu da bu su muhabbeti... Uzaylıların belirli bir sebepten ötürü "tahta elementi" ile de problemi olduğunu düşünüyorum. Zira 3 metrelik çatıya 2 saniyede zıplayabilen heriflerin raconunda, tahta barikatları aşmak gibi bir hareket yok. Sanırım bunu kabalık olarak değerlendiriyorlar. Shyamalan'ın yönetmenlikteki en büyük kusuru da bu zaten; çok basit detayları umursamadığı için, durağan kameralar, ilgisiz diyaloglar, anime gözlü çocuklarla yaratmaya çalıştığı büyülü gerilim atmosferi salakça kurgulanan senaryo yüzünden elimizde patlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntü yönetmenliği açısından oldukça başarılı sahneler içeren, son derece sakin formasyonlu Pensilvanya &amp;amp; Teksas arası aksanı ile sinirleri zıplatan kadın şerifin tüm müdahalelerine rağmen gerilimi belli bir seviyenin üzerinde tutmayı başaran, Bo isimli orijinal çocuk karakterin yanında ("This water is contaminated" repliği çok hoşuma gitti), astım krizi tehdidi ile klişenin böğründe yatan Morgan piçiyle ağzıda kekremsi bir tad bırakan klasik bir Shyamalan filmi Signs. Ama istila filmleri içersinde tek bir sahnesi ile kendine yer ayırmayı biliyor. Eğer bu sahnede gerilmediğinizi, ya da zıplamadığınızı söylerseniz; siz pis bir yalancısınız kuzum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/4RGtC2S22Z0" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yine oldukça başarılı olan bir diğer sahne de bebek telsizi ile uzaylıların konuşmalarını yakalamaya çalıştıkları Station-Wagon bölümüydü... O bölümdeki Nerd muhabbeti, filmin en başarılı diyaloglarını içeriyor bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Sonra aklıma gelen bir başka şey de şu;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bo ve Morgan'ın incelediği Dr.Bimbo'nun Uzaylı Kitabı'ndaki illustrasyon gerçek olsaydı, adıyla müstesna bir finale kavuşacak olan film; resmen bir efsane olurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer senaryo o şekilde ilerleseydi; kitaptaki illustrasyon, yaşanacak şeyler için bir işaret olurdu. Zira ev aynı onların evi gibiydi ve evin dışında 3 ölü yatıyordu. Eğer filmdeki iki ebeveyn ve çocuklardan birinin &lt;em&gt;-muhtemelen Morgan-&lt;/em&gt; ölebileceği bir Hollywood'da yaşasaydık, tramvatik psikozlardan ötürü hastaneye kaldırılmamızın sebebi kötü senaryolar değil, kötü bilinçaltı çarpılmaları olurdu... Bu arada o illustrasyonlar yönetmenin kızı Saleka Shyamalan tarafından çizilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin James Newton Howard tarafından Psycho, The Twilight Zone ve Close Encounters of the Third Kind'tan esinlenerek bestelenen Score'u ve yayınlanan ilk Theatrical Trailer'ı da 2000'lerin klasiklerinden sayılır. Mutlaka dinleyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6607414398193011660?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6607414398193011660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/m-night-shyamalans-signs.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6607414398193011660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6607414398193011660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/m-night-shyamalans-signs.html' title='M. Night Shyamalan&apos;s Signs'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-xbwWe3xixYk/TVfENSBjDOI/AAAAAAAABeQ/r3e1bbsvHLg/s72-c/signs.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3084214116149747381</id><published>2011-02-10T13:50:00.000+02:00</published><updated>2011-02-10T13:50:34.933+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><title type='text'>Gelecek Program: Terra Nova</title><content type='html'>2011 baharında kucağımıza düşecek yeni Fox dizisi; Terra Nova.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rNq_th9KSoI/TVPQvuBRb9I/AAAAAAAABeM/2h1VmXV7RV4/s1600/terranova.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-rNq_th9KSoI/TVPQvuBRb9I/AAAAAAAABeM/2h1VmXV7RV4/s1600/terranova.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kısaca synopsis:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Centers on the Shannons, an ordinary family from 2149 when the planet is dying who are transported back 85 million years to prehistoric Earth where they join Terra Nova, a colony of humans with a second chance to build a civilization."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da Trailer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/qvb3H7gKujw" title="YouTube video player" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bana da herkes gibi Jurrasic Park'tan çok Avatar'ı hatırlattı. Pandora'yı özledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok işim var; sonra bu yazuyu güncelleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.fox.com/terranova/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3084214116149747381?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3084214116149747381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/gelecek-program-terra-nova.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3084214116149747381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3084214116149747381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/gelecek-program-terra-nova.html' title='Gelecek Program: Terra Nova'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-rNq_th9KSoI/TVPQvuBRb9I/AAAAAAAABeM/2h1VmXV7RV4/s72-c/terranova.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6551965969852751663</id><published>2011-02-05T22:12:00.007+02:00</published><updated>2011-05-30T14:41:50.451+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3D'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Tron: Legacy</title><content type='html'>Burada oturup filmi anlatmayacağım. Zira henüz gösterimi devam ediyor ve Spoiler vererek 2 gramlık hikayesini de piç etmek istemiyorum. Filmin müziklerinden &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/bence-xe-10-verelim.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; bahsettim; geriye bahsedilmesi gereken en önemli şey olan görsel efektler ve yapım aşaması kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TU2ucQ5_IUI/AAAAAAAABeE/QYG4h_vnalQ/s1600/01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TU2ucQ5_IUI/AAAAAAAABeE/QYG4h_vnalQ/s400/01.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İlk filmi yıllar önce izlemiştim ama; Tron gösterime girmeden önce de bir şekilde elime geçti. Oturdum, tekrar izledim. Hollywood'un aynı kafayla bir Remake yapacağını düşündüğümden; falza bir beklentim yoktu. Hakkında fazla araştırma yapmadan, yalnızca Tron olduğunu bilerek izledim bugün. İyi ki de öyle yapmışım. Benim için görsel anlamda çığır açan, havsalamı zorlayan, zevkten zevke koşturan, salyalarımı akıtan bir deneyim oldu. Son zamanlarda izlediğim en güzel CG sanatı kesinlikle Tron: Legacy'dedir. Hatta kendisi bir film değil; bildiğiniz teknoloji demosu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin 3D olması, görsel efektler için bir avantaj olmuş. Çünkü bu durum; tamamına yakını dijital olarak hazırlanan görsellerin daha koyu ve keskin bir şekilde seyrine imkan tanıyor. (Yaklaşık %20 oranında koyulaşıyor renkler.) Web'ten 2D trailer'larını vs. izlerken CGI öğeleri çat çat seçebilirsiniz. Ama Real D gözlüklerle izlerken; o kadar kolay ayırt edemiyorsunuz. Tabii bunun nedeni yüksek çözünürlük ve stereoskopi nedeniyle yorulan gözün Uncanny Valley algısını düşürmesi. Ama asıl nedeni Digital Domain'in compositing'te aşmış bir iş başarmış olması. Şöyle ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TU2um8d0lNI/AAAAAAAABeI/ld-AkkpXZeI/s1600/02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="170" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TU2um8d0lNI/AAAAAAAABeI/ld-AkkpXZeI/s400/02.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Clu olarak rol biçilen CG Jeff Bridges'in tek olduğu sahnelerde onun yapaylığını hissedebiliyorsunuz. (Özellikle profilden konuştuğu bölümlerde.) Ama aktörün yüzüne track'lenen 3D animasyonları; gerçeğinden ayırt etmeniz neredeyse imkansız. (Yaşlı Kevin Flynn'ın yakın plan çekimleri...) Ben bunların hepsinin live olduğunu sanıyordum ama değilmiş. Bildiğin yaşlı haliyle de modellemişler amcayı... Çoğu yerde saf CG'nin yanında, live + CG'yi birleştirmişler. O BB ile çekilen kostümlü, proplu sahneler falan tamamen bitmiş yani. Kılığından, kıyafetine, sakalından, sümüğüne, aktörün herşeyini dijital olarak yaratmışlar, film içinde film çekmişler arkadaş. Adamlar çoğu yerde huzur veren engin mavilikler dışında set met kurmamış neredeyse :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="390" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/uhyScbAZrFs&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/uhyScbAZrFs&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;feature=player_embedded&amp;amp;version=3" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="640" height="390"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu zaten yapılıyordu, neyine şaşırdın diyorsanız... Evet yapılıyordu, ama bu kadar güzel görünmüyordu. Eni-topu 5 renk içeren sahnelerdeki görsel patlama öyle muazzam ki, çoğu zaman light-saber'dan sonra yaratılan en mükemmel glow hissiyatını izlediğinizi düşünüyorsunuz. (Light-saber ile ilk karşılaştığınız anları hatırlayın, hissiyattan bahsediyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni en çok şaşırtan diper şeylerden biri de Light Cycle kapışmalarındaki uzayan kuyrukların bildiğin modellenmiş olması. Ben onların tamamen compositing ile halledildiğini düşünmüştüm. İzlemeye doyamadım filmi, belki bir daha giderim bilemiyorum. O kadar sevdim ışıkları, fişekleri, patlangaçları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;CGI'ın başarısı dışında şaşırdığım şeylerin listesini yaparsam;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Quorra'nın Olivia Wilde olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Underworld: Rise of the Lycans'ta Lucian'ı ve Twilight'da Aro'yu oynayan Michael Sheen'in Castor / Zuse rolünde David Bowie'ye dönüştürülmüş olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de maskeli DJ'lerin Daft Punk olduğunu tahmin etmiştim; harbiden öyleymiş :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmin BR'i, Making Of'u, Artbook'u bilmenesi alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.makingof.com/posts/watch/2666/15-minutes-of-tron-legacy-broll"&gt;Şu linkten&lt;/a&gt; de 15 dakikalık Making Of videosunu izleyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6551965969852751663?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6551965969852751663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/tron-legacy.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6551965969852751663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6551965969852751663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/tron-legacy.html' title='Tron: Legacy'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TU2ucQ5_IUI/AAAAAAAABeE/QYG4h_vnalQ/s72-c/01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1495477847874162714</id><published>2011-02-03T13:44:00.002+02:00</published><updated>2011-02-03T13:44:08.217+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komik'/><title type='text'>Are You Kidding Me?</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/R55e-uHQna0" title="YouTube video player" width="640"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1495477847874162714?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1495477847874162714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/are-you-kidding-me.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1495477847874162714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1495477847874162714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/are-you-kidding-me.html' title='Are You Kidding Me?'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/R55e-uHQna0/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8242010390017091444</id><published>2011-02-01T15:05:00.001+02:00</published><updated>2011-05-30T14:44:13.348+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Manço'/><title type='text'>Dünyayı Dolaş Benzeri Yoktur: Barış Manço</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Evvel zaman içinde kalbur saman içinde&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Kaf dağının ardında uzak bir ülkede...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı ağlayarak yazmak istemezdim. Çünkü Barış Manço hayatını tek birşeye adamıştı; insanları sevindirmeye. Kimini şarkısıyla, kimini sözüyle, kimini arap sabunuyla yıkadığı saçlarıyla, kimini yüzükleriyle... Kimini verdiği 10 puanla, kimini programında okuduğu bir mektupla, kimini kamerasıyla. 7'den 77'ye her kesimden insana, her profilden dinleyiciye hitap etmeyi başaran enteresan kişiliği, kırılgan sesi ve güçlü yorumuyla Türk ve Dünya Müziği'ne evrensel bir anlam kattı O. Öyle bir anlam kattı ki hem de; çaresiz, mesnetsiz, sevgisiz kişilerin kirletmeye çalıştığı büyük mirasına zerre kadar zeval gelmedi. Ne Lale Manço'nun Manço soyadına gölge düşüren para-pul mevzuları, ne Sözlük'lerde ideolojik saplantıların kurbanı olmuş kirli adamların iftiraları; O'nun bir şarkısını bile yüreğiyle sevebilmiş kimseye etki edemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Çektiler silahları çünkü ilahlar kurban istediler&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Töreler aşk dinlemez yalnız emreder!&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ben size neden işe yaramayacağını anlatacağım şimdi. Neden O öldüğünde insanların babalarını, amcalarını, ağabeylerini, yavrularını kaybetmiş gibi üzüldüklerini... Neden tek bir gırtlak nağmesi bile olmadan dümdüz okuduğu şarkıların; en kral arabeskin, en kral alaturkanın işleyemediği kadar derine işlediğini anlatacağım. Neden Barış Manço'nun bu kadar özel olduğunu; bana özel bir hikaye ile anlatacağım ki; ölümünün 12.ci yıldönümünde O'nu nacizane anabileyim. Barış Manço ile ilgili anılarınıza, benimkilerden de küçük birer hatıra katabileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir mevzu var ya; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Ben 6 yaşımdan beri metal dinliyorum ulan!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye. Ben doğduğumdan beri Barış Manço dinliyorum arkadaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu her sanatçının ölüm yıldönümünde gereksiz bir sidik yarışına dönen "&lt;b&gt;&lt;i&gt;en gerçek acı, benim acım!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; meselesini desteklemek için ortaya attığım bir iddia değil. Beni tanıyan herkes, benimle beraber Barış Manço'yu da tanımıştır. Arkadaşlarımın her biriyle, Barış Manço'yu konuşmuşumdur. Beraber dinlemişizdir şarkılarını... Ulusal televizyonların boktan bir editing ile sofrasına meze ettiği her ölüm yıl dönümünde; ben o gün neler yaşadığımı anlatarak birilerine ağlamışımdır. Sanki bunu yapmasam vicdanım sızlar, görevimi yerine getirememiş, vefasızlık etmiş olurum diye düşünmüyorum. İçimden taşıyor anasını satayım, istesem de susamıyorum. Konuşmak, anlatmak, yazmak, paylaşmak istiyorum. Sizinle de paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUgFAi4EwRI/AAAAAAAABeA/18cgV2To39U/s1600/Bm.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUgFAi4EwRI/AAAAAAAABeA/18cgV2To39U/s400/Bm.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ben doğduğumda; Taksim İlkyardım Hastanesi'nin bekleme salonunda sürekli Barış Manço'nun Dağlar Dağlar parçası çalıyormuş. 7 aylığım ben; hem de doğduktan sonra da yaşayacağına pek ihtimal verilmemiş 7 aylıklardanım. Ciğerlerim falan yokmuş mesela, sonradan küvezde yapmışlar beni :) Kafam portakal kadarmış, sesim cızırtı gibi çıkıyormuş. Annem babam, 2 ay boyunca hastaneden ayrılamamışlar. Ne zaman Dağlar Dağlar'ı dinleseler o günlerden bahsederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemin zamanında Cihangir'de bir plak dükkanı varmış. O yüzden benim oyuncaklarım Orhan Gencebay'ın, Erkin Koray'ın, Barış Manço'nun plakları olmuştur. Trinity's Love Record'tan Demis Roussos'a, Zeki Müren'in Kahır Mektubu'ndan Bülent Ersoy'un erkek olduğu hallere kadar yüzlerce plağın kapağına bakarak büyüdüm ben. Belki de o yüzden tasarımcı olmak istedim; bilemiyorum. O plak kapaklarındaki detaylar beni her zaman büyülerdi. Fakat ilk Issız Adam'la türeyip, son zamanlarda iyice ayyuka çıkan plak sevdasına pek anlam veremiyorum. Ulan evde bir Dual pikap var; yıllar önce iğnesini kırmışım, devrelerini yakmışım. Yüzlerce plak şimdi bodrumda, poşetlerin, torbaların içinde çürüyor. Ben kendimi paralamıyorum da, bu son model plak sevdasına kalkan seferler şehrin hangi noktasından düzenleniyor bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Evdeki plaklara rağmen, bir kaset çocuğuydum ben. Ben Barış Manço'nun kasetleriyle büyüdüm.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasetlerle büyümemin bir sebebi vardı tabii... Plaklar çocukların eline verilmezdi; çünkü onlar da çizip, plağı elinize verirdi :) Dağlar Dağlar'ın plağında şarkının 2 versiyonu vardı. Annemler bu şarkıyı çok sevdiğim için; ilk versiyonunu 60'lık bir kasete ardarda kaydetmişlerdi. O kaset hâlâ durur bende. En kral yeni nesil medya ortamı gelse eline su dökemez. Ben bunu hatırlamıyorum ama; söylediklerine göre saatlerce Dağlar Dağlar dinlermişim. O zaman kulaklık falan yok; tek kaset çalarlı bir teyp var. Ve ben paso Dağlar Dağlar dinliyorum. Şarkı yıllarca annemin rüyasına girmiş :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUgBy4UZFII/AAAAAAAABd8/si9TCb4_Q80/s1600/GrundigC6000.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUgBy4UZFII/AAAAAAAABd8/si9TCb4_Q80/s1600/GrundigC6000.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Yastık niyetine kullandığım Grundig C6000 Kasetçalar&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında; göreceli olarak daha net hatırladığım dönemler var sırada. Annem Cem Karaca, 3 Hürel, Moğollar, Erkin Koray ve Barış Manço şarkılarını doldurmuş bir 90'lık kasete. İşte Hendek İşte Deve, Ay Osman, Binboğa'nın Kızı'nı dinleyip duruyorum. Bu şarkıların her birinin bir hikayesi var. Hepsinin sözleri Anadolu'nun efsanelerinden alınmış; müzikler desen keza öyle... Mercimek kadar kafada ne sahneler, ne restleşmeler, ne aşklar dönüyor. Barış Manço söyledikçe ben klip çekiyorum. Erkin Koray'ı anlamıyorum o zamanlar. Cem Karaca'dan ise korkuyorum :) Cem Karaca'yı düşündüğümde aklıma gelen soğuk bir &lt;b&gt;&lt;i&gt;"DEVLET"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; imajı vardı kafamda... Bu eşleşmeyi o yaşta nasıl yaptığımı bile bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern müzik tacirlerinin, Sözlük bebelerinin ve kendini "bilirkişi" ilan eden ideolojik matkapların iddiasıdır hep; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Barış Manço'nun şarkıları basit"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; derler. Buna dayanak olarak sundukları şey de şudur; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Barış Manço'yu en çok çocuklar sever."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Ben de bunu çok düşündüm. Acaba Barış Manço'nun diğerleri arasından sıyrılmasına neden olan şey; -orijinal imajı dışında- akılda kalan, popüler müzik kurallarıyla yazılmış basit şarkıları mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Manço'nun şarkıları basit değil, sadedir. Avrupa'da peşinden koştuğu zengin ve cesur deneysellik ile Anadolu'nun sade büyüsünü birleştirmiştir. Her şarkısında bir hikaye anlatır. Her şarkısında akılda kalacak bir söz söyler. Barış Manço'nun şarkıları masalların arasına müzik serpiştiren, hikayelerin özüne ses veren bir biçimdedir. Misal bir Hal Hal'ı, bir İşte Hendek İşte Deve'yi, bir Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'yı dinlerken; o hikayenin Soundtrack'ini dinliyormuş gibi hissedersiniz. Çocuklara hitap eden özelliği budur Barış Manço'nun. Başka bir sanatçının çocuklar için bestelediği şarkılar efsane olmaz ama (Örn: Kayahan) Barış Manço'nun ilan-ı aşk edemediği sevgilisi için bestelediği Domates Biber Patlıcan; tüm çocukların ağzına pelesenk olur. Bir yetişkin her türlü kaygıyla sevmediği birşeyi zorla sevebilir ama bir çocuğa sevmediği birşeyi zorla sevdiremezsiniz. O yüzden Barış Manço'ya duyulan sevgi, en cool müzik adamları için bir meta şeklinde pazarlanan sevginin fersah fersah ötesindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii Barış Manço'yu tek başına ele almak mümkün değil; ardında koskoca bir Kurtalan Ekspres gerçeği var. Ama bu Ekspres'in lokomotifi her zaman Barış Manço'nun renkli kişiliği olmuştur. Müziğine yansıyan sevecenliği, merakı, enerjisi ve mütevaziliği Barış Manço'yu senfoni besteleyen dehaların ötesine taşımıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar kişisel mecralara dönecek olursak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karışık 90'lık kasetten sonra hatırladığım şey; yine bir başka 60'lık kasettir. Barış Manço'nun deliler gibi dinlediğim, tutkun olduğum, kişiliğimi yönlendiren, içimdeki anlamlı duyguları ilk kez yeşerten muazam şarkıları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yüzde Dönence'nin köklerini besleyen; babamın ilk profesyonel müzik aleti &lt;b&gt;&lt;i&gt;Korg 700s Synthesizer'&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;ın evimize girmesine neden olan &lt;b&gt;2023&lt;/b&gt; parçası. 1975'te çıkan albümüne adını veren bu parça; benim ben olmama neden olan ilk Barış Manço şarkısıdır. Sonra İkinci yolculuk (&lt;b&gt;2024&lt;/b&gt;) gelir. Babamın bunun piyano melodisini çaldığını anımsarım. Son sırada ise en net anılara sahip olduğum, ve en sevdiğim Barış Manço şarkılarından biri var; &lt;b&gt;2025&lt;/b&gt;. Bu şarkıyla ilgili anılarımı anlatsam, bana gülersiniz. Ama madem konu Barış Manço; o zaman iki çocuğun dünyasına bugün bile gülümseyebildikleri bir hatıra ekleyen 2025'in hikayesini anlatmasam olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" class="youtube-player" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/nkN7IoQ6ITc" title="YouTube video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Cihangir'den Fıstıkağacı'na taşınmıştık. (İlkokula yeni başladığım dönemler...) Aynı apartmanda benden 3 yaş küçük, Cansu diye bir arkadaşım vardı. Babamın çocukluk arkadaşının kızı... Bize geldiğinde sürekli Barış Manço kasetlerini dinlerdik. Çünkü ben ona bu şarkılarla beraber bilim-kurgu hikayeleri anlatırdım. Bir-iki sene evvel kendisiyle buluştuğumuzda benim yüzümden bu şarkıdan ve Barış Manço'dan yıllarca ürktüğünü söyledi :) Ona Üsküdar'daki Fethi Paşa Korusu'na uzaylıların indiğini; Batman'in uzaylıları kovaladığını ve bu seslerin o sırada çekildiğini anlatmışım :)))) (Muhtemelen o sıralarda izlediğim E.T. ve Batman filmlerinin etkisinde kalmışımdır.) Şimdiki kafamla dinlediğimde bakıyorum da; şarkının başındaki sesler harbiden bir çocuğu altına sıçırtmak için, ya da kafasından hikaye uydurması için yeter de artar bile :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde eski bir Roland E-86'da bu şarkının başındaki enteresan Snyth kaosunu yaratmaya çalıştım. O aleti bilenler; ses bankasında nerelere bulaştığımı hemen anlamıştır :) Bir dahaki sefere yaptığım denemeleri kaydetmeyi düşünüyorum, sizinle de paylaşırım. (Barış Manço bunları &amp;nbsp;Roland SH3A ile yapmış; yıl 1981. Bu albümün 1991 edisyonu var şu an bende.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Manço'nun diğer albümleri ve şarkıları ile de yüzlerce anım var. 24 Ayar, Değmesin Yağlı Boya, Sahibinden İhtiyaçtan... Ama en sevdiğin albümü hangisidir? diye soracak olursanız 2025'i de içinde bulunduran &lt;b&gt;&lt;i&gt;Sözüm Meclisten Dışarı'&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;dır. O albümdeki her şarkının yeri ayrıdır bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adem Oğlu Kızgın Fırın Havva Kızı Mercimek, Ali Yazar Veli Bozar, Arkadaşım Eşek, Gül Pembe, Hamburger, Alla Beni Pulla Beni, Ce Sera Le Temps, Hal Hal, Dönence ve Sözüm Meclisten Dışarı. (1991 versiyonunda bu şarkının adı CACIK olarak geçiyor; ben de hep öyle anmışımdır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl yazmaya kalksam, benim doğumumdan onun ölümüne, sayfalarca sürecek anektodum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Bayram, Dört Kapı, Söyle Zalım Sultan, Lahburger, La Casa Della Mamma Tulipano, Mahkum, Abbas Yolcu, S.O.S. Aman Hocam, Düriye, Olmaya Devlet Cihanda, Osman, Al Beni, Kol Düğmeleri, Can Bedenden Çıkmayınca, Hayır gibi adını anmadığım, her birinde gizli bir dünya yatan şarkıları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 yaşındayken köpek gibi ezberlediği halde, bugün büyüdüğü için götü kalkanların dalga geçtiği bir AYI var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül Bebeğim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyasyon gibi delip geçen, bünyeye girdikten sonra eskisi gibi kalmaya müsade etmeyen bir "Senden Öte, Benden Ziyade" var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne şanlıyız ki müzik tarihimizde Barış Manço diye bir adam var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Bu öykü böyle gider başı sonu bilinmez&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Bilinen şeyler ise her zaman söylenmez&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Rakı da bir ayran da bir içmesini bilene&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Şapta bir şekerde bir tokum diyene&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Şalda bir çuha da bir giymesini bilene&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;10 Puan 10 Puan 10 Puan!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-8242010390017091444?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/8242010390017091444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/dunyay-dolas-benzeri-yoktur-bars-manco.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8242010390017091444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8242010390017091444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/02/dunyay-dolas-benzeri-yoktur-bars-manco.html' title='Dünyayı Dolaş Benzeri Yoktur: Barış Manço'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUgFAi4EwRI/AAAAAAAABeA/18cgV2To39U/s72-c/Bm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-462836457814926114</id><published>2011-01-30T20:08:00.002+02:00</published><updated>2011-01-30T20:14:31.876+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Processing'/><title type='text'>The Solar Processing</title><content type='html'>Siz bilmiyorsunuz ama ben mükemmeli arıyorum. Bu arayışım tüketici gazetesine verdiğim şu ilanla vücut buldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Gerçek Hürrem benim. Sülüman'ımı arıyorum. Ola ki vardır bir ihtimal; bana sevdacü olduğunu izah edecek biri "Sülüman benim!" desin. Eğer yalansa sözü ferc-i lebine duhûl edilsin.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Badiye olmuş gönlüm; bir sepidedenin tevellüdünü bekler. Eğer gerçek Sülüman sensen; Hürrem'in filhal seni bekler :)&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Geri dönüşler yoğun; fakat ihtimaller zayıf. O yüzden mükemmelliğin gerçek tanımına sağlam bir dönüş yaparak; beni en iyi anlayan şeye... yapay zekaya verdim kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vimeo'da şöyle bir şeye rastladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/658158" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/658158"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Goldfrapp'i çok severim; ama tüm diskografisi ile bir havletimiz olmamıştı. En kısa sürede gerçekleştirmeyi planladığım başlıca şeylerden biri de Goldfrapp seansları artık. Ama konumuz bu değil. Konumuz bu mükemmel müziğe (Lovely Head) olabilecek en güzel eşliklerden birini sağlayan Processing teknolojisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUWn5UV7LpI/AAAAAAAABdw/qOUD1WQtMBo/s1600/uclaSmall_01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="280" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUWn5UV7LpI/AAAAAAAABdw/qOUD1WQtMBo/s400/uclaSmall_01.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.flight404.com/blog/"&gt;Kaynak: Flight404&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şarkının güzelliğinden kendimi alabildiğim ilk anda fark ettim; "Made with Processing" yazıyordu. İlk başta klasik ARV (audio responsive visuals) pluginlerinden biri ile yapıldığını düşündüm. Ama bunu standart ARV'lerden ayıran en önemli şey; sözlerin de şarkının akışına uygun olarak hareket etmesiydi. Bunu After Effects vb. programlarla tek tek uğraşarak yapabilirsiniz; ama mesele bu değil. Mesele Frame / Sample Rate, Beat / Vocal ve Lyrics datalarını birer değişken olarak tanımlayıp; bu görselliği otomatik olarak sağlayabilmek. İşte Processing'in ne olduğunu da bu noktada öğrendim.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUWoLBqhxhI/AAAAAAAABd0/BKtzEeLBl4w/s1600/uclaSmall_02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunu yeni öğreniyorum fakat; bu güzellik tam 3 sene önce yapılmış. Winamp'ta, Media Player'da hergün karşılaştığınız için çok etkileyici gelmeyebilir; ama benzer bir "motion graphics" çıktısı elde edebilmek için saatlerce uğraşan, o plug-inden bu plug-in'e koşan biri için çok anlamlı gerçekten... Processing ile 30-40 satır kod yazarak saatlerce emekten, sıkıntıdan, dertten tasarruf edebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda önemli araştırmalar yapıp, birşeyler öğrenmeyi planlıyorum. Bu işi 3 sene önce başaran adamın UCLA başvurusu için yaptığı şeyleri görünce, mutluluktan ağzım kulaklarıma vardı diyebilirim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/646107" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/646107"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Tek başına The Fountain filmi gibi :)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojinin bugün geldiği noktada görselliği real-time olarak işleyebiliyorsunuz. Direk olarak sesinizden, vurgularınızdan hatta nefes alışverişinizden bile etkilenebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/7578615" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/7578615"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1995'te Hackers filmi ile hayatımıza giren; daha sonra Transformers'ta görüp saçma dediğimiz şeyler birebir olarak gerçek olmuş be... Sesi, müziği, ritmi sadece programlama kullanarak görsel paternlere dönüştürebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu büyük ve muhteşem dünyaya küçücük bir bakış atan bu yazıyı şu sözle bitirmek istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;We are the coolest machines!&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla bilgi için &lt;a href="http://processing.org/"&gt;Processing&lt;/a&gt;'in web sitesini araştırın. Ben öyle yapmaya başladım bile :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-462836457814926114?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/462836457814926114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/solar-beauity.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/462836457814926114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/462836457814926114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/solar-beauity.html' title='The Solar Processing'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUWn5UV7LpI/AAAAAAAABdw/qOUD1WQtMBo/s72-c/uclaSmall_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-5577350952765398985</id><published>2011-01-27T21:22:00.001+02:00</published><updated>2011-05-30T14:44:26.750+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Durup Dururken Adamın İçine Oturan Şarkılar Listesinde 1 Numara</title><content type='html'>Azam Ali - In Other Worlds&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" class="youtube-player" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/MyVChCmiOZA" title="YouTube video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-5577350952765398985?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/5577350952765398985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/durup-dururken-adamn-icine-oturan.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5577350952765398985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5577350952765398985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/durup-dururken-adamn-icine-oturan.html' title='Durup Dururken Adamın İçine Oturan Şarkılar Listesinde 1 Numara'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/MyVChCmiOZA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3497974419532816954</id><published>2011-01-27T14:23:00.004+02:00</published><updated>2011-05-30T14:44:44.008+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Previously Off Post</title><content type='html'>Çoktandır yazamıyorum ya. Yine çok yoğunum. Öyle bir yoğunluk düşünün ki &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Yoğum ben yoğum"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; esprisine gülecek adamın işini bile Cuma'ya yetiştirmeye çalışıyorum. Ekmek parası mı dersin; Konya-Şebinkarahisar arası Viper seferleri mi dersin, ne dersen de. Ama bildiğin yoğunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUFi148bGcI/AAAAAAAABdo/Ogn6oMSfMVc/s1600/Sean+Connery.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUFi148bGcI/AAAAAAAABdo/Ogn6oMSfMVc/s1600/Sean+Connery.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Bu bir Sean Connery'dir. Bu dünyada herşeyin mümkün olduğunun göstergesidir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Normal şartlar altında nihai hedefim &lt;b&gt;&lt;i&gt;Oscar® adaylıkları&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&lt;i&gt;PSP2&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Cape&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; vs. hakkında bir yazı yazmak olurdu; ama şartlarım hiç normal değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ali Erbil olsaydım "&lt;b&gt;&lt;i&gt;Sürmenaj oldum"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; derdim; ama Mehmet Ali Erbil falan değilim. O da en son gördüğümde TNT'nin yeni ID'leri ışığında bir takım adamlara, bir takım kadınların etini-butunu elletiyordu. Yani ileri seviye bir Sürmenaj'a çevirmiş, bünyesine tamiri mümkün olmayan bir illetin etkisi ârız olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu üzüntüye, derde bir çare olsun diye kalktım, doktora gittim. Kendisi uzman doktor. Bana "sende Duygu-Durum Bozukluğu ®" var dedi. &lt;b&gt;&lt;i&gt;"O ne lan?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; dedim, anlattı birşeyler. Ben de &lt;b&gt;&lt;i&gt;"lan bırak duyguyu durumu, evrenimdeki time-space continuum bile bozuk"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; dedim, olan seans ücretine yansıyan boşa geçirilmiş dakikalara oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baktım uzman doktor çirkeeeefleşiyor, hemen çamura yattım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;"Sizin de teşhis ettiğiniz üzere; durumumuz çok bozuk. Benden seans ücreti almasanız olur mu?"&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Çok duygulandığını belli etmesine rağmen, teklifimi derhal reddetti. Zaten bu aralar ya terk ediliyorum, ya reddediliyorum. Ama kişisel bütünlüğüm öyle bir seviyedeki; &lt;b&gt;&lt;i&gt;T&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;otal Recall'daki döner başlıklı devasa delgeç&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; bile gelse, zerre etki edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUFjjrts_DI/AAAAAAAABds/P09Yz23HvDc/s1600/TRecall.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="193" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUFjjrts_DI/AAAAAAAABds/P09Yz23HvDc/s400/TRecall.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Neyse... Sonra eve geldim. Açtım yine &lt;b&gt;&lt;i&gt;"uzay boşluğunda bile ses çıkarmayı başaran kompresör" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;seviyesinde bir gürültü üreten köhne bilgisayarımı, çalışmaya başladım. Ama birden ne hissedeyim? Sürekli küfretmek istiyorum. Kafamın içinde birisi sayıklayıp duruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;"A.ını s.keyim!&amp;nbsp;A.ını s.keyim!&amp;nbsp;A.ını s.keyim! Aaaaaaaaaaaaaaaa....ını s.....keyimmmmm!!!"&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Nasıl çaresiz, nasıl sinir bozucu. &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Arkaplanda fön makinası sesi olmadan uyuyamayan Mustafa Sandal"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; başlıklı şehir efsanesine bile kafa tutacak kadar iddialı bir durum. Susmuyor arkadaşım, ne yapsam susmuyor. Varsa yoksa kafamın içinde dönen replik şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;A.ını s.keyim!&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ben de hemen açtım Google'ı, durumumu özetleyen birkaç satır girdim. Çıkan galonlarca datalık porno külliyatından sıyrılıp işin özüne indiğimde öğrendiğim şey şu oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;Amınski isimli Romen oyuncu, kafamla 1 senelik sözleşme imzalamış.&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Tüm mesele bundanmış. Kafamdaki coşkulu kalabalık; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Amınski! Amınski!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye bağırıyormuş. Patlayan flaşların hedefi olmadan; olay yerinden uzaklaştım. Şu yazıyı, kafamdan uzak bir yerden yazıyorum. O yüzden &lt;b&gt;sıçk-ı lisan saçtıysam &lt;/b&gt;vah bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca sonsuz bir döngüye kitlendim. Hani şu ünlü söz varya; "Bırak, gitsin. Geri dönerse senindir, geri dönmezse hiç senin olmamıştır" şeklinde olan söz. O söze kafam girsin. Eğer duygularımı &lt;b&gt;&lt;i&gt;"SixPack" görürüz umuduyla arşınladığımız California plajlarında, yağlı latinolardan başka birşey göremeyişimiz&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kadar önemli bir hayal kırıklığına denk bir formatla yaşayacaksam; ortaokulda aldığımız Milli Güvenlik dersinin ne önemi kaldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer &lt;b&gt;&lt;i&gt;Boomerang sevgiliyi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; bekleyeceksek ömrümüzün sonuna kadar; Leman'ın cool zamanlarında arka sayfa güzeli olarak sözleşme yapılan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Mokar Hastası Nihan&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'la ne diye dalga geçtik? &lt;a href="http://www.itusozluk.com/gorseller/mokar+hastas%FD+nihan/90038"&gt;[CAPS isteyenler buraya]&lt;/a&gt; - İlk bölümdeki Boomerang'a odaklanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerimi tescilli bir mallıkla bitirmek istiyorum; siz de lütfen hakkını verin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivgilim! ♥&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yine işe dönüyorum, hepsi mübarek bir Cuma'ya yetişecek :) Haftaya 31 Ipad'ten vücuda gelmiş modern Gılgamış prequel'i Kılkamış'tan bahsedeceğim. O zamana kadar Stay Tuned.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3497974419532816954?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3497974419532816954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/previously-off-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3497974419532816954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3497974419532816954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/previously-off-post.html' title='Previously Off Post'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TUFi148bGcI/AAAAAAAABdo/Ogn6oMSfMVc/s72-c/Sean+Connery.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8040641986817724347</id><published>2011-01-19T20:46:00.001+02:00</published><updated>2011-05-30T14:44:56.612+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3D'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Son Zamanlarda İzlediğim En İyi Kısa Film / Animasyon</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcw0AGYuOI/AAAAAAAABdE/0SwA3HJbl3E/s1600/Hezarfen.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="248" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcw0AGYuOI/AAAAAAAABdE/0SwA3HJbl3E/s400/Hezarfen.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Hezarfen!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimdeki animasyon aşkını, tasarım aşkını yeniden canlandırdı. Öyle söyleyeyim :) Siz izleyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="225" width="400"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=18855836&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=1&amp;amp;color=00ADEF&amp;amp;fullscreen=1&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;loop=0" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=18855836&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=1&amp;amp;color=00ADEF&amp;amp;fullscreen=1&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;loop=0" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/18855836"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Daha Fazla Bilgi İçin:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.hezarfen-themovie.com/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-8040641986817724347?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/8040641986817724347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/son-zamanlarda-izledigim-en-iyi-ksa.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8040641986817724347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8040641986817724347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/son-zamanlarda-izledigim-en-iyi-ksa.html' title='Son Zamanlarda İzlediğim En İyi Kısa Film / Animasyon'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcw0AGYuOI/AAAAAAAABdE/0SwA3HJbl3E/s72-c/Hezarfen.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6321243048116855893</id><published>2011-01-19T18:03:00.002+02:00</published><updated>2011-05-30T15:16:43.616+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Romantik Komedi ve Kötü Film Haftası</title><content type='html'>Kendimi işe vermediğim zamanlarda, düşünme, dertlenme ve tasalanma oranımı hatrı sayılır bir miktarda düşürmek için başvurduğum iki yöntem var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyumak ve "&lt;b&gt;&lt;i&gt;Romantik Komedi &amp;amp; Kötü Film&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;" seyretmek. (Kötü film derken; &lt;i&gt;kendini ciddiye almayan film&lt;/i&gt; olarak tarif etmek belki daha uygun olur.) Bu hafta da bir yandan Laptop'ta çalışırken diğer yandan film izlemeyi denedim. Sonuçlar beklediğimden iyi çıktı; o yüzden de burada paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İzlediğim İlk Film: The Break-Up&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu film romantik komedi formatında başlayıp, realistik fail moduna dönüştüğü için; aşk acısı çeken, hayata umutla tutunmaya çalışan ya da nefret duyguları ile geçmişinden intikam almaya and içen gençler için uygun değil. Tam tersine yaptığınız hataları yüzünüze vuran, herkesin başına gelebilecek şeyleri, herkesin anlayabileceği bir sıradanlıkla anlatan film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKYcG2H5I/AAAAAAAABcs/JLRSs8Sf54A/s1600/Vince_Vaughn_in_The_Break_Up_Wallpaper_6_1280.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKYcG2H5I/AAAAAAAABcs/JLRSs8Sf54A/s400/Vince_Vaughn_in_The_Break_Up_Wallpaper_6_1280.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Başrollerinde Jennifer Aniston'ın Brad Pitt'in acısını dağlamak için kullandığı Vince Vaughn ve Aniston'ın kendisi oynuyor. Aniston'ın Bruce Almighty'deki Grace'ten hiçbir farkı yok. Hatta Friends / Rachel hissi de hayatının sonuna kadar olacağı gibi; filmin belli bölümlerinde etkisini gösteriyor. 2006 yapımı, 5.8'lik (IMDB) binlerce benzeri olan sıradan bir film. Hayatıma kattığı en önemli şey Condo kelimesi ve Morgage ödemek için aklını yitirenlere "Condomiman" denmesinin ilişkisini öğretmek oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;[SPOILER]&lt;/b&gt; Filmin kişisel bir özdeşlik kurabilmek açısından bana fırsat tandığı en önemli yer Gary Grobowski'nin işlerini büyütmesi oldu. Bunun için finale kadar beklemek zorunda olmak biraz sıkıcı olsa da; kaybettiklerinin ardından hayata devam edebiliyor olmak; klişe bir son olsa bile mutluluk verici. İzlediğim için pişman değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Charlie's Angels 2&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;McG'nin kariyerine nokta koyması gereken filmi Charlie's Angels 2: Full Throttle. Zaten üç güzel kız, silahlar ve esprilerle yapabilecek en boş filmi yapıp 20M$ zarar etmeyi başardığı halde; Terminator SAGA'sının içine sıçmak için görevlendirilebilecek tek kişi de kendisiydi bu dünyada... (Film için 50 tane artist resmen McG'ye kıyak geçmiş bir de: Bruce Willis, Robert Patrick, Oslen Twins vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKgVShm2I/AAAAAAAABcw/akJsgk6RqNg/s1600/253.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="255" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKgVShm2I/AAAAAAAABcw/akJsgk6RqNg/s400/253.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonucun kötülüğüne rağmen bugüne kadar rahat 10 kere izlemişimdir ve eminim 10 kere daha izlerim. Dövüş sahneleri çok hoşuma gidiyor. Ayrıca itiraf etmeliyim ki &lt;b&gt;Demi Moore&lt;/b&gt;'un filmdeki tarzına da hasta oluyorum. Eğer dünya sanal bir gerçeklik olsaydı ve kodlarla kafamıza göre oynayabilseydik; yapacağım ilk iş Golden Baretta'ları elime alıp &lt;i&gt;&lt;b&gt;"I was never good, I was great!"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; demek olurdu. Kime diyecektim onu, o bir muamma gerçi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi tekrar izlemenin bana kattığı şey de; bu seferlik &lt;b&gt;Shia LaBeouf&lt;/b&gt;'u ilk görüşte tanıyabilmek oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ghost Of Girlfrends Past&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldığı 5,7'lik notu bile hak etmeyen, gereğinden fazla uzun, sıkıcı, sinir bozucu bir film bu. Alias'tan sonra kendini resmen harcayan &lt;b&gt;Jennifer Garner&lt;/b&gt; için katladım. (Kızın &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Kingdom&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;&lt;i&gt;Juno&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; dışında doğru dürüst tek bir filmi bile olmadı gibi birşey. Gerçi 13 Going 30 ve Catch and Release'i severim ben.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKo0n6hOI/AAAAAAAABc0/BFct2X6TWm0/s1600/2009_ghost_of_girlfriends_past_016.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKo0n6hOI/AAAAAAAABc0/BFct2X6TWm0/s1600/2009_ghost_of_girlfriends_past_016.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Michael Douglas'ın Uncle Wayne rolünde kendini canlandırması hariç; hiçbir eğlenceli tarafı olmayan, abartılı ve yüzeysel bir film. Sakın &lt;i&gt;"romantik komedi izleyeyim de; önce ağlayayım, sonra moralim -eskisinden bile daha iyi- yerine gelsin!"&lt;/i&gt; diye düşünüp de vakit kaybetmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Julie &amp;amp; Julia&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmdeki performansı ile &lt;b&gt;Altın Küre&lt;/b&gt; almış; evet. &lt;b&gt;&lt;i&gt;"En iyi oyuncu kim?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye sorulduğunda &lt;b&gt;&lt;i&gt;Al Pacino&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kadar sık anımsanan bir isim; evet. Sevmeyeni dövüyorlar; evet. Ama filmin sonuna kadar &lt;b&gt;&lt;i&gt;Merly Streep&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'e ve parodiye dönen oyunculuğuna zor katlandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKvTVXN7I/AAAAAAAABc4/COC9ymBjYf0/s1600/FilmLead_Julie_Julia_DavidGiesbrecht-570.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKvTVXN7I/AAAAAAAABc4/COC9ymBjYf0/s1600/FilmLead_Julie_Julia_DavidGiesbrecht-570.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Julia Child'ı &lt;a href="http://cafefernando.com/turkce/"&gt;Cafe Fernando&lt;/a&gt;'dan biliyorum. Adam ilham kaynağı, eşsiz yetenek ve dünyanın en doğal dahilerinden biri olarak Julia Child'ı bize çok önceden tanıttı. Bir iki videosunu izledim; Merly Streep'in olur dediği kadar enteresan bir kişiliği olduğunu da kabul ediyorum. Ama sinir bozucu arkadaşım. Bildiğin sinirlerim bozuldu izlerken. O abartılı mimikleri, kahkaları ve saçma sapan mırıldanmaları yüzünden tokatlayasım falan geldi. O yüzden ben &lt;b&gt;Steven Seagal&lt;/b&gt; veya &lt;b&gt;Chuck Norris&lt;/b&gt; izlemeye mecburum. Odun gibi bir oyunculuk, belirli replikler ve bol bol ufuk çizgisi bakışı. Temiz, sıkıntısız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcLJ4FSIEI/AAAAAAAABdA/07Byt2yCuuc/s1600/steven-seagal-emotion-chart.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcLJ4FSIEI/AAAAAAAABdA/07Byt2yCuuc/s1600/steven-seagal-emotion-chart.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Filmin adını ve konusunu da daha önce duymuştum. Hatta bir arkadaşım bu hikayenin gerçek kahramanlarından biri olan Julie Powell'ın tatlı versiyonunu kendi blogunda yaşatıyor: &lt;a href="http://www.dunyaninenguzeltatlilari.blogspot.com/"&gt;Dünya'nın En Güzel Tatlıları.&lt;/a&gt; Gerçi kendisi ilham kaynağını tereyağı, krema ve çikolatayı bir Teksaslı gibi savuran &lt;b&gt;Julia Child&lt;/b&gt;'ı değil; daha paket bir ismi; &lt;b&gt;Martha Day&lt;/b&gt;'i ilham alarak bu işe girişmiş. Ama konsept olarak aşağı yukarı aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlerken acıktığım için iki kere mutfağa dadandım; hatta YemekSepeti'nden sipariş vermenin kıyısından döndüm. O yüzden tıpkı Türk dizileri gibi; açken izlenmemesi gerekir. (Türk dizilerini de ne zaman açsam ya biri silah çekiyor, ya ağlıyor ya da yemek masasındalar...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay Merly Streep hayatımı değiştirdi, ay mükemmel oyunculuk, ay bilmemne adamcıklarına da hasta oldum. Julia Child'ı izlerken zerre uyuz olmadım ama Merly Streep'in bu performansı yüzünden neredeyse 20'lik dişlerim çıkıyordu. (Sinirden çenemi sıkmaktan.) Neyse... Belki de sorun bendedir. Filmlerdeki uzun boylu ve aşırı neşeli tiplere dayanamıyorum. Bunun tek istisnası &lt;b&gt;Seinfeld&lt;/b&gt;'teki &lt;b&gt;Kramer&lt;/b&gt;'dır ve onun neşesi de, dizideki diğer kişiler için resmen keder verici olur :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcLCq3pzqI/AAAAAAAABc8/oZvRgraaCZQ/s1600/kramer01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcLCq3pzqI/AAAAAAAABc8/oZvRgraaCZQ/s1600/kramer01.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şimdi elimdeki işi de bitirdikten sonra &lt;b&gt;The Cape'&lt;/b&gt;in 3.cü bölümünü izleyeceğim ve sonra başka bir arkadaşımın ödevini yapmak üzere yine bilgisayar başına döneceğim. (Vakit kalırsa hemen bölüm değerlendirmesi de yazabilirim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamana kadar herkese bol bol kötü, ucuz ve eğlenceli filmlerle doğu saatler, günler, haftalar diliyorum. (Çok bi zaman yok bak arada, hemen başlayın!)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6321243048116855893?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6321243048116855893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/romantik-komedi-ve-kotu-film-haftas.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6321243048116855893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6321243048116855893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/romantik-komedi-ve-kotu-film-haftas.html' title='Romantik Komedi ve Kötü Film Haftası'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTcKYcG2H5I/AAAAAAAABcs/JLRSs8Sf54A/s72-c/Vince_Vaughn_in_The_Break_Up_Wallpaper_6_1280.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-6627114211944765426</id><published>2011-01-16T00:47:00.004+02:00</published><updated>2011-05-30T14:45:28.247+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Cape'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><title type='text'>The Cape S01E02 Tarot Bölüm Değerlendirmesi</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Not: Kafadan Spoiler içerir!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pilot bölümün incemelesini &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/cape-pilot-bolum-degerlendirmesi.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; yapmıştım. &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Tarot"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; isimli ikinci bölüm; pilot bölüme göre çok daha başarılı, seyri keyifli ve eğlenceli olmuş. Eğer prodüksiyon kalitesi ve diyaloglardaki derinlik doğru orantılı olarak artmaya devam ederse 1.ci sezonun ortalarına geldiğimizde, istikbale yönelik umut dolu hayallere dalabiliriz. (Summer Glau'lu bir dizinin 3.cü sezonu görmesi gibi...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTIjxNiF8hI/AAAAAAAABcg/KeoDqrfQoJg/s1600/james-frain-the-cape.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTIjxNiF8hI/AAAAAAAABcg/KeoDqrfQoJg/s400/james-frain-the-cape.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce ilk bölümde oldukça zayıf, yetersiz hatta kimi zaman gerzekçe triplere bürünün baba villain &lt;b&gt;Chess&lt;/b&gt;; karizmasını önemli ölçüde tazelemiş. Bölüm sonunda &lt;b&gt;&lt;i&gt;Cape&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'in yok olmasının ardından; işlerin kızışmasına yönelik verdiği tepki gerçekten güzeldi. Gülümseyişi sayesinde işleri kısa yoldan çözümlemekten değil; eşit seviyedeki rakipleriyle yapacağı müsabakalar sonucu galip gelmekten hoşlandığını daha iyi anlayabildik. Malum Chess ismindeki bir Evil'a da bu yaraşırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksiz yan karakterlere ayrılan süreyi azaltmaları ve işi Chess'in &lt;b&gt;&lt;i&gt;başlıca hedeflerine&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; (ve onları korumaya çalışan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Cape &amp;amp; Orwell&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; ikisine) ayırmaları oldukça yerinde olmuş. Zira bölümlerin ana yapısının da nasıl oluşacağı aşağı-yukarı belli oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Flemming'in yeni hedefi ve onu öldürmek üzere Tarot tarafından (ya da Ark kaynakları ile) görevlendirilen kötü karakter,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Vince Faraday'in Cape kimliğine bürünmek için yaptığı kişisel çalışmaların CV'sinde nasıl görüneceğini gözlemlemek,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Trip Faraday ve annesinin Faraday ismini şerefiyle yaşatma mücadelesi,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Max Malini, sirk ekibi ve Orwell yardımı ile önüne geçilmeye çalışılan suikastler,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Orwell ve Cape'in Vince Faraday kimliğine bulaştırılmayacak olan küçük flörtleri ve dar alanda paslaşmalar,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Orwell'ın kimliğini açığa çıkarma tehlikesi ile dolu talihsiz anların son dakika manevralarıyla atlatılması,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Cape &amp;amp; tek seferlik kötü karakter ya da Cape &amp;amp; Chess karşılaşmaları,&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Featuring karizması yüksek olan kötü karakterlerin 3-5 bölüm arayla yeniden belirmesi.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bu formülün çok daha distopik bir kurgu ve sağlam karakterlerle &lt;b&gt;Dark Angel&lt;/b&gt;'da işlendiğini gördük; o yüzden tutacağına eminim. (&lt;b&gt;&lt;i&gt;Orwell &amp;amp; Eyes Only benzerliği,&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;b&gt;&lt;i&gt;Max&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'in tıpkı &lt;b&gt;&lt;i&gt;Vince&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; gibi çeşitli sebeplerden ötürü kimliğini gizlemeye çalışması vb.) Bu noktada yaratıcı ekibin dikkat etmesi ve hatta özlellikle özen göstermesi gereken şey &lt;b&gt;&lt;i&gt;diyalogları daha sağlam yazmak.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Çünkü bir çizgi-roman'ın renkleri / çizgileri ne kadar önemliyse, espiriler, kurgu, tutarlılık ve yaratıcılık da o kadar önemlidir. Bu noktada pilot bölüm vasatın altında bir seyir izlemiş olsa da; ikinci bölümle birlikte minik umutların yeşermeye başladığını söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin en zayıf yanı hala oyunculuklar... Özellikle &lt;b&gt;&lt;i&gt;Ryan Wynott&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; (ki önemli karakterlerden biri olan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Trip Faraday&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'i canlandırıyor) uzun süredir hiçbir Amerikan yapımında görmediğim kadar kötü oynuyor. Bu adamlar çocuk oyuncu konusunda oldukça hassastır; nasıl böyle boktan bir seçim yapabilmişler hâlâ hayretler içersindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTIj8ULCCHI/AAAAAAAABck/05xOzSOFW0M/s1600/the-cape-20101117111232395_640w.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTIj8ULCCHI/AAAAAAAABck/05xOzSOFW0M/s320/the-cape-20101117111232395_640w.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bölümün en sağlam kısmı &lt;b&gt;&lt;i&gt;Cain&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; karakteriydi. Eğer gelip geçici sevdalar olsa bile her piyon karakter böyle renkli biçimde canlandırılır / oluşturulursa, dizinin seyir kalitesi ve ömrü uzar. Tabii ki birçok çizgi-romanda olduğu gibi &lt;b&gt;The Cape&lt;/b&gt;'te de muazzam bir gerçekçilik sağlamak ya da mantık örgüsünü kusursuz bir biçimde oluşturmak gibi bir kaygı yok. &lt;b&gt;&lt;i&gt;(Cape gökdelenin tepesinden düştüğü halde nasıl hayatta kaldı? Beş parasız olduğu halde nasıl kendi mekanını oldukça kısa bir sürede kız atabilecek hale getirdi? vb.)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&amp;nbsp; Bu noktada seyirci olarak gözetmemiz gerkeken şey; dizinin kendi evreni içinde tutarlı olması... Şimdilik bu yönde de önemli bir falso görmedik... ama henüz 2 bölüm oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin çizgi-roman dünyasına yaptığı en önemli göndermelerden biri; Cape'in kendi kıyafetini diktiği sahneydi. Bu sahneyi &lt;b&gt;&lt;i&gt;Spider Man&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'den &lt;b&gt;&lt;i&gt;Catwoman&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'a birçok ünlü karakterin &lt;i&gt;portfoliosunda&lt;/i&gt; gördük :) Eğer bunun gibi ufak / tefek göndermeleri daha sık yaparlarsa; çarşaf veya iç çamaşırı olarak çizgi-roman kullanan kitleyi daha iyi etkileyebileceklerini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Summer Glau'nun karanlık bir ara sokağın dumanlı dehlizleri arasından çıkarken Cameron'a benzemediğini kimse söyleyemez :) Kendimi bir an için &lt;b&gt;&lt;i&gt;Terminator: The Sarah Connor Chronicles&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; izliyormuş gibi hissettim; mükemmeldi :) Bu arada Orwell'ın kendini &lt;b&gt;&lt;i&gt;Anna Orlando&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; olarak tanıttığı bölümde, restaurant ambiyansını kuvvetlendirmek için bir klasik müzik eseri kullanmışlar. Dikkatlice dinlerseniz &lt;b&gt;&lt;i&gt;Bear McCreary&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'nin &lt;b&gt;&lt;i&gt;Battlestar Galactica&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'ya çaktığı selamı görebilirsiniz :) &lt;b&gt;(Season 1 Soundtrack - The Dinner Party)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Lafın özü:&lt;/b&gt; İkinci bölüm pilota göre daha başarılıydı. Kurguda da "Animated CBR" formatından biraz daha uzaklaşmışlar; şak - şuk plan atlamıyorlar. Daha doğal, daha güzel olmuş. 3. cü bölüm için Pazartesi'ni heyecanla bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Spoiler Bitti.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı da bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-6627114211944765426?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/6627114211944765426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/cape-s01e02-tarot-bolum-degerlendirmesi.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6627114211944765426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/6627114211944765426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/cape-s01e02-tarot-bolum-degerlendirmesi.html' title='The Cape S01E02 Tarot Bölüm Değerlendirmesi'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TTIjxNiF8hI/AAAAAAAABcg/KeoDqrfQoJg/s72-c/james-frain-the-cape.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-7030508035505919177</id><published>2011-01-14T01:31:00.003+02:00</published><updated>2011-05-30T14:46:21.684+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Bence X'e 10 Verelim</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Not: Bu yazı Türkiye'de erişim engeli bulunan Grooveshark linkleri içerir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize neler neler dinlettiler, efsaneler üstüne... Ama ben böyle mesut olmadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal bir &lt;b&gt;&lt;i&gt;Tool&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; örneği var; en az 10 kişi &lt;i&gt;"çok iyi grup hacı ya!"&lt;/i&gt; gazıyla bana dinletmeye çalıştı. Ne kadar dinlersem dinleyeyim, en ufak birşey hissetmiyorum adamların müziğine karşı...  1990 yılında California'nın Los Angeles kentinde kurulması dışında hiçbir özellikleri, ilgi alanlarım ve beğenilerimle çakışmıyor. Didindim resmen Tool furyasına katılmak için. Çok istedim Facebook'ta falan Tool şarkıları paylaşmak; fakat başaramadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten müzik konusunda enteresan zevklere sahibim. Herkesin beğendiği şeyleri pek beğenmem, kimsenin beğenmediği şeyleri beğenirim. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Tarkan&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'dan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Prodigy&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'e; &lt;b&gt;&lt;i&gt;Bear McCreary&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'den &lt;b&gt;&lt;i&gt;She Wants Revenge&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'e 50 bin farklı türde sevdiğim eser var. Hiçbir zaman dinlediklerimden utanmadım, herkes dinliyor diye de dinlemedim. Hatta "ne kadar az kişi dinlerse; o kadar iyi müziktir" inanışından da pek hazetmem. Playlist'ini çok sık değiştiren bir insan değilim; genelde dinlediğim tür ve kişiler / gruplar bellidir. Özellikle sözlü müziğe pek dayanamadığım için; &lt;i&gt;- Tutorial izlerken bile benim için sorun oluyor - &lt;/i&gt;çok büyük ölçüde &lt;b&gt;Soundtrack / Score&lt;/b&gt; dinliyorum. O yüzden kitleler tarafından coşkuyla karşılanan, paylaşılan, Last FM profillerine çivilenen grupları falan pek bilmiyorum. Dolayısıyla &lt;b&gt;IamX &lt;/b&gt;oldukça geç keşfettiğim bir grup oldu. (Bu sabah) Ama müziklerini o kadar çok sevdim ki; hemen paylaşmak istedim. &lt;b&gt;Dinlemeyen kalmasın!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS-HmFiSxZI/AAAAAAAABcU/QeS14qf3KIw/s1600/Iamx.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS-HmFiSxZI/AAAAAAAABcU/QeS14qf3KIw/s320/Iamx.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda IamX'e "az biraz yakın" dinlediğim tek şarkı Muse'un &lt;b&gt;&lt;i&gt;Undisclosed Desires &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;parçası oldu. (Gerçi aylardır dinliyorum bunu...) Grubun son zamanlardaki tarzı kronik Muse'culara çok "pop" geliyor belki ama; ben son albümlerini bayağı seviyorum. Ama IamX Muse'la bile karşılaştırıldığında kafadan &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Instant Classic"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kategorisine giriyor. Sabahtan beri tutuldum; başka birşey dinlemek istemiyorum. Aslında özel hayatımdaki bazı &lt;strike&gt;boksul &lt;/strike&gt;gelişmeler yüzünden falan moralim bozuk ama; adamların parçaları bana enerji veriyor. Belki normalde olsa şu an şu yazıyı yazmaya mecalim bile olmaz; ama &lt;b&gt;&lt;i&gt;Kingdom Of Welcome Addiction&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; sayesinde sayfalarca yazmak istiyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bu grubu bana Volkan (MaximReality) önerdi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;; o yüzden kendisine son derece &lt;b&gt;müteşekkirim&lt;/b&gt; :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlediğim kadarıyla en sevdiğim şarkılar şunlar oldu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;Kingdom Of Welcome Addiction&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="40" width="250"&gt; &lt;param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" /&gt;&lt;param name="wmode" value="window" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344882&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" /&gt;&lt;embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344882&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;My Secret Friend&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="40" width="250"&gt; &lt;param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" /&gt;&lt;param name="wmode" value="window" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344885&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" /&gt;&lt;embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344885&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;Nature Of Inviting&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="40" width="250"&gt; &lt;param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" /&gt;&lt;param name="wmode" value="window" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344889&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" /&gt;&lt;embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344889&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;Spit It Out&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="40" width="250"&gt; &lt;param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" /&gt;&lt;param name="wmode" value="window" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344891&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" /&gt;&lt;embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344891&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Daft Punk ve Tron: Legacy Soundtrack&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS-J_jqA6pI/AAAAAAAABcY/AeEM_i1JTIk/s1600/tron-legacy-poster.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS-J_jqA6pI/AAAAAAAABcY/AeEM_i1JTIk/s400/tron-legacy-poster.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir de Daft Punk'ın harikalar yarattığı Tron: Legacy Soundtrack'inden bahsetmek istiyorum. (Ne yapın edin; Special Edition'ını edinin.) Daft Punk'ı bir çoğumuz Harder, Better, Faster, Stronger isimli muazzam eseriyle tanıdık. Hala bu şarkıdaki gitar solosu gibi icra edilen vokal benzeri birşey dinlemedim, feci seviyorum. O yüzden Tron Soundtrack'i için Daft Punk'ın adı geçtiğinde çok heyecanlanmıştım. Neyse ki beni hayal kırıklığına uğratmadılar. Filmi henüz izlemedim ve özellikle hiçbir eleştiri / değerlendirme okumadım ki; Şubat geldiğinde sinemada izleyebileyim. Ama &lt;b&gt;&lt;i&gt;Adagio For Tron&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'u duyduktan sonra Soundtrack'ini dinlememem imkansızdı. Yani neredeyse ağlatacak bu parça beni, o kadar etkileyici, o kadar dokunaklı, o kadar mükemmel bir eser. (2:20'den sonra coşmaya başlayan yapısını Beethoven'ın 7.ci Senfoni'sinin ikinci bölümüne benzetiyorum.) Ama tüm Soundtrack'i bu parçayla özetlemek doğru olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soundtrack'in genelinde aynı melodik yapı üzerinden giden varyasyonlar kullanmışlar. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Encom Part I&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'de çok temiz bir şekilde dinleyebildiğimiz melodi; parçaların hemen hemen tümünde yer alıyor. Ben bu melodiyi biraz Transformers Soundtrack'indeki &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Deciphering The Signal" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;parçasına benzettim. (Ki Steve Jablonsky'nin en sevdiğim çalışmalarından biridir.) Ama kesinlikle çalıntı olduğunu falan ima etmiyorum; sadece tarz olarak benziyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;The Son Of Flynn&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'ı dinlerken &lt;b&gt;&lt;i&gt;Neşe Karaböcek&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'ten "&lt;b&gt;&lt;i&gt;Deli Dere&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;" dinliyormuşum gibi hislere kapıldım. Bu da benim manyaklığım aslında; birbirinden son derece farklı, dönemsel paydaşlığı bile bulunmayan eserler arasında garip benzerlikler yakalıyorum. Deli Dere'nin elektronik ortamda varlığına henüz rastlayamadım ama; evdeki kasetini bulursam; bir kısmını mutlaka MP3'e çevirip bilimum yerlerde paylaşacağım :) (Kendisi en eski Ambiance örneklerinden biri olabilir Türkiye'deki.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Rinzler&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; çok güzel. Bana biraz eski yıllardaki İmar Bankası reklamlarının müziğini anımsatıyor; ama çok sevdim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama favorimi mi soruyorsunuz? &lt;b&gt;&lt;i&gt;Rectifier&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="40" width="250"&gt; &lt;param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" /&gt;&lt;param name="wmode" value="window" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344894&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" /&gt;&lt;embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;amp;widgetID=23344894&amp;amp;style=metal&amp;amp;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Herhalde son zamanlardaki psikopatlaşma eğrim, grafiksel bir değerlendirme yaparsak 90 derece kadar dikleştiği için; şarkının yükselişe geçme şekli beni çıldırtıyor. Böyle gerim gerim, böyle intikam dolu, böyle kin dolu bir parça daha duymadım. Nasıl gaza getiriyor beni, nasıl köklüyor nefretimi, anlatamam. O V8 motorun ara-gazıyla yankılanan bir otopark ambiyansı yaratan yaylılar mı; hırlayan brass'lar mı dersiniz... Hangi birinden bahsedeyim? &lt;b&gt;&lt;i&gt;Çok güzel, çok !!!&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Eğer izin alabilirsem bunu Showreel'imde kullanmayı düşünüyorum. Evet 2011'de bir Showreel yapacağım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daft Punk'ın bundan önceki Soundtrack çalışması; yine çok sevdiğim ve hayatımı değiştiren filmlerden biri olan &lt;b&gt;&lt;i&gt;Gaspar Noé&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;''nin 2002 yapımı &lt;b&gt;&lt;i&gt;Irréversible&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'ı. (Hayatımı değiştirdi dediğimde, 2-3 hafta alt geçitlere girememiştim, o.) Zaten yapımcıların Daft Punk'ı seçmesine neden olan eser de &lt;b&gt;&lt;i&gt;Thomas Bangalter&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'in o aramaktan helak olduğumuz çılgın Score'larıymış. Hatta Noé &lt;b&gt;&lt;i&gt;Enter The Void&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; için yine Thomas Bangalter ile çalışmak istemiş; ama Tron yüzünden çalışamamışlar. (Bu arada Bear McCreary'nin de Dark Void Soundtrack'inde bu isimde bir eser var; ona da bayılırım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soundtrack'in senfonik kısımları 85 kişilik bir orkestra ile AIR Lyndhurst stüdyolarında kaydedilmiş. Beste aşamasında &lt;b&gt;&lt;i&gt;Max Steiner, Bernard Herrmann, John Carpenter, Vangelis &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;ve &lt;b&gt;&lt;i&gt;Maurice Jarre&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'dan ilham almışlar. Albüm ilk haftasında 200 albümlük Billboard listesinde 10 numaraya kadar yükselmiş ve toplamda &lt;i&gt;-yaklaşık-&lt;/i&gt; 240.000 satmış. Bence herkes orijinal olarak edinmeli bu albümü; korsana karşı değilim ama bazı eserlerin para harcanmaya değer olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tracklist; ıvır zıvır bilgiler vs. gibi şeyleri bir klasik olarak &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tron:_Legacy_(soundtrack)"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;'dan da okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikle dolu bu geceye; yarın çalışmak üzere erken kalkacağım için ara veriyorum. Sonra başka albümlere ve dinlemeyi sevdiğim şarkılara da uzun uzun değineceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-7030508035505919177?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/7030508035505919177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/bence-xe-10-verelim.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/7030508035505919177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/7030508035505919177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/bence-xe-10-verelim.html' title='Bence X&apos;e 10 Verelim'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS-HmFiSxZI/AAAAAAAABcU/QeS14qf3KIw/s72-c/Iamx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-5610054397835753573</id><published>2011-01-13T23:41:00.000+02:00</published><updated>2011-01-13T23:41:54.533+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>The Sci-Fi Chronicles Habertürk'te</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;a href="http://hepsidetay.blogspot.com/"&gt;Hepsi Detay&lt;/a&gt;'ın sahibi Ata İsmet Özçelik önerdi; Habertürk yazdı !!! :)&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS9xJbCNqsI/AAAAAAAABcM/5PVdIqqdCBE/s1600/Muhtesem_YuzyilHT.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS9xJbCNqsI/AAAAAAAABcM/5PVdIqqdCBE/s1600/Muhtesem_YuzyilHT.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Pazar günü benim için büyük bir sürpriz oldu. Habertürk'ün Editöryal bölümünde iki tane yazım yayınlanmış; biri &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/muhtesem-yuzyl-degerlendirdik-bizce.html"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Muhteşem Yüzyıl&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;, diğeri ise &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/twelve-monkeys-trivia-995.html"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;12 Maymun&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ata'ya blogumu önderdiği için çok teşekkür ediyorum; gerçekten 2011'in en güzel hediyesi oldu. Bu gelişmeden mütevellit sosyal medya işini de daha bir ciddiye aldım; bu konu ile ilgili sertifika programları ve seminerlere katılmayı düşünüyorum. Gelişmelerden sizi haberdar ederim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS9xQEGAfRI/AAAAAAAABcQ/9GqN9fKYvio/s1600/12Maymun_HT.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS9xQEGAfRI/AAAAAAAABcQ/9GqN9fKYvio/s1600/12Maymun_HT.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-5610054397835753573?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/5610054397835753573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/sci-fi-chronicles-haberturkte.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5610054397835753573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/5610054397835753573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/sci-fi-chronicles-haberturkte.html' title='The Sci-Fi Chronicles Habertürk&apos;te'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS9xJbCNqsI/AAAAAAAABcM/5PVdIqqdCBE/s72-c/Muhtesem_YuzyilHT.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1828924532066657912</id><published>2011-01-12T23:18:00.002+02:00</published><updated>2011-05-30T14:47:00.720+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Cape'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><title type='text'>The Cape Pilot Bölüm Değerlendirmesi</title><content type='html'>Premier'i 9 Ocak'ta yapılan The Cape'i henüz izleyebilme fırsatını bulabildim. Uzun süredir beklediğim bir NBC yapımı olan The Cape'ten daha önce de &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/10/nbcden-yeni-dizi-cape.html"&gt;bahsetmiştim.&lt;/a&gt; O yüzden genel tanıtım aşamasını geçip direk ilk bölümü değerlendirmeye başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bundan sonrası Spoiler içerir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayenin en önemli karakterleri; Vince Faraday, Peter Fleming ve Orwell. Bunlar dışında Cape'e "süper kahraman" kimliğini kazandıran Max Malini'nin de oldukça önemli bir yer kaplayacağını şimdiden ön görebiliriz. (Zaten oyunculuk itibarı ile pilotun en parlak isminin Malini'yi canlandıran Keith David olduğunu düşünüyorum.) Fakat Cape'in yapısını incelemek için, ilk önce TV'deki "comic-like" dizilerin tarihine bakmamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul etmeliyiz ki; Heroes ile beraber &lt;b&gt;&lt;i&gt;"çizgi-roman tandanslı dizi"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kavramı yepyeni bir boyut kazandı. Bunun temel nedeniyse bence şu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lost ile başlayan dizi furyasında, her segmentten insanın favorisi olan bu efsaneye eşlik eden Heroes &lt;i&gt;(özellikle ilk sezonunu düşünürsek)&lt;/i&gt; dönemsel bir fenomene dönüştü. &lt;i&gt;(Eminim benim gibi çoğu insan Heroes'u yalnızca ilk sezonu ile hatırlamak istiyordur.)&lt;/i&gt; Peyaz perdedeki çeşitli denemeler bir yana (Sin City, The Watchmen vb.) TV prodüksiyonu olarak, &lt;b&gt;&lt;i&gt;"çizgi roman"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; ruhunu genele hitap eden bir formata çeken en ünlü yapım kesinlikle Heroes olmuştur. Tabii sonradan boka sardı, saçmaladı &amp;nbsp;falan, bunları saymıyorum. (İzlemeyi bıraktığım son yerde Mohinder Suresh bir kozaya dönüşmüştü. Neyse ki kendisini daha sonra, &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/09/yeni-dizi-covert-affairs.html"&gt;Covert Affairs&lt;/a&gt;'te tekrar insan rolünde görebildik.) Peki ülkemizde pek kıymeti bilinmeyen; ama Amerikan TV sektörüne yön veren diğer önemli yapımlar nelerdir, onlardan örnek vermez miyiz? Veririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Human Target&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fox'un kadro değişikliği ile içine ettiği Human Target &lt;i&gt;-ki ikinci sezonu 2010'un sonlarında başlamıştı, sonra izlemedim-&lt;/i&gt; gerek Bear McCreary'nin mükemmel Soundtrack'i, gerekse 80'ler ruhunu taşıyan o hafif temposu ile "çizgi-roman" kökenine sadık önemli yapımlardan biriydi. Maalesef Network tarihinde imza atmadık skandal bırakmayan Fox; bu formülü de bozarak serinin içine etti. DC Comics'in Vertigo hikayesine dayanan Human Target'in ömrü, maalesef bu hatalar yüzünden çok uzun ömürlü olmadı, olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Incredible Hulk&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski bir dizi olsa da (1977-1982) yayınlandığı dönemde oldukça ses getiren CBC yapımı&amp;nbsp;The Incredible Hulk; yeni neslin sinemada şahit olduğu Hulk karakterini çizgi roman sayfalarından alıp TV ekranlarına taşımıştı. Bu dizinin son gösterimine yanlış hatırlamıyorsan Universal Channel'da rastladım. (Ama Teledünya'nın başka kanallarından birisi de olabilir, emin değilim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tales from the Crypt&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HBO'nun bugünlere gelmesine önemli katkılar sağlamış bir yapım olan Tales from the Crypt'in en unutulmaz yönü; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Instant Classic"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kategorisine giren Soundtrack'i ve Intro'sudur. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Danny Elfman&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;'ın Danny Elfman olduğu zamanlarda&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;, en önemli işlerinden birine imza attığı efsane introyu aşağıda izleyebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ae5XwkSguNI?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ae5XwkSguNI?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1989-1996 arası yayınlandığı için yine Lost ile patlayan dizi furyasına yetişemedi belki ama; dünyanın neresinde olursa olsun tüm TV yapımcıları ve yönetmenlere ilham veren bir dizi olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Örneğin; Çağan Irmak ve Kabuslar Evi) Bu dizi de köklerini EC Comics'in aynı isimli korku serisinden almış ve HBO'nun TV tarihini değiştiren garipliklerinden birine örnek olmuştur. (Ben bunun introsu ile Thriller'ı hep birbirine benzetmişimdir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Tick&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/9378r0Rbhjk?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/9378r0Rbhjk?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en komik ve en absürd çizgi dizilerinden biri olan The Tick'in Live Action versiyonu, 2001 de izleyiciyle buluştu. Maalesef bu da FOX'un enteresan yayın politikalarına kurban gitti ve neredeyse ölü doğdu. (10 bölümü var.) Ama İzleyebiliyorsanız Hulu'da tüm bölümleri var, mutlaka izlemenizi öneririm. Acayip eğlenceli, kafa açıcı ve kendine has bir yapım. (Doctor Who'ya bile tahammül edemeyenler bence buna bulaşmasın.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında 6 yaşımdan beri yayında olduğu yetmezmiş gibi; zaten şamar oğlanı olan Superman'i daha da ezik hallere sokan Smallville'den falan bahsetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama dizi sektöründe "Çizgi-Roman" dendiği zaman akla gelen ilk yapımlar bunlar. (Bunun dışında son derece NERD bir kitleye hitap eden ama genel izleyicinin adını bile hatırlamadığı birkaç yapım daha var, onları da saymıyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Peki Cape bunların neresinde?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam olarak ortasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NBC'nin prodüksiyon kalitesini tartışmamız şu noktada manasız olur. Zaten bu açıdan The Cape'in kötü koktuğu hiçbir yer yok. (Bölümün başındaki patlama sahnesi çok daha iyi yapılabilirdi, o ayrı.) Fakat bu dizi; Lost'la başlayan dizi furyasının bize standart olarak kabul ettirdiği hiçbir dinamikten beslenmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;The Cape; tam bir çizgi-roman uyarlaması.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pilotu izlediğinizde, sahne ve plan devamlılıkları konusunda bir kopukluk olduğunu hissediyorsunuz. Fakat bu amatörce yapılmış hatalardan ötürü devamlılıkta oluşan bir problemden değil; tam olarak dizinin çizgi-roman yapısından kaynaklanıyor. Nasıl ki çizgi roman okurken yan sayfaya geçtiğinizde tüm ortam / zaman birden değişmiş olur; The Cape'in anlatımında da bunu vurgulayan özellikler var. (Örneğin Vince'in karısı hakkında konuştuğu bir sahnenin hemen ortasında, saat / devamlılık düşüncesi olmaksızın kendisini onunla beraber yatakta görüyoruz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aAVHMC_I/AAAAAAAABcA/YGWzU0-pUYs/s1600/Orwell1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aAVHMC_I/AAAAAAAABcA/YGWzU0-pUYs/s1600/Orwell1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dizinin gerçekçiliğini beslemesi gereken detaylar; tam bir çizgi roman yavşaklığı ile geçiştirilmiş. (Faraday'in patlamalardan kurtulması, kostümünün ona imkan sağladığı güçler, kendisine kumpas kurmak için şenlik ateşi yakan adamların; "lan bunun cesedi ne oldu?" diye beş dakika olsun düşünmemesi vs.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunculuklar; biricik afetimiz Summer Glau ve&amp;nbsp;Keith David dışında, maalesef oldukça vasat. Özellikle çocuk oyuncu tam bir skandal ve yalnızca Justin Bieber'a benzediği için falan seçilmiş olabilir. (Final sahnesindeki ruhsuzluk, o moronca gülümseyiş neydi öyle yahu?) Karakterler de; bugüne kadar 126.000 kere izlediğimiz "Corrupted Cop / Best Cop" ekseninde dolaştığı için, kendilerinin akıbetinin ne olacağını daha şimdiden biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aQ49rDyI/AAAAAAAABcE/sBxXzSkYDW8/s1600/Orwell2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aQ49rDyI/AAAAAAAABcE/sBxXzSkYDW8/s1600/Orwell2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Süper kahramanımız ve ana karakterimiz Cape'in alt kimliği; Vince Faraday'in izleyiciye çekici gelen bir tarafı yok. En azından bana yok. Sıradan, Lawful Good, sıkıcı, aile babası bir polis. Babası da polismiş; o yüzden daha da sıkıcı. Amerika'da üniformalılara yönelik acayip bir yüceltme vardır; böylece düşük maaşları ve ırkçılığı görmezden gelebilirsiniz. The Cape'in de sosyal dinamiğini de bu oluşturmuş. Ha bir de bize anlamsız gelen anglosakson aile vurgusu var. Bu da önemli bir hızla azınlık olmaya doğru giden beyaz nüfusu çoluk-çocuğa özendirmek için yapılan birşey. Dolayısı ile dramatik açıdan yine birşey ifade etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aWfxVKHI/AAAAAAAABcI/yRPpwYKQqqc/s1600/Orwell3.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aWfxVKHI/AAAAAAAABcI/yRPpwYKQqqc/s1600/Orwell3.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Efektler, kostümler, sirk numaraları, yancı karakterler güzel. Ama Terminator Salvation'ı piç eden McG kafası gibi, akıllarına her gelen güzel fikri uygulamaya çalıştıkları için; dizinin genel havasında da bir kopukluk olmuş. Hadi bu da olsun, hadi şunu da koyalım, Batman'e gönderme olsun, Sirk'ler şöyledir, Max Malini böyle babadır vs. gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yani lafın kısası şu:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Cape; ne idüğü ve kimlerden oluştuğu belirsiz bir tribüne oynamış, ortada kalmış, sesi soluğu kısılmış bir dizi. Elindeki Summer Glau kartını bile doğru-düzgün değerlendirememiş; ve eğer böyle giderse yine biz Summer'dan mahrum kalacağız. :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize bugüne kadar izlemediğimiz tek birşey bile sunmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayal ettiğimiz gibi bir Film-Noir havası yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık, şiddet ve kötülük dolu, distopik bir Palm City tasviri yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lensli bir gerizekalının detaysız planı ve ilk dakikadan çözülen Master Plan'ı ile ölen daha da gerizekalı polis şefine üzülmemize dahi izin vermiyor dizi... Herşey böyle bir koşturmaca havasında, izleyiciye birşey hissettirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha çok mu kötü? Değil. Ama bu şekilde devam ederse 2 sezondan fazlasını görmez ve çıtır-çerez bir dizi olarak "Çizgi-roman tandanslı dizilerin laneti" rafına kaldırılır. (Ve yine Summer'ın bir işi daha iptal olur, shit!)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1828924532066657912?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1828924532066657912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/cape-pilot-bolum-degerlendirmesi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1828924532066657912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1828924532066657912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/cape-pilot-bolum-degerlendirmesi.html' title='The Cape Pilot Bölüm Değerlendirmesi'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TS4aAVHMC_I/AAAAAAAABcA/YGWzU0-pUYs/s72-c/Orwell1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-404634102145530558</id><published>2011-01-09T00:38:00.003+02:00</published><updated>2011-05-30T15:16:56.290+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>(500) Days Of Summer</title><content type='html'>Bu filmi daha önce neden izlemedim bilmiyordum, ta ki izleyene kadar. Elimin bir türlü gitmeyişinin sebebi yalnızca tesadüfmüş :) Hem de öyle bir tesadüf ki; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"bunun bir anlamı olmalı" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;diye düşündürten cinsten... Eğer daha önceden izleseydim, benim için bu kadar kişisel bir anlamı olmayacak, sevdiğim eserler kategorisine kafadan giriş yapamayacaktı. Empati kuramayacak, olayın yalnızca &lt;b&gt;&lt;i&gt;"kurgudan ibaret" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;olmadığını anlayamayacaktım. İyi ki izlememişim ve iyi ki bugün izlemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://blog.moviefone.com/2009/07/02/500-days-of-jenny-beckman/"&gt;Jenny Backman&lt;/a&gt; denen kaltak kim bilmiyorum, ama iyi kaltağın biriymiş. Eğer olmasaydı, &lt;strike&gt;marketing amaçlı olsa bile&lt;/strike&gt; bu filmin hikayesi için ilham kaynağı oluşturmasaydı, şu anda Fringe hakkında bir yazı yazıyor ve kendimi çok kötü hissetmeye devam ediyor olurdum :) &lt;i&gt;(&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; “She loved the story, she said. It had surprised and moved her because she really related to Tom. Yes, incredibly, Jenny hadn’t recognized herself as Summer at all”. Irony is fantastic!")&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;i&gt;Eğer hayatınız hala berbat olmadıysa, bundan sonrası Spoiler içerir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin benim açımdan en can alıcı kısmı, &lt;strike&gt;herşey&lt;b&gt;&lt;i&gt; Summer&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; ismindeki kızla ilgili gibi görünüyor olsa da&lt;/strike&gt;, tam anlamıyla bir &lt;b&gt;"yarı yıl ilişkisini"&lt;/b&gt; anlatıyor olması... Yaklaşık bir yıl süren bir beraberliğin ardından gelen tek taraflı ayrılık kararı... Ve ilişki süresince yaşadığın güzel günlerin en az yarısı kadar zaman alan &lt;b&gt;&lt;i&gt;"atlatma"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; süreci. Tom gibi duygusal, özverili ve &lt;b&gt;&lt;i&gt;"şirin"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; erkek bulmak zor; o yüzden bu karakterle empati kurabilen &lt;i&gt;(ya da kurduğunu itiraf edecek)&lt;/i&gt; kaç erkek var bilmiyorum. Kaç kişinin başından böyle lanet olası bir aşk hikayesi geçmiştir onu da tahmin edemiyorum. Ama kendimle ilgili bildiğim birşey varsa, bu hikayede ben kesinlikle Tom'dum. E Tom da &lt;b&gt;&lt;i&gt;bir Summer değil :)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSjmzPvGRYI/AAAAAAAABbY/b9je8Uz2F8E/s1600/500-days.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="166" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSjmzPvGRYI/AAAAAAAABbY/b9je8Uz2F8E/s400/500-days.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Henüz kim filmle ilgili ne yorum yapmış, vay anam neler dönmüş Serhat, bilmiyorum. Spoiler yememek için özellikle uzak durmuştum. Ama özellikle sözlüklerde, bu filmin başlığından Borderline başlığına 3.cü köprü inşaatının taa ilk sayfadan itibaren başladığına eminim. Maalesef Summer talihsiz, çaresiz, betimsiz bir Borderline ve bu tanım öyle fütursuzca kullanıldı ki; şu cümlenin sonuna gelmeden Deniz Akkaya'yı bile aklımdan geçirebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk döneminde yaşadıkları büyük kayıplar, ilgisizlik, tramva vb. gibi sebepler yüzünden &lt;b&gt;&lt;i&gt;"bağlanma"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; kavramına alerjisi olan insanlara aşinayız. Hepinizin hayatında en az bir tane &lt;b&gt;&lt;i&gt;"bağlantı problemi" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;yaşanmıştır. Ergenlik çağında evinden ayrılanlar, ilgisiz ebeveynlerin oturma odasında Kara Şimşek ve Pamuk Hemşire izleyerek büyüyenler, kavga &amp;amp; gürültünün arasında yetişip, mutlu anne-baba figürünü yalnızca dergi ünitelerinde görenler... Hepsi böyle oldu. Bir nesil böyle yetişti. Ve biz orta direk memur çocukları, bu Özal Kuşağı'nın tramvalı zenginleri yüzünden hâlâ ya sabır çekiyoruz. &lt;b&gt;&lt;i&gt;(Fakir ailelerin ya da orta direk mensubu insanların genelinde bu cinse pek denk gelinmez. Varsa yoksa ya sanatçı, ya müteahhit, ya da iş adamı klasmanına giren babaların çocukları olur bunlar.)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tom ile Summer'ın hikayesi kışın başlıyor. Yaza doğru alevleniyor. Ve sonbaharda bitiyor. Ya da belki öyle değildir ama, açıkcası pek umrumda değil. Ben böyle olmasını istedim şu anda. &lt;i&gt;(Kontrol etmeye üşeniyorum.)&lt;/i&gt; Tom; izlediği filmler, okuduğu hikayeler ve yaşadığı tecrübeler dolayısıyla &lt;b&gt;&lt;i&gt;"gerçek aşka"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; inanan, ruh eşini arayan, kırılgan, çekingen ve yaratıcı bir çocuk. Birçoğumuzun &lt;b&gt;&lt;i&gt;"aaa bu benim ya" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;diyebileceği kadar sıradan bir hayatı ve edilgen bir yapısı var. Aslında bir mesleği, bir özelliği, bir yeteneği var. Ama o dünyadaki rakipleriyle rekabet edecek gücü olmadığı için, faturalarını ödetecek ilk işe girmiş.. ve sevmediği bir işi yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summer ise bağımsız, anı yaşayan, çekici, insanın aklını başını alacak kadar güzel ve nev'i şahsına münhasır bir kız... Şimdi dürüst olalım; hiçbirimizin &lt;b&gt;&lt;i&gt;"aaa bu benim ya"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diyebileceği bir kız değil. (Erkek olarak düşünürseniz de öyle...) Ama filmi izleyenlerin %98'i hayatının önemli bir bölümünde onun gibi olmayı hayal ediyor. Güçlü, vurdumduymaz, rahat, umarsız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının sonu gelmeden ilk kötü haberi vereyim; siz Summer gibi olamazsınız. O işler, yeryüzündeki oksijen ciğerlerinizi ilk yakmaya başladığı anda belirlenir güzellerim. Hatta öyle eminim ki; ana rahmine düştüğünüz ilk salise 58902 gezegenin özel bir açıyla hizalanması gerekir. Anca öyle mümkün, anca öyle olası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Devam etmeden önce, bir acı gerçeği daha yüzünüze vuruyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Summer:&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;Artık görüşmesek iyi olur. Arkadaş kalalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Rachel (Tom'un kız kardeşi):&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;Böyle pat diye mi söyledi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tom:&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;Pat diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Rachel:&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;Nedenini söyledi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;(Tekrar)Summer:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bla Bla Bla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dünyadaki kaç vicdansız, pejmürde, bedbaht, hain insan, kendisini seven, ona bağlanan, onsuz bir hayat düşünemeyen bir başka insana bunu söyleyerek onu terk etmiştir?&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hmm... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hesaplıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;Higgs bozonları, ortak atomlar, memler, genler, evrensel bilinç, manyetik rezonans vs.&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3 MİLYAR!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet tam 3 milyar kişi, geriye kalan 3 milyar kişiden böyle ayrıldı. Bu hepimizin başına geldi ve biz hepimiz bunu başkasının başına getirdik, bu noktada bir anlaşalım. (Eğer kimseden böyle ayrılmadıysanız ya ilkokuldasınız ya da henüz şans kapınızı çalmadı demektir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama daha vurucu olan şey şu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz böyle terk edilmeyi hak ediyor muydunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın gidişatı ve sonrası ile baş edebilme gücünü size verecek olan şey; bu sorunun cevabıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;500 Days Of Summer'da gördük ki; Summer kartlarını en başından açık oynamış. Bu &lt;b&gt;&lt;i&gt;"ilişki"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; adı verilen kumar çeşidinde sık kullanılan bir hiledir ve sizi sorumluluktan kurtarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Ben ciddi bir ilişki istemiyorum. (Ama gel ciddi bir ilişki yaşayalım)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık tanımı ile semptomlar uyuşmaz. Ama hasta olduğunuzu bilirsiniz. Bünyeniz, aklınız, ruhunuz ne yapacağını şaşırır. Bilinç düzeyindeki herşey bir birlikteliği tarif ederken, bilinç altında buhranlar yaşarsınız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Acaba beni ne zaman terk edecek? &lt;/i&gt;&lt;i&gt;Acaba benden ne zaman sıkılacak?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun başınıza gelebilecek en kötü şey olduğunu zannediyorsunuz değil mi? &lt;b&gt;&lt;i&gt;HAYIR! &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Yanıldınız. Bunun daha kötüsü şudur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin en başından beri size ümit verir, güven verir, inandırır. Hayatınızdaki her unsuru, geçmişinizdeki tüm yaraları, istikbalde görünen tüm şıkları O'na bağlarsınız. Kötüsünü düşündüğünüzde bile, ihtimallerin hepsi gerçek olamayacak kadar kötü gelir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"O beni üzmez. O beni yalnız bırakmaz. O güvenimi boşa çıkarmaz."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu yazının en kötü kısmına geldiğmi vurgulamak istiyorum; O sizi ÜZER, BIRAKIR, GİDER! Bir sabah uyanır ve der ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Artık sana karşı birşey hissetmiyorum, arkadaş kalalım."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonrası aynen (ya da aşağı - yukarı diyelim) filme aktarılanlar gibi yaşanır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tom derin bir boşluğa düşer; ruh ikizini, dünyada onu mutlu edebilecek tek kişiyi ve o kişiyi yeniden elde edebilmesini sağlayacak ufacık fırsatları bile yitirir. Hayattan aldığı zevk tükenir, biter. Günlük koşuşturmalar, arkadaş muhabbetleri, maddi ihtiyaçlar önemsizleşir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summer'ı hem unutmak ister; hem de onu geri kazanmak. Unutamayacağını bildiği için geri kazanmak adına çabalar; geri kazanamayacağını bildiği içinse unutmaya uğraşır. Boktan bir paradoksun esiri olmuştur artık; nefes alamaz, daralır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renkler solgunlaşır, anılar parlaklaşır. Gözünün önündeki şeyi göremez fakat, Summer'la geçirdiği ilk günü, o günü yaşadığı andan bile daha net biçimde hatırlar. Ona dair anılar üzerine üşüşür. Geceleri uyuyamaz, sabahları uyanamaz. İşe gidemez, gitse de çalışamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygı duyduğu, üzmekten, kırmaktan imtina ettiği kişilere karşı duyarsızlaşır. Karşısına çıkan ilk fırsatta Summer'a olan kinini bir başkasına yansıtır. Summer olmak ister, Summer gibi davranır. Üzer, kırar, yıpratır. Evine, kabuğuna döndüğünde daha da yalnızlaşır. Kimseyi yanına kabul etmez, kimsenin yanına yanaşmasını istemez. Summer'dan başka kimsenin acısına çare olabileceğine inanmaz. İçi acır, acır, acır. Öyle büyük bir acıyla kavrulur ki tarif etmek için ya kitap yazar &lt;b&gt;(Henry Miller)&lt;/b&gt;, ya film çeker &lt;b&gt;(Marc Webb)&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafasında çaresiz eşleştirmeler yapar. Üzdüğü insanları düşünür. Üzme ihtimali olanları hesaplar. Tatmin olmaz. İçer, dağıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summer'la tekrar konuşmamak, onu aramamak, ona cevap vermemek, onu görmezden gelmek için yeminler eder. Olası karşılaşma anları için senaryolar kurar, sinirlenir. Fakat gelen ilk telefon konuşmasında tüm Tower Deffense stratejisi kıçında patlar, duvarlar yıkılır, planlar sıçar.&lt;i&gt;&lt;b&gt; "Bana geri döner mi?"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; diye umarak; kontrolünü kaybeder. Eskisinden daha iyi, daha özenli, daha kendinden emin olmaya çalışır. Ama yine kendini Summer'ın kollarında kaybeder. Hayaller kurar. Sorgular.&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Yanlış giden şeylerin başlangıcı neredeydi?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye düşünür. Kendi mutluluğu yüzünden Summer'ın mutsuz olduğunu görememiştir. Kendisi kadar, Summer'ın da onu sevdiğini zannetmiştir. Düşünmekten beyni alev alır, ruhu kullanılmış bir yoyo gibi yanar, söner, yuvarlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eninde sonunda, beklentileri gerçeklerle çakışır. Eskisinden daha büyük bir boşluğa düşer. Daha çok kalbi kırılır, daha çok üzülür. Umudunu, yaşam sevincini, amaçlarını yitirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çift görmeye dayanamaz Tom. Hele mutlu olanları, hiç görmek istemez. Varlıklarından bile tiksinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer hâlâ intihar etmediyse; kendini işe verir. Aslında kendini işe vermek için zorlar, hayattaki herşeyden zordur bu. Kafasını toplamak, işine, geleceğine, kendisine &lt;b&gt;&lt;i&gt;"maddi"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; mutluluklar sağlayacak unsurların kuyruğuna takılmak, odaklanmak zorundadır. İçindeki tarifsiz boşluğu doldurmak için, normalde yapacağından daha fazla çalışır. Kendini kaybeder, kendini unutur. Kendinden kaçar. Summer'dan kaçar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Summer'ı düşündüğü ve kendini öldürmek istediği anların sayısı, tuvaletinin geldiği zamanlarla eşit olana kadar bu süreç devam eder. Dünyadaki tüm insanlar, tüm hediyeler, tüm güzellikler bir araya gelse, bu hastalığa bir çare bulamaz. Kuluçka dönemi, semptomları, seyri ve sonuçları böyledir. Tek çaresi ve tedavisi de zamandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer tarafta Summer mutludur. Tom'u sevemediği için elinden birşey gelmez. Sevdiğini düşündüğü zamanlar içinse, mutlu olmuştur. Hayatın amacı mutluluk değil midir zaten? Kendi mutluluğu Tom'u üzecek olsa da, ikisinin de bununla yaşamak zorunda olduğunun bilincindedir. Sorumluluk hissetmez. Summer bencildir. Hem iyidir, hem de çok kötüdür. Ama o Summer'dır. Özeldir. Çok özeldir. Nefret edilecek ve çok sevilecek kadar özel. Tom'a tüm yaptıklarına rağmen, onun iyi dileklerini alabilecek kadar güzeldir Summer. O Summer'dır.&lt;b&gt; Ama bir Tom değil.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;i&gt;Hayatınız daha iyi olacak, merak etmeyin. Spoiler bitmiştir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Ya bu şarkı beni anlatıyor!"&lt;/b&gt; dediniz mi hiç? Eminim ki bunu dediğiniz an, kimse lafını kesip de sözlerine dikkat etmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes çatır çatır eğlenirken, uzaklara dalıp gittiniz mi? Kesin birisi hiç iplemediğiniz bir mevzu ile sizi dalıp gittiğiniz yerden geri getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size dünyanın getirisini sağlayacak, adınızı yaldızlı harflerle göklere yazacak işlere bile umursamadan bakabildiniz mi? Kesin Garanti Bankası kredi kartı borcunuz için aramıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSjnNyUAYnI/AAAAAAAABbc/e6Bl-ZXa_l4/s1600/500_days_summer_uk_poster.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="299" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSjnNyUAYnI/AAAAAAAABbc/e6Bl-ZXa_l4/s400/500_days_summer_uk_poster.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İşte bunları yaşayanların ve elbet birgün yaşayacakların filmiymiş (500) Days of Summer. O'nu unutacağınız bir gün gelecek, bunu sakın aklınızdan çıkarmayın. Ama onu daima seveceksiniz, bununla da savaşmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınız 2010'un en Cool romantik komedisiydi. 2011'de lütfen Bilim-Kurgu ile idare etmeye çalışın :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-404634102145530558?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/404634102145530558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/500-days-of-summer.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/404634102145530558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/404634102145530558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/500-days-of-summer.html' title='(500) Days Of Summer'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSjmzPvGRYI/AAAAAAAABbY/b9je8Uz2F8E/s72-c/500-days.png' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1549826879248463087</id><published>2011-01-07T21:27:00.000+02:00</published><updated>2011-01-07T21:27:14.601+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komik'/><title type='text'>Radio Voice Awesomeness</title><content type='html'>&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/OPoZq-Wlfa8?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/OPoZq-Wlfa8?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2:40'tan itibaren izleyin :)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1549826879248463087?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1549826879248463087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/radio-voice-awesomeness.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1549826879248463087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1549826879248463087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/radio-voice-awesomeness.html' title='Radio Voice Awesomeness'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-2242213365576172399</id><published>2011-01-07T20:09:00.004+02:00</published><updated>2011-05-30T14:47:35.831+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhteşem Yüzyıl'/><title type='text'>Muhteşem Yüzyıl'ı Değerlendirdik, Biraz Olmuş</title><content type='html'>İlköğretim ve Lise'de okutulan Tarih derslerinden ne kadarını hatırlıyorsunuz? Ben oldukça önemli bir kısmını; çünkü hem ezberim hem de Tarih derslerim hep iyi olmuştur. Tabii bize öğretilenler, resmi ideolojinin çekilmesine müsade ettiği pembe diziler, resimli fotoromanlardı. O yüzden Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik çok derin bir bilgim(iz) ve bildiklerim(iz)in doğruluğuna yönelik kesin bir inancım(ız) yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSdS_J3Gv3I/AAAAAAAABa8/ECHrG2g4JYE/s1600/muhtesem-yuzyil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSdS_J3Gv3I/AAAAAAAABa8/ECHrG2g4JYE/s400/muhtesem-yuzyil.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hatırladığım kadarıyla Manisa, Şehzadelerin Padişah olmadan önce eğitim gördüğü, bir nevi "Staj" yaptığı ve valideleri, kardeşleri, halaları, teyzeleri ile beraber yaşadıkları oldukça önemli bir yerdi. Şehzadeler; babaları ölene dek sakal bırakmaz, ordu mensupları ile haşır neşir olmaz ve divan toplantılarına direk katılamazlardı. Ama ya benim bildiklerim yanlış ya da Muhteşem Yüzyıl danışmanlarının... Zira Halit Ergenç'in sakalları, babası öldüğü vakit 5 karışı buluyordu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk işi Tudors olması bakımından önemli bir yapım; ama ne Hürrem'i ve Kanuni'yi konu alan ilk Türk dizisi, ne de Türkiye'nin ilk dönem dizisi. O açıdan ilklere gösterilen müsamahayı Muhteşem Yüzyıl'a göstermeyi düşünmüyorum. Ki bugün Engin Ardıç'ın yazısından öğrendiğim kadarıyla da, Tudors'ta &lt;b&gt;&lt;i&gt;"tarihin dizileştirilebilmesi"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; için bazı gerçeklerin ayarıyla oynamış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Fransa Kralı'yla evlenen Henry'nin kızkardeşi, Portekiz Kralı'yla evlenmiş gibi gösteriliyor, üstelik İskoçya Kralı'yla evlenen diğer bir kızkardeşle de birleştiriliyordu, kadrodan tasarruf. Bizimkiler de onlar gibi &lt;i&gt;"Avrupa Tarihi'ne Amerikan basitliği ve yüzeydeliği aşılama"&lt;/i&gt; yolunda gittiklerine göre, korkarım yapacaklardır.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ne Henry'nin hayatını bilirim, ne de kızkardeşinin kiminle evlendiğini. Ama dedikleri doğruysa, bu gerçekten önemli bir çarpıtmadır. Bunu araştıracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten konu gerçekle uyumsuzluklar değil. Türkiye'nin okumuş nüfusunun dahi %95'i bu gerçekleri bilmiyor. Çoğumuz Hürrem'i oryantalizmin bataklarına saplanmış aşk / macera romanlarından okuyarak tanıdık. O yüzden yeni esir edilen bir Ukraynalı olduğu halde, oldukça akıcı biçimde Türkçe konuşabilmesi beni enterese etmiyor. &lt;i&gt;"Köyündeki bakkal Türkmüş" &lt;/i&gt;der geçerim. Beni rahatsız eden şey; ikili diyaloglar arasına yer yer serpiştirilen Rusça'nın rüya sahnesinde kullanılmamasıdır mesela... Anadili Rusça olan bir insan, rüyasında katledilen ailesiyle Türkçe mi konuşur? Hadi madem bu bilinçli bir tercihti; Türkçe olması istendi... Peki kızın anasında niye Rus şivesi var? Gibi Gibi... Yazıda bu tarz teknik saçmalıkları ve olmamışlıkları inceleyeceğim. Yoksa tarih hususunda bildiğim kısıtlı ve muhtemelen çarpıtılmış bilgilerle ahkâm kessem, aptal olur, mal olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kostümler &amp;amp; Dekorlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demin içerden biriyle konuştum. (Facebook'tan) Söylediğine göre dekorlar ve kostümlere çok zaman harcanmış. (3 sene dedi.) Dış mekanların hiçbirinde 3 senelik işçilik gerektiren bir sonuç göremesem de, iç mekanların alayını beğendiğimi söylemeliyim. (Muhtemelen muazzam emek, bu yönde harcanmıştır.) Kostümlerin gerçeğe uygun olup olmadığını ya da ne derece estetize edildiğini bilmiyorum. Ama Nebahat Çehre'nin gece mavisi kostümü ya da Hürrem'in Kanuni karşısında dans ederken giydiği kostüm, benim beynimdeki Osmanlı projeksiyonu ile zerre örtüşmüyordu diyebilirim. Ama beni kostüm hususunda rahatsız eden başka birşey var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de adam gibi kostüm yapılamamasının başlıca nedeni, çok aşikardır ki bütçe. Oyuncuların performansını tamamlayan, onlara gerçekçilik ya da masalsılık kazandıran detayın kostüm ve dekor olduğu maalesef hala anlaşılamıyor. Anlaşılsaydı eğer; Çukurcuma'dan ya da Mısır Çarşısı'ndan alınan kıyafet / kostümler aynen kullanılmazdı. Sinema &amp;nbsp;/ TV'de kullanılan yepyeni bir kıyafetin bile bir &lt;b&gt;&lt;i&gt;"kullanılmışlık hissi"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; vardır. Bu da tarihi dizilerde genellikle mat renkler, kontrast renkler veya yoğun işlemelerle sağlanır. Sen elde tasarlanan kostümleri kullanıyorsun; herşeyde bu derece bir simetri, bu derece bir düzen, bu derece bir temizlik olur mu? Olmaz. Ama olmuş işte. Olunca da böyle göze batıyor. Aksesuar kullanımı çok daha iyi olmuş. Özellikle kadınların aksesuarları olması gerektiği gibi bir doğallık ve görkem içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Müzik &amp;amp; Ses&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim yapmış dizinin müziğini bilmiyorum, ama keşke böyle yapmasaymış. Osmanlı'nın, hele ki Kanuni'nin hayatını konu alan bir diziye layık gördüğünüz tema bu mu? Eurovision'daki dandik balkan müzikleri gibi, zayıf, karaktersiz, ritmsiz başlıyor... Sonrası da hoy hoy hoy hoy hoy! Yok mu şöyle efsanevi bir Gürcü / Rus Triosu ile Anadolu'nun müziğini kaynaştıracak kallavi bir müzisyen? Dolu! Çok daha iyi olabilirdi. Ama dizinin Score'ları temaya göre daha başarılı. Misal Tatar'ların kilise baskınında ağır çekimlerle beraber kullanılan müzik, ya da rüya sahnesindeki gayet güzel olmuş. (Eğer olur da bu yazı bir şekilde bu ekipten birine ulaşacak olursa &lt;b&gt;&lt;i&gt;Joseph De Luca&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'yı dinlemelerini tavsiye ediyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölümün sonunda kullanılan o &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Kapıdan kim çıkacak?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; gerilimi müziği... Arkadaşım, yapmayın, etmeyin gözünüzü seveyim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de Aşçıbaşı'nın Hünkar'a sunacağı tatlı için endişelendiği sahnede, mikrofonu adamın ağzına mı soktunuz be canlar? Tombiğin bütün şıpırdanması, bütün gevelenmesi DTS olarak dolu odama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3D &amp;amp; VFX &amp;amp; Oyunculuklar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları ayırmadım çünkü oyunculuğu eleştirmek istediğim sahneler ile VFX kullanılan bölümler genelde iç içe geçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beğendiğim yerler var, beğenmediğim yerler var. Öncelikle dizinin başındaki shot çok iyi olmuş. (Gemi sahnesi) O sahne yüzünden gereksiz yere umutlandığımı belirtmeliyim. Yalnız maalesef gemi sahnesindeki figüranların oyunculuğu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Özellikle Alexandra ve Maria'nın muhattap olduğu Osmanlı erleri oyunculuk kabiliyetleri açısından çok zayıf. Dizinin en önemli yerlerinden biri olan giriş kısmına çok daha deneyimli oyuncular bulabilirlermiş. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Taylan Biraderler&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'in böyle şeyleri es geçmesine ya da bunca emeğin üstüne, şöyle bir oyunculuğa göz yummasına inanın anlam veremiyorum. (Kız &lt;i&gt;&lt;b&gt;"Katiller!"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; diye bağırdıktan sonra, adamın kütük gibi &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Biz mi katiliz? Çabuk özür dile bizden çabuk!" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;dediği bölümü bir izleyin. Gerçi adam ne yapsın, böyle diyalog yazan olduktan sonra LOL)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexandra'nın ailesinin katledildiği baskın sahnesi, çoğu yakın çekim olmasına rağmen dizinin en başarılı bölümleri. Bir Zeyna tadı aldım izlerken, ama bir Spartacus değil :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunculuğa gelirsek; ne Halit Ergenç, ne Nebahat Çehre, ne Peyker (böyle kaldı kızın adı bende) ne de Selma Ergeç'in oyunculukları Hürrem'i canlandıran Meryem Sarah Uzerli'nin yanına yaklaşamamış. Sözlüklere baktım; kimse Hürrem'i beğenmemiş. Kızı genellikle iri bulmuşlar, konuşmasını da &lt;b&gt;&lt;i&gt;"son günlerin Femme Fatale fenomeni Caroline'a"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; benzetmişler. Ama dans sahnesi ve o bayılma saçmalığı dışında, özellikle gemideki sinir krizi monoloğunda oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. (Birçok yerde Maria'yı oynayan oyuncu ile beraber dizinin zirve noktalarını oluşturuyorlar.) Bu diziyi izlersem, muhtemelen Hürrem yüzünden izlerim. (Okan Yalabık'ı normalde sevmem, ama Pargalı İbrahim rolünde beğendim. Devşirme olduğu için hor görülmesi benim bile içime işledi, öyle söyleyeyim.) Bunun dışında Sümbül Ağa'yı canlandıran oyuncu tiyatro sahnesinde olmadığını fark edip, ona göre bir tonlama ile oynarsa çok daha başarılı olur. Bu haliyle dram dizilerinin içine serpiştirilen düşük zekalı komedi ekipleri gibi yapmacık duruyor. (Asmalı Konak'ta mutfakta geçen diyalogların ille de komik olması, Bir İstanbul Masalı'nda evin oğlunun sahneye girdiği her bölümde zorla bir espri yapması vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Peki ya rüya sahnesi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka olmalı. Böyle kabak ışık, kötü oyunculuk, saçma sapan kamera açıları anca iddia sonucunda, iddia kaybedilince yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Çocuk oyuncu?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Oy oy oy. Çok kötü :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizideki en büyük hatalardan biri de 42:33'te görülüyor. Sultanın geçiş yapacağı yerde, kızları hizaya sokan baş &lt;b&gt;&lt;i&gt;kalfanın kemeri yürürken açılıp düşüyor.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Yahu böyle bir sahne nasıl konur bölüme? Yönetmen (ki bir değil iki tane var bir de) nasıl atlamış bunu, ya da kurguda nasıl görmezden gelinmiş ona da hayret!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexandra'nın &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Sultan Sülüman!"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye bağırdığı sahne de hayatın durması güzel olmuş :) Özellikle Maria'nın kafasını Black Swan'daki Nina gibi olabildiğince içeri bükerek, dehşete kapılan gözlerle yerleri gözlemesi çok iyi :) Tabi aylıp bayılmalara birşey diyemiyorum, ama Hünkar'ın Arz Odası'na giderken şaşırması Hürrem'in zehrini yediğini gayet net açıklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar efektlere vs. dönecek olursak; gece / gündüz seperatörleri çok güzel olmuş. Mehtapta hafifçe dalgalanan gemiler, şafakta yeni güne kavuşan tarihi Konstantiniye... Bunlar güzel. Ama efektlerin çok kötü olduğu iki yer var;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Cafer Ağa'nın idamında ya da Mahidevran'ın oğluyla yaptığı bahçe gezintisinde uygulanan Set Extension &amp;amp; Matte efektleri... (1:06:48) Ön plandaki tüm öğeler hareketliyken, arka plan çok durağan ve yapay kalmış. Sanki videonun üst tarafını silmişler ve arkaya tek kare bir JPEG yerleştirmişler gibi duruyor. Diğer yer ise Halit Ergenç'in gece vakti İbrahim'le konuşurken yüzüne yansıyan yeşiller... &lt;b&gt;&lt;i&gt;(Ben sizi istirahate çekildiniz, uyudunuz sandım muhabbeti)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Işıkçı öyle kötü bir ışık basmış ki; bütün Greenbox olduğu gibi Ergenç'in yüzüne patlamış. Garibim Compositçi de, anca bu kadar silebilmiş heralde... Yüzdeki, gıdısındaki yeşiller yaldır yaldır parlıyor. (Ki ben Compositing'ten öyle çok anlamam, bana bile battı yeşiller.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Son Söz:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin Amerikan Televizyonculuğu'nun getirdiği standartlara göre çok zayıf olduğu yönleri var; bu aşikar. Prodüksiyonda da ne bir HBO cesareti, ne bir NBC bütçesi ne de bir BBC titizliği bekleyebiliriz; çünkü bu dizi Türkiye'de çekilip Show TV'de yayınlanıyor. (Tudors / Showtime benzerliği de yine tesadüf olmuş LOL)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikler zayıf, ışık çok kötü, kostümler özenli, emek harcanarak oluşturulmuş ama yapay. Oyunculuklar; ilk bölüm olması itibarı ile inişli-çıkışlı bir seyirde ilerliyor; ama tek bölümlük figüranlar dışında &lt;b&gt;&lt;i&gt;"çok kötü"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; oynayan hiçbir oyuncu yok. Dizinin ağır topları Hürrem, Valide Sultan ve İbrahim. Destekleyici rollerde de Sümbül'ün ve Mahidevran'ın etkisini hissedecekmişiz gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efektler çok daha iyi ve gösterişli olabilirmiş; ama bir bütçe yetersizliği olduğunu tahmin ediyorum. Paranın çoğu gerçek set / dekora harcandığı için animasyonları coşturacak bir ekip kurulamamış veya yeterli zaman harcanamamıştır. Bildiğim kadarıyla bu işleri Anima yapıyor. (Emin değiilim.) Yine de bu durum saçma salak kamera açıları ve ışık patlangaçları için bahane değil tabi... Yönetmenin bunlara daha çok dikkat etmesi, özen göstermesi gerekir. Hiç olmazsa bir Post Prodüksiyon görevlisi bulundursunlar sette, bulunduruyorlarsa da işini daha iyi yapsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diziye şans vereceğim. 2-3 bölüm daha izlemeden sırtımı dönmeyi düşünmüyorum. İlk bölümünü kesintisiz olarak izlemek isterseniz; aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;http://www.youtube.com/watch?v=PBxXN3HyBcg&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-2242213365576172399?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/2242213365576172399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/muhtesem-yuzyl-degerlendirdik-bizce.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2242213365576172399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2242213365576172399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/muhtesem-yuzyl-degerlendirdik-bizce.html' title='Muhteşem Yüzyıl&apos;ı Değerlendirdik, Biraz Olmuş'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSdS_J3Gv3I/AAAAAAAABa8/ECHrG2g4JYE/s72-c/muhtesem-yuzyil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-9109486079567399662</id><published>2011-01-07T15:14:00.001+02:00</published><updated>2011-01-07T15:14:34.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Twelve Monkeys Trivia (1995)</title><content type='html'>&lt;b&gt;Not: &lt;/b&gt;Bu yazıyı normalde &lt;a href="http://theoldvault.blogspot.com/"&gt;Old &amp;amp; Beautiful &lt;/a&gt;için yazmıştım, ama bir bilim-kurgu / zaman yolculuğu klasiği olduğu için, burada yer almaması da içime sinmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer tek cümle ile tanımlamamız gerekirse; Chris Marker’ın 1962 yapımı kısa filmi &lt;b&gt;&lt;i&gt;La Jetée&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’den esinlenilerek çekilmiş, Terry Gilliam tarafından yönetilmiş bir bilim kurgu filmi. Eğer birden çok cümleyle tanımlamamız gerekirse; işte o da bu yazının bütünü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbgI4k8YwI/AAAAAAAABaw/9ZY4nhi_API/s1600/twelve%252Bmonkeys.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbgI4k8YwI/AAAAAAAABaw/9ZY4nhi_API/s1600/twelve%252Bmonkeys.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yanlış hatırlamıyorsam 1996 senesinin kış aylarında izlemiştim bu filmi... Spice Girls’ün altın çağını yaşadığı, Çılgın Bediş ruhunun Türk toplumunun gençleri üzerine bir gölge gibi düştüğü, renkli, 70’ler benzeri, enteresan zamanlardı. 90’ların ikinci yarısı Türkiye için bir “açılım” dönemi olmuştu. Zira 80’lerin karanlık havası, 90’ların ilk yarısının dengesiz yapısı ‘göreceli olarak’ ortadan kalkmış; herşey özel televizyonların takdir ettiği biçimde ya çok iyi, ya da rating getirecek ölçüde kötü olmuştu. Kızların Xena (Zeyna), erkeklerin Hercules (Herkül)’ü tuttuğu bu dönemlerde, tıpkı ülkemizde olduğu gibi karanlık ve despotik olan birçok şeye küresel anlamda yer yoktu. Tüm bunların ışığında; Terry Gilliam’ın 12 Monkeys kadar karanlık bir filmi çekebilmek adına Universal’den bütçe koparması pek kolay olmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Universal Studio’larının &lt;b&gt;&lt;i&gt;La Jetée&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’in telif haklarını, uzun metrajlı bir film yapabilmek için &lt;i&gt;“şans eseri”&lt;/i&gt; edinmesinden sonra, Script ve Screenplay için David &amp;amp; Jones Peoples görevlendirilmiş. Şans eseri diyorum; çünkü Brazil’den sonra ne Terry Gilliam’ın ne de 12 Monkeys’in konsept aşamasında bulunan herhangi birinin Universal’in bu işe girişeceğine yönelik herhangi bir umudu yokmuş. Sanıyorum bu işin kotarılmasındaki en büyük etken; Brad Pitt ve Bruce Willis’in cast’e dahil edilmesi olmuştur. Zira Bruce Willis ile Gilliam’ın tanışıklığı ilk filmi Fisher King’in (1991) seçmelerine dayanıyor; ve Willis’in Die Hard’taki performansından bu yana (1988) Gilliam’ın aklında onunla çalışmak varmış. Ama ünlü bir anektoda göre çekimlere başlandığında Gilliam, Bruce Willis’le o ünlü “Bruce Willis bakışlarından” atmayacağı hususunda anlaşmış: &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Kararlı mavi gözler bakışı"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbhUbtSxZI/AAAAAAAABa0/y73dwdAcBlo/s1600/Willis.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbhUbtSxZI/AAAAAAAABa0/y73dwdAcBlo/s640/Willis.jpg" width="520" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Casting aşaması ve oyuncuların performansları hususundaki endişelerin giderilmesi de oldukça eğlenceli detaylar içeriyor. (Örneğin Brad Pitt'in deli rolünü, sigarasız kaldığı için daha iyi oynaması gibi...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi bütçesi 29,5 Milyon $ ve bu bütçe; Bruce Willis, Brad Pitt ve Bilim Kurgu kavramlarını içeren herhangi bir Hollywood yapımı için oldukça mütevazi sayılır. Filmin çekimleri çoğunlukla Philadelphia ve Baltimore’da gerçekleştirilirken; 1995’in Şubat ayından Mayıs ayına kadar sürmüş. (Asylum sahneleri Philadelphia’da, günümüzde kullanılmayan bir hapisanede çekilmiş.) 3 aylık çekim süresi normal şartlarda gerçekleştirilen bir prodüksiyon için kısa ya da kararında görünebilir. Ama lokasyon olarak fazla çeşitlilik içermeyen filmin çekimlerinin 3 aya kadar uzamasının sebebi Terry Gilliam’ın “The Hamster Factor” olarak anılan titizliği olmuş. Prensiplerine böyle bir adın verilmesine sebep olan olay ise şu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cole’un kendi kanını çektiği sahnede, arkaplandaki duvarda bir gölge görürüz; Çark içersinde dönen bir Hamster. Normalde çok kısa sürede çekilebilecek olan bu sahnenin çekimleri bir gün boyunca sürmüş; çünkü Hamster çekim boyunca hareket etmemiş. Gilliam da bu detayın o sahnede, o çekim anında olması için ısrar etmiş ve gölgenin post-effect olarak eklenmesine karşı çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La jetée’i izlediniz mi, bilmiyorum. Ben uzun uğraşlar sonucunda İngilizce altyazılı bir halini buldum ve izledim. Fotoğraflardan oluşturulmuş olmasına ve benim gibi klasik Amerikan sinemasının hamuruyla yoğrulmuş birinin sabredebileceği en düşük durağanlıktan bile daha durağan olmasına rağmen gerçekten etkileyici...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin çekimlerine başlandığında, hatta bittikten bir süre sonra daha Gilliam’ın bu filmi izlemediğini belirtmek isterim. Bence kendi kişisel yorumunu oluşturabilmesi açısından gerçekten yararlı olmuş. Çünkü konu hemen hemen aynı olmasına rağmen 12 Moneys’i izlerken &lt;b&gt;&lt;i&gt;La Jetée&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’in hareketli versiyonunu izliyormuş gibi hissetmiyorsunuz. Tamamen öznel, özel ve etkileyici bir film. Zaten durum böyle olduğu için filmin gerek tagline’ı, gerek sonu biraz tartışmalı bir biçimde oluşturulmuş.  Gilliam’ın aklındaki orijinal tagline; &lt;b&gt;&lt;i&gt;“The future is in the hands of a man who has none”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; mış; fakat bunu oldukça karışık -ve finalle ilgisiz- buldukları için &lt;i&gt;&lt;b&gt;“The future is history”&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;ye çevirmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Gilliam’ın prodüktör Charles Roven’la yaptığı tartışmalar eğer kendi lehine sonuçlansaymış, bambaşka bir son izleyecekmişiz. Railly’nin küçük Cole’a baktığı sahne son sahne olacakmış. Fakat Roven, sanırım daha açıklayıcı olması için, havaalanının park yerinde çekilen finali tercih etmiş. (Böylece olayın döngüselliği biraz daha açık biçimde vurgulanmış oluyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin tüm içeriğinde önemli esinlenme ve göndermeler var. Fakat bunlar, esinlenme ve göndermelerin günümüzdeki kadar bayağı olması gerekmediğine dair mükemmel bir örnek teşkil ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Army of the Twelve Monkeys (12 Maymun Ordusu) kavram olarak L. Frank Baum’ın ölümsüz romanı &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Magic Of Oz’&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;daki bir pasajdan etkilenilerek oluşturulmuş. &lt;i&gt;(Kral Nome ve Kiki Aru; 12 maymunu eğer onlar için insan formunda askerlere dönüşürlerse, sonsuz yiyecek kaynaklarına sahip olacaklarına ikna ediyorlar.)&lt;/i&gt; Sanırım Oz Büyücüsü, dünyada en çok referans alınan romanların başına gelir. (T:TSCC’de bile oldukça önemli bir yer tutuyordu.) Aynı zamanda &lt;b&gt;&lt;i&gt;The Andromeda Strain&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; (1971)’den bir sahne de, hayvanların bilimsel araştırma başlığı altında acımasızca kullanılarak deneylere tabii tutulmasının eleştirildiği bir haber programında kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cole ve Railly’nin &lt;b&gt;&lt;i&gt;Vertigo&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’yu (1958) izlediği sahne, aynen &lt;i&gt;&lt;b&gt;La Jetée&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;’den alınmış. Filmdeki kaynağa yönelik en net referansı bu sahnede görüyoruz. (Aynı zamanda bu sahneler, muazzam derecede Hitchcock / Vertigo göndermesi ihtiva ediyor. Detaylı bilgi için IMDB'nin filmle ilgili Trivia bölümüne bakabilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Leland Goines Railly ile konuşup telefonu kapattıktan sonra, filmin Villain karakteri Dr. Peters’ın elinde altın sarısı bir sıvıyla doldurulmuş 7 tüp görüyoruz. Bunlar filmde iki kere atıfta bulunulduğu üzere, &lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Book_of_Revelation"&gt;Book of Revelation&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’da bahsedilen 7 tüpü temsil ediyor: Tanrı’nın öfkesiyle dolu yedi altın tüp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bugüne kadar hâlâ izlemediyseniz; gerek zaman yolculuğu kavramına getirdiği yorumlar, gerekse bilim-kurguya yönelik ciddi Hollywood yaklaşımları açısından çok şey kaybetmiş olduğunuzu söyleyebilirim. Tek önerim; klişe Hollywood bilim-kurgularına yönelik aklınızda ne varsa, hepsini silip öyle izlemeniz bu filmi... Yoksa olduğundan daha karanlık, ağır tempolu veya  sıkıcı gelebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-9109486079567399662?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/9109486079567399662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/twelve-monkeys-trivia-995.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/9109486079567399662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/9109486079567399662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/twelve-monkeys-trivia-995.html' title='Twelve Monkeys Trivia (1995)'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbgI4k8YwI/AAAAAAAABaw/9ZY4nhi_API/s72-c/twelve%252Bmonkeys.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-4877326022501181341</id><published>2011-01-07T13:56:00.000+02:00</published><updated>2011-01-07T13:56:19.270+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Gelecek Program: John Carpenter’s The Ward</title><content type='html'>&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" flashvars="&amp;amp;bandwidth=1351&amp;amp;dock=false&amp;amp;file=%2Fvod%2Fscvideos.frsucrave%2Fthe_ward.mp4&amp;amp;plugins=viral-2&amp;amp;streamer=rtmp%3A%2F%2Fvod01.netdna.com%2Fplay" height="320" src="http://screencrave.com/wp-content/plugins/flash-video-player/mediaplayer/player.swf" width="570"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.stumbleupon.com/su/Abtz0N/feedproxy.google.com/~r/screencrave/~3/WHWtndOZkp0/"&gt;Screencrave&lt;/a&gt; de benim gibi, eski kafalı korku filmlerinden hoşlanıyormuş. Hatta &lt;strong&gt;David Goyer - The Unborn&lt;/strong&gt; tespitine de %100 katılıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-4877326022501181341?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/4877326022501181341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/gelecek-program-john-carpenters-ward.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4877326022501181341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4877326022501181341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/gelecek-program-john-carpenters-ward.html' title='Gelecek Program: John Carpenter’s The Ward'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8254943667325596107</id><published>2011-01-07T13:03:00.003+02:00</published><updated>2011-01-08T20:09:18.969+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>Blogger'ları Üzüyorsunuz</title><content type='html'>Bu sözüm hem hiç kimseye, hem de herkese.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://lorelle.wordpress.com/2007/11/20/blog-struggles-bloggers-depression/"&gt;Blogger depresyonu&lt;/a&gt; bilinen birşeydir; saatlerce uğraşırsın, yazarsın, çizersin... 3 kişi yorum yapmayınca karar bağlarsın, şişersin, bozulursun. Bu, özellikle bayan olmayan ve Glitter'lı yemek tarifleri paylaşmayan tüm blogger'ların ömür boyu yaşamak zorunda bırakıldığı bir fazdır, çaresi yok. (Neyse ki benim mütevazi takipçi arkadaşlarım seksistlik veya sessizlik yapmıyorlar, hepsine müteşekkirim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbyvP7gGHI/AAAAAAAABa4/qkgqWxJlezE/s1600/blogdepressionpg1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbyvP7gGHI/AAAAAAAABa4/qkgqWxJlezE/s400/blogdepressionpg1.jpg" width="272" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ama gerçekten zor lan. Yani bir düşünün;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlükler dışında &lt;i&gt;-ki onda da eni-topu birkaç yazar-&lt;/i&gt; okumaya değer içeriğin bulunmadığı bir evrende (Türkçe içerik) bloglar bir hevesle patlamasaydı, yazarlar düzenli güncelleme yapabilmek için gece gündüz çalışmasaydı, Adsense kullanmayan tertemiz bloglar, gökten yağan elmalar gibi tepenize düşmeseydi, ne okuyacaktınız? O hergün ABC'ye, NBC'ye, HBO'ya gönderme yapan buz gibi İngilizce siteleri... Okuduklarınızı algılayışınız tıpkı anadiliniz gibi olsa bile, içinde yaşamadığınız bir toplumun, &lt;b&gt;&lt;i&gt;"ne demiş lan bu?" &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;diye sorgulayacağınız ruhsuz tabirlerini... 4Chan'de 15 dakika gülüp geçtiğiniz şeyleri... Ya da her yazısı 2 paragraf, 10 resimden oluşan, çeviriden ve videodan başka birşey içermeyen Network bloglarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu Blogger'ların kendilerini tatmin etmesine olanak sağlayan bir saha olduğu kadar, aslında sizlere de yarayan birşey. Ama maalesef, nankör anonymous'tan değer görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendim için söylemiyorum. Ben şikayet edecek lükse sahip değilim. 2010'u neredeyse bomboş geçirdim; sık güncelleme yapmadım, çok kere, çok fazla şeye üşendim. Ama kendini bu işe adayan, çok değerli görüşlerini, güzel bir dille paylaşan, kaliteli, irade ve ifade gücü yüksek blogların tek tek kapandığını, ya da artık güncellenmediğini görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal: &lt;a href="http://sanarist.blogspot.com/"&gt;Sanarist.&lt;/a&gt; Çok büyük kayıp. Adam kime kızdı da gitti, neye bozuldu da herşeyi silip takipçilerini ortada bıraktı bilmiyorum, ama anlıyorum. NTVMSNBC editöründen hallice bir sertlikte yazı yazan, görüş paylaşan herkesin kaderi eninde sonunda bu oluyor. Küfürler, hakaretler, saçma sapan yorumlar, 10 sayfalık yazıya 50 saniyelik sayfa görüntüleme ortalaması vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da &lt;a href="http://avagidenavlanir.wordpress.com/"&gt;Ava Giden Avlanır&lt;/a&gt;. Bak adam ne demiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Lan bu blog olayı çok saçma bişey değil mi? Yani neden yazıyorum ki? Niye bu kadar kasıyorum ki? “Abi napıyosan kendin için.” iyi kendim için yapıyosam bütün blog’u “private” yapıyım bitsin gitsin.  Bok. Hem de public bok. Buyur burdan yak.&lt;/blockquote&gt;Meselenin arz talep meselesi olduğunu biliyorum. Benim blogum da, istersem bambudan yapılan bir kıyafetle &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Fuck you Azzhole"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye bir şarkı yazıp, haftada 4 kere latin dansları ile renklendirilen VFX harikası videolar üreteyim, bir yemek tarifi blogu ya da makyaj blogu kadar ilgi görmeyecek. Veya anlaşılması güç, bunalımlı, küfürlü, premenstrual bir ablanın, erotik göndermeleri kadar edebi bulunmayacak. Anlıyorum. Ama bu adamlar, bundan çok daha iyisini hak ediyordu be!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sanarist&lt;/b&gt;, biraz ukala bir adam da olsa, sinema, teknik ve senaryo adına akademik kabul edilebilecek yazılar paylaşan ve düzenli olarak, sık sık güncellenen tek blogtu. Yazılarını da alıp gitmiş, eminim daha da dönmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya &lt;b&gt;&lt;i&gt;Ava Giden Avlanır&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;... Onlarca çizgi roman blogu içinde, yayın evi yalakalığı yapmaktansa kendine göre doğruları söylemeyi düstur edinmiş, cesur, akıcı bir üsluba sahip tek blogtu. Ondan daha iyi çizgi roman blogu olmadığını söylemiyorum, ama onun gibisi yoktu diyorum. Kesinlikle küstürülmeyi hak etmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sevdiğim bloglardan bir diğeri &lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://blogcuk78.blogspot.com/"&gt;Blogcuk78&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;'di. (İsmini takmayın.) Ama Aralık 15'ten bu yana güncelleme yapmamış. Eminim o da yorulmuştur, sıkılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle olunca; iki kelime tanım sıçtıktan sonra kendi bloguna link veren, ve yazdığı yüzeysel, saçma sapan yazılarla insanın içini karartan reklamcı Sözlük / Blog yazarlarına dönüyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aman blogum hit alsın, yorum gelsin, unutulmasın, yorum yapılsın.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işe yeni başlayanlar bilmiyorlar ki, eğer içeriğin jenerik değilse (Makyaj, Moda, Futbol, Yemek), ya da zayıfsa... Ne yaparsan yap, geridönen ziyaretçinin sayısı bellidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen bir &lt;b&gt;&lt;i&gt;22dakika&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; veya &lt;b&gt;&lt;i&gt;Pilli Network&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; uzantısı gibi olmadıkça, ilgili-ilgisiz tüm blogların altına, samimi olmayan beğeni yorumları yazıp kendi linkini döşenmedikçe, kendini hit için paralamadıkça, gelebileceğin nokta mıh gibi çakılıdır. Çünkü anonymous'ın vicdanı yok arkadaş! Ama böyle yapınca da ortalık çıfıt çarşısına dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseye blog açmayın, aynı konuda onlarca örneği var diye, siz de yazı yazmayın demiyorum. (Zaten ne haddime.) Ama dediğim ve istediğim şey, bu işi gerçekten bileğinin hakkıyla yapan adamlara biraz zaman ayırmanız. Bir cümle bile yazsanız, bir yorum, bir geirdönüş Blogger'ı mutlu eder. Yazma şevkini artırır, ilham verir, heyecanlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Son sözüm de Blogger'lara.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yazı yazmayı bıraktığım dönemlerde ya çok işim oluyordu, ya da maddi / manevi problemlerim. Ama hiçbir zaman &lt;b&gt;&lt;i&gt;"kimse okumuyor, meh"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye yazmamazlık etmedim. Paylaşmak istediğim şeyi bir kişiye bile ulaştırsam, benim için kârdır. Çünkü ben bunu para kazanmak, çevre edinmek, isim olmak ya da egomu tatmin etmek için yapmıyorum. Bu benim kendimi ifade ediş şeklim... Beni ben yapan şeylerden birisi. Blog tutmasaydım ne yapardım, bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin bana getirisi, hiçbir zaman negatif olmadı. O yüzden sık sık okuyucularınızı azarlamak, depresyona girmek, "kim için yazıyorum ki bunları?" demek yerine, siz sadece yazın. Size ve yazdıklarınıza değer veren, vakit harcayan ve paylaşayan birkaç kişi, birgün mutlaka olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edit:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSimC2-J9AI/AAAAAAAABbA/xVHMvcGft1E/s1600/blogdepressionpg2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSimC2-J9AI/AAAAAAAABbA/xVHMvcGft1E/s1600/blogdepressionpg2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSimR8e3FWI/AAAAAAAABbE/n8dV02q0b0I/s1600/blogdepressionpg3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSimR8e3FWI/AAAAAAAABbE/n8dV02q0b0I/s1600/blogdepressionpg3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSimZWl2o9I/AAAAAAAABbI/JHQ34ZTsPSY/s1600/blogdepressionpg4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSimZWl2o9I/AAAAAAAABbI/JHQ34ZTsPSY/s1600/blogdepressionpg4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSinrgHO85I/AAAAAAAABbQ/xOxtykjBuxk/s1600/blogdepressionpg5-721091.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSinrgHO85I/AAAAAAAABbQ/xOxtykjBuxk/s1600/blogdepressionpg5-721091.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSioAfxDrsI/AAAAAAAABbU/O9JKEAmrSmI/s1600/blogdepression6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSioAfxDrsI/AAAAAAAABbU/O9JKEAmrSmI/s1600/blogdepression6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-8254943667325596107?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/8254943667325596107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/bloggerlar-uzuyorsunuz.html#comment-form' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8254943667325596107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/8254943667325596107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/bloggerlar-uzuyorsunuz.html' title='Blogger&apos;ları Üzüyorsunuz'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSbyvP7gGHI/AAAAAAAABa4/qkgqWxJlezE/s72-c/blogdepressionpg1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-1914308213632327268</id><published>2011-01-06T23:21:00.001+02:00</published><updated>2011-05-30T14:48:00.251+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Terminator'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Battle: Los Angeles'/><title type='text'>Gelecek Program: Battle: Los Angeles ve Terminator'ümsü Soundtrack'i</title><content type='html'>2009'un başlarında bahsetmiştim Battle: LA'den. O zaman için proje ismi; bir Project 880 misali kod isim gibi duruyordu. Filmin tam isminin bu olup olmayacağını bilemiyorduk, ama olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSYxsoH2B8I/AAAAAAAABaU/MedBTfbu9BQ/s1600/battle-los-angeles-621x322.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSYxsoH2B8I/AAAAAAAABaU/MedBTfbu9BQ/s400/battle-los-angeles-621x322.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sizi lafa bulamadan hemen Trailer'larını paylaşayım; izlemeyen kalmış mıdır, bilmiyorum. (Ama kalmasın istiyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İlk Trailer&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ORb3zC8z94w?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ORb3zC8z94w?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İkinci Trailer&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/pqiFdOLkxVg?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/pqiFdOLkxVg?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Trailer'daki rahatsız şarkı Johann Johannsson'ın &lt;b&gt;"The Sun´s Gone Dim and The Sky´s Turned Black"&lt;/b&gt; adlı parçası. Ki bu parçadan hareketle kendisi için de bir yazı yazmak boynumuzun borcu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ama asıl bahsetmek istediğim şey ikinci Trailer'da.&lt;/b&gt;..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Lanet olası mükemmellikteki müzik size de Terminator'u hatırlatmıyor mu lan?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer hatırlatmadıysa DA, derhal asli görevimi yerine getirip Bilim-Kurgu külliyatının en değerli eserlerinden biri olan Terminator evrenine göndermede bulunan en küçücük yapımın değerini, bizzat gözünüze sokacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu Trailer'ın başladığı yer.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807503&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=ff0032"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807503&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=ff0032" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;   &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/trailer-begining"&gt;Trailer Begining&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu da Marco Beltrami'nin Terminator 3 için bestelediği Tx's Hot Tail adlı Soundtrack'ten bir bölüm.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807608"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807608" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/t3-begins"&gt;T3 Begins&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brad Fiedel'ın o ünlü, psikopat "Terminator Takip Ambiyansı" sesinden sonra &lt;b&gt;&lt;i&gt;-ki bilenler ne demek istediğimi anladı-&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; tüm Terminator Soundtrack'lerinin ortak noktası o ses olmuştur. Bear McCreary'den Marco Beltrami'ye, Terminator oyunlarındaki Score'lardan PodCast'lere kadar heryerde kullanıldı. Ben de kendi amatör denemelerimi yaptım ve sizlerle paylaşacağım. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şu örnek var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Trailer'ın bittiği yer.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807738&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=ff0032"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807738&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=ff0032" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;   &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/trailer-end"&gt;Trailer End&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu da yine &lt;/b&gt;&lt;b&gt;Marco Beltrami'nin Terminator 3 için bestelediği Tx's Hot Tail adlı Soundtrack'ten bir bölüm.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807825"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8807825" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/t3-ends"&gt;T3 Ends&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında orijinal Terminator 2: Judgment Day veya Bear McCreary tarafından bestelenen Terminator: The Sarah Connor Chronicles Soundtrack'lerinde de çok çok benzeyen yerler var; ama ne demek istediğim sanırım genel olarak anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi yaptığım örnekleri de paylaşayım; ki "Psikopat Terminator Takip Ambiyansı Sesi" derken neyi kastettiğim gün gibi doğsun yeryüzüne...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bunu Terminator Salvation'ın ünlü Teaser Trailer'ından esinlenerek Symphobia'da yapmıştım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808034"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808034" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/blg-hunter-killer-is-on-the-way"&gt;Blg - Hunter Killer Is On The Way&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bahsettiğim Teaser bu. Herhalde Terminator Salvation'a dair yapılan en güzel şey de budur.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/VYc3vOmof_8?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/VYc3vOmof_8?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bunu da Upcoming projem olan Terminator Fan Movie'si için yaptım; hadi size bir kıyak olsun :) Bu vesiyleyle kendisinden de ilk defa bahsetmiş oluyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808269"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808269" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/blg-hunter-killer"&gt;Blg - Hunter Killer&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Söz konusu&amp;nbsp;"Psikopat Terminator Takip Ambiyansı Sesi" için benim yaptığım çalışmalar :) Bunları evdeki KORG Trinity Synthesizer ile yapmıştım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808424"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808424" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/blg-terminator-the-chase-effect"&gt;Blg - Terminator The Chase Effect&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808478"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808478" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/blg-terminator-the-chase-two"&gt;Blg - Terminator The Chase Two&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ben hali hazırda böyle şeylere sardığım için; Trailer'ı izlerken elim ayağım heyecandan birbirine girdi. Adam Benny Benassi veya Royal Gigolos kafasıyla tek tek şehirleri sayarken arka planda çalan müzik, beynimin atmosferinden içeri dalıp yana döne bilinaçltı semalarıma düşen uzay mekiği gibi etki yapmadıysa ne olayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808570"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808570" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/massive-casualities"&gt;Massive Casualities&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aha bunun da neye benzediğini göstereyim, yoksa içim rahat etmez.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808716"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F8808716" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;  &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle/are-you-ok"&gt;Are you OK&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/bilgefoyle"&gt;BilgeFoyle&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahmin edebileceğiniz gibi Terminator: The Sarah Connor Chronicles'tan bir sahne :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, biliyorum normal değilim. Ama hayat böyle şeylere dikkat etmezsek, gerçekten bir halta benzemiyor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmden, ve yaklaşmakta olan gerçek istila tehditinden daha sonra uzun uzadıya bahsedeceğim. Zaten aldığım tüyolara göre güzel bir film olacakmış. Heyecanla bekliyoruz efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-1914308213632327268?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/1914308213632327268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/gelecek-program-battle-los-angeles-ve.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1914308213632327268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/1914308213632327268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/gelecek-program-battle-los-angeles-ve.html' title='Gelecek Program: Battle: Los Angeles ve Terminator&apos;ümsü Soundtrack&apos;i'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TSYxsoH2B8I/AAAAAAAABaU/MedBTfbu9BQ/s72-c/battle-los-angeles-621x322.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3753381462924159457</id><published>2011-01-01T18:10:00.001+02:00</published><updated>2011-01-18T13:57:05.845+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Life'/><title type='text'>2011'den Beklentiler</title><content type='html'>&lt;b&gt;1) Borç yiğidin kamçısıdır. Yiğitlikten sıkıldım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık borcum, harcım olsun istemiyorum. Banka ürünleri, kredi kartları, krediler, avanslar, şahsi borçlar vs. bu ıvır zıvırların hepsinin 2011'de sıfırlanmış olmasını istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2) Açıköğretim Fakültesi'nden sıkıldım. Bitsin istiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hali hazırda okurken çift anadal olsun diye hasbelkader yazıldığım ve ne hikmetse 4. sınıfa kadar geldiğim Kamu Yönetimi bölümünün bu sene bitmesini istiyorum. Sadece 4 ders var aslında, sadece biraz sıkıntıya katlanıp çalışmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3) Ehliyetsiz araba kullanmak istemiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehliyet almayı düşünüyorum. 2011'de ehliyet sınavı, kırtasiye püsürü, bürokrasi zıvırı gibi işlemlere zam gelmiş. Zamlı da olsa ehliyet almak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;strike&gt;4) The Foundry's Nuke öğrenmek istiyorum.&lt;/strike&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strike&gt;Temelini attık, ilk katı çıkmak için de 10 Ocak'a kadar vaktim var. Bu sene bittiğinde sadece Nuke kullanarak Skynet'i taklit edebilmek istiyorum.&lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;strike&gt;5) Smoke ile dumanlanmak istiyorum.&lt;/strike&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strike&gt;Elimin altındaki muazzam imkanlardan biri olan Autodesk Smoke'u heba etmeden, onu kullanmayı kötü bir alışkanlık kadar sıradan hale getirmek istiyorum.&lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;6) Maya ve Softimage ile konuşmak istiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. 2011'de bu iki programı karşıma alıp adam gibi konuşmak, duygularımı açıklamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;7) Kısa film / animasyon projemi bitirmek istiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gondvana'dan sonra daha sağlam ve gerçekçi temeller üzerine inşa ettiğim kişisel kısa film / animasyon projemin büyük kısmını 2011'de bitirmiş olmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;8) Kilo vermek, tipe gelmek istiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam 17 kilogram. Vücudumdaki yağ oranını %34 gibi muazzam bir rakamdan %10'ların altına düşürmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;9) Hamster gibi paso dönen çarklar, bantlar üzerinde debelenmeden, konulu ve felsefesi olan bir spor yapmak istiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu olarak yüzme havuzunu seçtim; yüzmek istiyorum. Felsefe açısındansa Uzakdoğu'nun güzide savunma sanatlarından biri tarafından ağırlanmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;10) Tüm bunların arasında aileme, arkadaşlarıma, yavrucaklarım bloglarıma ve sosyal medyanın geri kalanına Feedback kalitesi yüksek bir zaman ayırmak istiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şey mi istiyorum?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3753381462924159457?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3753381462924159457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/2011den-beklentiler.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3753381462924159457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3753381462924159457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2011/01/2011den-beklentiler.html' title='2011&apos;den Beklentiler'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-899863319247601716</id><published>2010-12-29T18:36:00.002+02:00</published><updated>2011-05-30T14:49:59.120+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3D'/><title type='text'>Bathtub (3D)</title><content type='html'>Dün English Russia'da gezerken Rus illüstrator Valery Barykin'in güzel bir illüstrasyonuna rastladım. (&lt;a href="http://(http://goo.gl/McqCE"&gt;Buradan bakabilirsiniz.&lt;/a&gt;) Anında ilham geldi ve günün konusu olan "küveti" yapmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtgy9-7AkI/AAAAAAAABZo/A2iIehUyVn4/s1600/Step1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtgy9-7AkI/AAAAAAAABZo/A2iIehUyVn4/s400/Step1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg1KqGKcI/AAAAAAAABZs/liHUZ1bO8vo/s1600/Step2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg1KqGKcI/AAAAAAAABZs/liHUZ1bO8vo/s400/Step2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg2yo58NI/AAAAAAAABZw/1BZO7SJXnQ0/s1600/Step3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg2yo58NI/AAAAAAAABZw/1BZO7SJXnQ0/s400/Step3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg5txxYII/AAAAAAAABZ0/LuVhlsvK4gM/s1600/Step4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg5txxYII/AAAAAAAABZ0/LuVhlsvK4gM/s400/Step4.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg7Xt7KSI/AAAAAAAABZ4/HSvQ7dWVJwc/s1600/Step5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg7Xt7KSI/AAAAAAAABZ4/HSvQ7dWVJwc/s400/Step5.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg9RN91PI/AAAAAAAABZ8/Oc_cxQl_r50/s1600/Step6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtg9RN91PI/AAAAAAAABZ8/Oc_cxQl_r50/s400/Step6.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Render'ı 20 dk sürdü, sonuç söyle birşeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRthQl8mFII/AAAAAAAABaA/f_dVKITThwo/s1600/BathTub%2528Orj%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRthQl8mFII/AAAAAAAABaA/f_dVKITThwo/s400/BathTub%2528Orj%2529.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çok temiz göründüğü için UV'si ve kaplamalarıyla biraz daha uğraştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRthldxzhaI/AAAAAAAABaE/wZQc8odlJM4/s1600/BathTubScene.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRthldxzhaI/AAAAAAAABaE/wZQc8odlJM4/s400/BathTubScene.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonra da sahneye sigara içen adam eklemeye üşendiğim için, aklıma ilk gelen fikri Photosop yardımı ile uyguladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRth0XyMIvI/AAAAAAAABaI/YJ4N3Yw72H4/s1600/BathTubScene_BloodBath.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRth0XyMIvI/AAAAAAAABaI/YJ4N3Yw72H4/s400/BathTubScene_BloodBath.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Burada da orijinali ile benim yaptığım versiyonun aynı karedeki karşılaştırması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtivSYK76I/AAAAAAAABaM/SvZ_ydpKPDA/s1600/karsilastirma.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtivSYK76I/AAAAAAAABaM/SvZ_ydpKPDA/s400/karsilastirma.jpg" width="400" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tek içime sinmeyen yer duş başlığının kordonu oldu, onu da Render aldıktan sonra Lattice ile düzeltmek aklıma geldi ama, işin açıkçası üşendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de şişelerle falan uğraşıyorum. Ama sanatsal bir faaliyet değil tabii, iş. O yüzden bloga koyamayacağım. Onun yerine bu gece neyle uğracağımı bir düşüneyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-899863319247601716?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/899863319247601716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/bathtub-3d.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/899863319247601716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/899863319247601716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/bathtub-3d.html' title='Bathtub (3D)'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtgy9-7AkI/AAAAAAAABZo/A2iIehUyVn4/s72-c/Step1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-2807460070336012811</id><published>2010-12-29T16:48:00.001+02:00</published><updated>2011-05-30T14:50:21.807+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><title type='text'>Gelecek Program: Falling Skies</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtJYqELXPI/AAAAAAAABZk/GTBfLLQSyZ4/s1600/falling_skies.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtJYqELXPI/AAAAAAAABZk/GTBfLLQSyZ4/s400/falling_skies.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Steven Spielberg prodüktörlüğünde DreamWorks Televizyon'un TNT Network'ü için sipariş ettiği Falling Skies'ın trailerı görücüye çıktı. Başrolünde ER'dan tanıdığımız Noah Wyle oynuyor; eski bir kolej öğretmeni olarak, Dünya'yı istila eden uzaylılara karşı bir grup askerle beraber savaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terminator Salvation ile tanıma talihsizliğini yaşadığımız Moon Bloodgood (ki talihsizlik olan kendisi değil, kendisine bir talihsizlik permütasyonu bahşeden Terminator Salvation'dır) ona başrolde eşlik edecek: İstila sonrası tramva yaşayan çocukları iyileştirmeye çalışan bir terapist rolünde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki sene Spielberg; DreamWorks'le beraber uğraşarak, bizi uzaylılara doyuracakmış gibi görünüyor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Buyrun Trailer:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/CILkO-NCL8c?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/CILkO-NCL8c?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-2807460070336012811?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/2807460070336012811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-falling-skies.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2807460070336012811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2807460070336012811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-falling-skies.html' title='Gelecek Program: Falling Skies'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRtJYqELXPI/AAAAAAAABZk/GTBfLLQSyZ4/s72-c/falling_skies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-2035458924984591890</id><published>2010-12-28T13:05:00.000+02:00</published><updated>2010-12-28T13:05:58.027+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komik'/><title type='text'>Kedilerin Komik Olmasındaki İnanılmaz Mantık Hatası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEGI8BtsI/AAAAAAAABZI/8xaa-3rnYCw/s1600/1158.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEGI8BtsI/AAAAAAAABZI/8xaa-3rnYCw/s1600/1158.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEKBrootI/AAAAAAAABZM/6D2upgf7_6o/s1600/1222.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEKBrootI/AAAAAAAABZM/6D2upgf7_6o/s1600/1222.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnENvqSXRI/AAAAAAAABZQ/MXGqHjqLqc8/s1600/1280.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnENvqSXRI/AAAAAAAABZQ/MXGqHjqLqc8/s1600/1280.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEP_seIAI/AAAAAAAABZU/bWjQHDCvccU/s1600/062110_2015_Funnymoment14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEP_seIAI/AAAAAAAABZU/bWjQHDCvccU/s1600/062110_2015_Funnymoment14.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnESiNiTxI/AAAAAAAABZY/fzbR69DRq74/s1600/111510_2110_Poorstupidc1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnESiNiTxI/AAAAAAAABZY/fzbR69DRq74/s640/111510_2110_Poorstupidc1.jpg" width="480" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEXTrSKiI/AAAAAAAABZc/xV4Bz-blRVg/s1600/1198.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEXTrSKiI/AAAAAAAABZc/xV4Bz-blRVg/s1600/1198.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEZgOdFpI/AAAAAAAABZg/AhTZ1zn4Nxk/s1600/1188.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEZgOdFpI/AAAAAAAABZg/AhTZ1zn4Nxk/s1600/1188.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-2035458924984591890?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/2035458924984591890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/kedilerin-komik-olmasndaki-inanlmaz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2035458924984591890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/2035458924984591890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/kedilerin-komik-olmasndaki-inanlmaz.html' title='Kedilerin Komik Olmasındaki İnanılmaz Mantık Hatası'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRnEGI8BtsI/AAAAAAAABZI/8xaa-3rnYCw/s72-c/1158.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-7994962859552321571</id><published>2010-12-27T21:05:00.000+02:00</published><updated>2010-12-27T21:05:28.470+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Cape'/><title type='text'>Gelecek Program: Cape (9 Ocak 2011) + 3 Bonus</title><content type='html'>NBC'nin 2011 için ilk bombası olan The Cape'ten daha önce &lt;a href="http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/10/nbcden-yeni-dizi-cape.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; bahsetmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjhQkpeIHI/AAAAAAAABZA/0tE0nqc3y1o/s1600/SummerGlauTheCape-thumb-550x366-53277.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjhQkpeIHI/AAAAAAAABZA/0tE0nqc3y1o/s1600/SummerGlauTheCape-thumb-550x366-53277.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dizinin başlamasına sayılı günler kala NBC yerinde bir karar vererek; Summer Glau ve dizinin kötü karakterlerini öne çıkaran iki Teaser yayınladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/N_SL_2nQpvA?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/N_SL_2nQpvA?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/F1e-y8jv5iw?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/F1e-y8jv5iw?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bunun dışında 3 tane önemli gelişme daha var.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1)&lt;/b&gt; H.R. Giger'ın eşi Carmen Scheifele, ünlü sanatçının Ridley Scott'ın Alien Prequel'i için tasarım yapmak istediğini söylemiş. &lt;a href="http://www.glanzundgloria.sf.tv/Nachrichten/Archiv/2010/12/16/Schweiz/Hollywood-ruft-nach-H.R.-Giger"&gt;Kaynak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2)&lt;/b&gt; Terminator ve Terminator 2: Judgment Day'in prodüktörlerinden Gale Anne Hurd, SAGA'nın geldiği noktadan memnun olmadığını ifade ederek "yeni bir Terminator filmi yapmakla ilgilenebileceğini" söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"It's very sad," says Hurd of the franchise's recent history. "You feel like you gave birth to something and it's been adopted and those adoptions haven't worked out. Of course I'd be interested in doing another one. I'd love it." &lt;a href="http://insidemovies.ew.com/2010/12/16/terminator-gale-anne-hurd-walking-dead/"&gt;Kaynak&lt;/a&gt; &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt; Katee Sackhoff (Battlestar Galactica'dan Starbuck) bedenini Courtney Love ile değiştirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRji6mAgkQI/AAAAAAAABZE/fLzshv__qm4/s1600/katee-sackhoff-sexy-evil-genius-thumb-550x477-53564.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRji6mAgkQI/AAAAAAAABZE/fLzshv__qm4/s1600/katee-sackhoff-sexy-evil-genius-thumb-550x477-53564.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-7994962859552321571?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/7994962859552321571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-cape-9-ocak-2011-3.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/7994962859552321571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/7994962859552321571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-cape-9-ocak-2011-3.html' title='Gelecek Program: Cape (9 Ocak 2011) + 3 Bonus'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjhQkpeIHI/AAAAAAAABZA/0tE0nqc3y1o/s72-c/SummerGlauTheCape-thumb-550x366-53277.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-3659784129567850696</id><published>2010-12-27T20:28:00.000+02:00</published><updated>2010-12-27T20:28:38.053+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV Show'/><title type='text'>Gelecek Program: Doctor Who Season 6</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Fazla birşey söylemeye gerek yok.&lt;/strong&gt; Buyrun Trailer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/5XuS2dVlbAQ?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/5XuS2dVlbAQ?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-3659784129567850696?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/3659784129567850696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-doctor-who-season-6.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3659784129567850696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/3659784129567850696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-doctor-who-season-6.html' title='Gelecek Program: Doctor Who Season 6'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-4923731175914081232</id><published>2010-12-27T20:20:00.000+02:00</published><updated>2010-12-27T20:20:46.826+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Gelecek Program: I'm Number Four (2011)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjX4vtM7CI/AAAAAAAABY4/UYQAINn-fp8/s1600/N4Header.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Ne günlere geldik lan!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Bay'in "Producer", Steven Spielberg'in "Executive Producer" olduğu bir Thriller Hollywood'un PeakPoint'lerinden biri olan Şubat 18'de gösterime giriyor ve bu işin bütçesi yalnızca -aşağı - yukarı- 60 Milyon Dolar. J.J. Abrams'ın Televizyon ruhu ile kotardığı düşük bütçeli / yüksek gelirli işler, Bilim Kurgu ve Thriller'da 200K'dan aşağı sıçmayan yönetmenlerimiz Bay ve Spielberg'i gaza getirmiş belli ki... &amp;nbsp;Oyuncular arasında star yok, efektler de bir Buffy bölümü tadında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjX4vtM7CI/AAAAAAAABY4/UYQAINn-fp8/s1600/N4Header.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjX4vtM7CI/AAAAAAAABY4/UYQAINn-fp8/s1600/N4Header.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Post-pişik Sarah Connor pozları ile alevlerin arasından çıkıp gelen Teresa Palmer'ı 2010'un en kötü şeyi olan The Sorcerer's Apprentice'ten tanıdım. Öyle günlere geldik ki; Tricia Helfer'ın Number 6 olduğu günler geçmişte kalmış, bu bebe kendi evreninde bir Number 6 olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Bay ve Steven Spielberg'in herkesin iyiliği için 90'larda kalması gerektiğini biz anladık; ama Dreamworks 2008'de batmasına rağmen hala anlamamış. Belki Dreamworks'ü falan da aldı zaten bu adamlar... Hiç araştırmadım ama, vallahi beklerim. Çünkü bu kadar klişe, bu kadar çakma, bu kadar hüzün verici yüzeysellikte işlenen bir konuyu, iki dev yönetmen egosuna sığdırabilmek için anca stüdyo sahibi falan olmak lazım... &lt;strong&gt;Aha buyrun Extended Trailer:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/yzrJ8jLUpoI?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/yzrJ8jLUpoI?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjYlnFJNVI/AAAAAAAABY8/4rILZJAXsTg/s1600/I_Am_Number_Four_Poster.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjYlnFJNVI/AAAAAAAABY8/4rILZJAXsTg/s320/I_Am_Number_Four_Poster.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Diğer oyuncuları da hemen herkes şıp diye tanımaz. Filmin esas kızlarından Dianna Agron Glee'de ve Heroes'da oynamış; ama ben ne &amp;nbsp;herhangi bir müzikali tanırım ne de Heroes'un 1.ci sezonundan sonrasını...&amp;nbsp;Filme adını veren karakter Number 4'u ise Alex Pettyfer canlandırıyor. 2010'un En'ler listesinde kimsenin izlememi beklemeyeceği bir film olarak tanımladığım, gizli aşkım Wild Child'tan bilirim ben bu veledi... Tabi 2 senede veletlikten çıkmış, bildiğin herif olmuş kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Jobie Hughes ve James Frey tarafından yazılan kitabını okudum, ne de biraz öncesine kadar bu film hakkında bir bilgim vardı. Youtube'da Trailer'ına rastlayınca buraya da aktarayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;Youtube'daki yorumlardan anladığım kadarıyla filmin konusu kitaptan farklı. Zaten bana kalırsa konunun özeti şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Voldermort içeren Roswell.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Oyunculuklar o kadar kötü ki, Trailer'ın can alıcı bir yerine herhangi bir konuşmanın denk gelmemesi için resmen uğraşmışlar. Efektler de kesinlike Buffy için yapılmış, ama 1997'de kullanılmayan proje dosyalarından yararlanarak oluşturmuşlar. Çünkü bu derece sıradan olan efektlerin çok iyiymiş gibi pazarlandığını en son o zaman gördüm. Herhalde ILM son yıllarda yaptığı en kolay iştir. (Marti Noxon bu işin screenplay'ini yapmış valla, Buffy teorim kesinlikle boşa gitmedi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de anladığım kadarıyla 35mm çekildiği halde direk IMAX'e geliyor. Yani bu da conver'tılmış güzelliklerden biri. Estetikli, doğal değil. Bir de 3D'den para kırarlar. Bu film bütçesini çıkarır. (100 M civarı hasılat öngörüyorum. Tabii ergenler beni yanıltıp bu işten de Twilight gibi bir fenomen yaratabilirler. Ama başroldeki cicilerle zor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım beklentilerimizi aşar ve mucizevi bir biçimde iyi bir film olur. Zira ben ikinci bir Jumper vakası ile karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-4923731175914081232?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/4923731175914081232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-im-number-four-2011.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4923731175914081232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4923731175914081232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/gelecek-program-im-number-four-2011.html' title='Gelecek Program: I&apos;m Number Four (2011)'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRjX4vtM7CI/AAAAAAAABY4/UYQAINn-fp8/s72-c/N4Header.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-4188764755479698777</id><published>2010-12-27T17:10:00.000+02:00</published><updated>2010-12-27T17:12:42.097+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3D'/><title type='text'>The Tunnel</title><content type='html'>Ne zamandır Maya ile ilgilenemiyordum. Hem hastalık, hem halsizlik, hem başka işler, hep bahaneler vardı... Bugün aramızdaki ayrılığa bir son vermeye niyetlenerek "Ne yapsam?" diye düşünmeye başladım. Öyle sağda-solda gezinirken CGTuts'daki basit ama eğlenceli bi Tutorial'a denk geldim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cg.tutsplus.com/tutorials/autodesk-maya/making-of-the-tunnel-in-maya-and-photoshop-day-1/"&gt;Making of “The Tunnel” in Maya and Photoshop&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin orijinal çıktısı aşağıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://d2d04grx5ahzvh.cloudfront.net/061_Maya_Tunnel/Final%20Effect%20Preview%20(Hi-Rez).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://d2d04grx5ahzvh.cloudfront.net/061_Maya_Tunnel/Final%20Effect%20Preview%20(Hi-Rez).jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;© 2010 Envato, Abed Ibrahim And CGTuts&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sabah 11:30'da başlayan macera 17:00'de bitti. Nuke'e o kadar elim alışmış ki, onun kısa yolları ile Viewport'da dolaşmaya çalışmak bugünün eğlencesi oldu. Tabii bir klasik olarak çöken Prefs ayarları yüzünden, Hypershade'te olmayan Work Area'dan yararlanamadan input bağlama çırpınışını da unutmayalım. Yaptığım onlarca özelleştirme yalan olacağı için, Prefs klasörünü silmek zorunda olduğum gerçeği ile son dakikaya kadar yüzleşemedim. Bu da bana tam 1 saate maloldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sırf bloga yazacak birşey olsun diye işin aşamalarını kaydettim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqnj9uueI/AAAAAAAABYU/RcnvqNR3MJY/s1600/Tunnel01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="171" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqnj9uueI/AAAAAAAABYU/RcnvqNR3MJY/s400/Tunnel01.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqpAmwAqI/AAAAAAAABYY/s3KIN1faEIY/s1600/Tunnel02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="171" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqpAmwAqI/AAAAAAAABYY/s3KIN1faEIY/s400/Tunnel02.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqsCfJn2I/AAAAAAAABYc/kuXFXhMl_U4/s1600/Tunnel03.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="171" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqsCfJn2I/AAAAAAAABYc/kuXFXhMl_U4/s400/Tunnel03.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqujuQpSI/AAAAAAAABYg/jNJ1il_varM/s1600/Tunnel04.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="171" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqujuQpSI/AAAAAAAABYg/jNJ1il_varM/s400/Tunnel04.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;Sonra da sahneyi renklendirmek için biraz özelleştirdim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqxbsGnXI/AAAAAAAABYk/_RhYEWGlf1E/s1600/Tunnel05.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="171" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqxbsGnXI/AAAAAAAABYk/_RhYEWGlf1E/s400/Tunnel05.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Render'ı ile uğraşmak zevkliydi. Pass render almadım, sadece Photoshop'ta birkaç renk düzenlemesi yaptım o kadar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRirgIv8w3I/AAAAAAAABYo/lowyIYw02Tw/s1600/No+Pod.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="261" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRirgIv8w3I/AAAAAAAABYo/lowyIYw02Tw/s400/No+Pod.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRirxnCZiQI/AAAAAAAABYs/xBPxORe8rMs/s1600/Original+Tunnel+With+Pod.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="261" src="http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRirxnCZiQI/AAAAAAAABYs/xBPxORe8rMs/s400/Original+Tunnel+With+Pod.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRir0xJE2nI/AAAAAAAABYw/UCfENMdfbf8/s1600/TunnelBig+01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://2.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRir0xJE2nI/AAAAAAAABYw/UCfENMdfbf8/s400/TunnelBig+01.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRir3LczQJI/AAAAAAAABY0/YvEQTdT-EPs/s1600/TunnelBig+02.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRir3LczQJI/AAAAAAAABY0/YvEQTdT-EPs/s400/TunnelBig+02.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra bunla ilgili başka şeyler de yapabilirim. Şimdilik böyle kalsın bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8837019119331721443-4188764755479698777?l=thescifichronicles.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/feeds/4188764755479698777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/tunnel.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4188764755479698777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8837019119331721443/posts/default/4188764755479698777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://thescifichronicles.blogspot.com/2010/12/tunnel.html' title='The Tunnel'/><author><name>E.Bilge Çınar</name><uri>https://profiles.google.com/110491465021372088035</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-3tXOxb06uTU/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAACCo/NTwVm_fsxys/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Gbb2rD5nhdA/TRiqnj9uueI/AAAAAAAABYU/RcnvqNR3MJY/s72-c/Tunnel01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8837019119331721443.post-8914584041047951812</id><published>2010-12-26T20:20:00.000+02:00</published><updated>2010-12-26T20:50:45.766+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Movies'/><title type='text'>Black Swan: Kuğu Gölü Balesi'nin Şizofrenik Temsili</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Hastalık belirtisi: 
